Müsilaj giderek artıyor

Deniz salyası (müsilaj) yoktan var olan, birden ortaya çıkan bir şey değil. Denizlerde senede bir iki kez olan ama kar yağışı gibi ince ince izlenebilen bir doğa olayı. Kaynak çok daha lokal, asıl sebep çok daha yakın: Kirlilik. Bu endişe verici durumu sualtında da gözlemledik.

Her ay burada buluştuğumuzda genel olarak iklim değişimi ve çevre gibi konulardan konuşuyoruz. Çünkü baktığımız zaman aslında hayatımızın her alanında rastlayabiliyoruz iklim değişiminin izlerine, doğrudan veya dolaylı. Bu sene başımızın büyük bir derdi olarak önümüze çıkan müsilaj olayında da küresel ısınmanın tetikleyici bir etkisi var, ancak bu sefer durum daha farklı. Kaynak çok daha lokal, asıl sebep çok daha yakın: Kirlilik.

AZOT YÜKÜYLE ARTIYOR

Geçen ay da bahsettiğimiz gibi müsilajın meydana gelmesinde birden fazla etmen var; denizin ısınması, rüzgâr, akıntılar, vs. Fakat ana faktör kesinlikle kirlilik. Temel olarak döngü şu: Denize arıtılmadan veya yetersiz arıtma ile dökülen atıklar sudaki azot ve fosfor miktarını artırıyor. Daha çok bu maddelerle beslenen fitoplanktonlar da azotu buldukça yiyor, doyup doymadığına bakmıyor, yedikçe yiyor, bu da beslenip gelişmesine, olağanüstü artışına neden oluyor. Normal koşullarda da bu planktonun müsilaj salgıladığını görebiliriz belki ancak absürt olan durum, sayılarındaki anormal artışla birlikte bu salınan salgının da çok fazla artması. Üstelik öyle kısır bir döngü ki, denizdeki mikrop veya bakteri gibi canlılar bu müsilajı kemirmeye, parçalamaya çalışıyor, hatta köpüklü yapıda olmasının sebebi de bu. Peki bu parçalanma sırasında ne oluyor biliyor musunuz? Amonyum açığa çıkıyor, yani bir çeşit azot. Dolayısıyla, azottan beslenen fitoplankton daha da çoğalıp yeni salgılarını üretmeye devam ediyor. Denizdeki azot yükü arttıkça müsilaj da artıyor. Bu arada deniz salyası yoktan var olan, birden ortaya çıkan bir şey değil. Denizlerde bazen, mesela senede bir iki kez olan ama kar yağışı gibi ince ince izlenebilen bir doğa olayı. Dolayısıyla tam da bahsettiğim gibi, olay sayıdaki anormal artış. Öyle bir artış ki bu yüzeyde gördüğümüz, toplam müsilajın yalnızca binde 1’i. Yüzde 1’i bile demiyorum ne yazık ki, binde 1’i. Yani buz dağının görünen kısmı bile değil.

SUALTINDAKİ TABLO KORKU FİLMİ GİBİ

Görünmeyen kısmı için, Erdek’te yaptığımız dalıştan bahsedeyim size. Önce ilk 5 metrede gördüğümüz, yer yer ve ince ipliksi yapıda müsilajların olduğu hafif bulanık bir denizdi. Sonrasında bu bulanıklık giderek arttı ve 15. metreden sonra artık tamamen karanlık bir denizle karşılaştık ki, bu seviyelerde ışıksız da belli bir mesafeye kadar görüş sağlanabilir normal şartlarda. Bizim karşılaştığımız ise korku filmi gibi bir tabloydu açıkçası. Üzeri çarşaf çarşaf müsilajla kaplanmış, oksijensizlikten yaşamını yitiren canlılar. Işıksız hareket edemeyecek kadar karanlık bir deniz. Balıklar yavaş yavaş bu ortamdan kaçıp kendini kurtarıyor ancak, bazı sabit deniz canlıları, mesela süngerler giderek ölüyor. Bizim daldığımız alanda sünger kolonilerinin neredeyse tamamı ölmüş durumdaydı. Süngerler, larvalar için de koruyucu bir alan aslında. Yani, müsilaj şimdiyi de öldürüyor, sonrayı da. Birkaç sene sonra hatta daha kısa bir zamanda buralardaki balıkların hem sayısında hem çeşidinde ciddi azalmalar görülecek.

HEM İNTİHAR HEM KATLİAM

Denizler havada soluduğumuz oksijenin yüzde 50’sini sağlıyorlar. Ve biz denizi öldürerek aslında kendimizi öldürüyoruz. Evet, tam olarak böyle. Çünkü havadan aldığımız oksijenin yarısı denizin diplerinde yaşayan mercanlar, kabuklular, süngerler, bir dolu canlı sayesinde oluyor; onların yaşamı devam ettirmesiyle, larvalara yuva olmasıyla, tür çeşitliliği sağlamasıyla. Ama biz ne yapıyoruz? Oksijeni bitirerek nefes almalarına engel olduğumuz yetmiyormuş gibi, bir de böyle müsilaj gibi yapılarla üzerlerine örtü örtüyoruz. Sualtı yaşamı deyince bize uzakmış gibi gelebilir, asıl evimiz değilmiş gibi. Ama doğa bütünüyle evimiz, yaşam alanımız. Herhangi bir yerde oluşan zarar bizi de etkiliyor, tüm ekolojiyi de. Sağlıcakla kalın, bunun için denizlere iyi bakın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.