Deniz kirliliğiyle mücadele

Geçen ay bu köşede kara kökenli deniz kirliliğine ilişkin hukuki çerçeveyi genel hatlarıyla ele almıştık. Her ne kadar deniz kirliliğinin en önemli müsebbibi kara kaynaklı olsa da yine de denizcilik faaliyetlerinin deniz çevresi ve atmosfer üzerinde birtakım olumsuz etkileri olduğu da aşikâr. Dolayısıyla bu yazıda gemi kaynaklı deniz kirliliği bağlamında deniz çöpleri ve özellikle plastik sorununu irdeleyeceğiz.

Galiba engin denizlerin uçsuz bucaksız oluşu bazen bizleri büyük bir yanılgıya düşürüyor. Denizlere ne atarsak atalım tuzlu su ve yüksek dalgaların onları geri dönüşüme tabi tutacağını sanıyoruz. Maalesef, denizler bütün ihtişam ve görkemine rağmen insanoğlunun doymak bilmeyen hırsları ve vurdumduymazlığıyla başa çıkamıyor artık. Evrenin tek bir ekosistem olduğunu unutmanın bedelini mevcut kuşaklar olarak ödemeye çoktan başladık. 

İngiliz yazar ve deniz araştırmacısı Sir Arthur C. Clarke’ın mealen şu anlama gelen sözünü oldum olası çok severim: “Açıkça okyanus olduğu halde bu gezegene yeryüzü demek ne kadar da yakışıksız.” Evet, belki bizim doğal habitatımız karalar ancak bu durum denizlerle ortak bir yazgıyı paylaştığımız gerçeğini de değiştirmiyor. 

DENİZ ÇÖPLERİ

Maalesef artık tertemiz berrak suları görmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Günümüzde Arktik bölgede dahi plastik çöpler görülüyor. Kütleler halinde okyanuslarda dolaşan plastik adalar bile var. Bunlar sadece maviliklerin büyüleyici güzelliğini bozmakla kalmıyor aynı zamanda deniz hayatının sürdürülebilirliği konusunda da kuşkuları artırıyor. Aslında bu buzdağının yalnızca görünen yüzü. Yüzeyde görülen plastiğin denizlerdeki toplam plastiğin sadece yüzde 1’ine tekabül ettiği, yüzde 99’unun ise su yüzeyinin altında kaldığı belirtilmektedir. Kullanım ömrü birkaç dakika olan bir pipet ya da pet şişenin denizlerde yüzlerce yıl kaldığı gerçeği de konunun vahametini gösteriyor.

Her yıl takriben 8 milyon ton plastiğin maalesef okyanuslarla buluştuğu tahmin ediliyor. Sözkonusu miktarın önlem alınmadığı takdirde 2030’da ve 2050’de üst üste ikiye katlanması beklenmektedir. 2050 yılında ise deniz ve okyanuslarda toplam balık miktarına eş plastik görüleceği tahmin edilmektedir. 

Her ne kadar henüz haritalarda yerini almamış olsa da okyanuslarda yüzer halde bulunan beş adet büyük plastik ada (ikisi Pasifik, ikisi Atlantik biri ise Hint Okyanusu’nda) var. Tabiatıyla bunlar deniz hayatını tehdit ediyorlar, ayrıca küresel ısınmaya da katkıda bulunuyorlar. Sözkonusu plastik adaların kütleleri giderek büyüyor. Örneğin, Kuzey Pasifik’te yer alan plastik adanın büyüklüğünün neredeyse Almanya, Fransa ve İspanya’nın toplam yüzölçümüne yakın olduğu dile getirilmektedir. 

Denizlerde en sık rastlanılan çöpler ise naylon poşetler, plastik su şişeleri, sigara izmaritleri, balık ağları ve tek kullanımlık plastik mutfak malzemeleri. Özellikle pandemiyle birlikte maske ve eldivenler de maalesef denizlerle buluştu. Bu çerçevede özellikle uzun yıllar boyunca yüzebildiği için plastik çöpler büyük tehdit arz ediyor. Denizlerdeki anılan envaiçeşit plastik zamanla partiküllere dönüşmekte ve maalesef en küçük organizmadan balinalara kadar bütün deniz canlıları ise bunları besin oldukları yanılgısıyla tüketmektedirler. Ayrıca denizlerde kaybolan ya da bırakılan balık ağları da büyük bir drama neden olmaktadır. Hayalet ağlara balıklar, deniz kaplumbağaları, köpek balıkları, yunuslar ve hatta bazı balinalar takılıp kalmaktadırlar. Öte yandan, denizde başıboş dolaşan plastik ve atıklar yalnızca çevre ve sağlık sorunlarına yol açmamakta aynı zamanda seyir güvenliği bakımından da risk arz etmektedir. Örneğin, plastik çöpler pervaneye ve çapaya dolanarak teknelere külfetli masraflar da çıkartabiliyor.

DENİZ ATIKLARIYLA MÜCADELEDE MARPOL’ÜN ÖNEMİ

Esasen gemi kaynaklı deniz kirliliği kara kaynaklı kirliliğe nispetle çok daha sıkı bir şekilde regüle edilmiştir. Bu bağlamda birçok önemli hukuki enstrüman bulunmaktadır. Gemi kaynaklı kirlilik denildiğinde akla ilk gelen olaylardan birisi 1967 yılında vuku bulan “Torrey Canyon” hadisesi. Bahse konu olayda, Torrey Canyon adlı süper tanker Kuveyt’ten aldığı yaklaşık 120.000 ton ham petrol yüküyle seyrederken İngiltere açıklarında kayalıklara çarparak o zamana kadar meydana gelen en büyük petrol sızıntısı olayına sebep olmuştur. Kaza esnasında ilk anda 30.000 ton akabinde ise tankerdeki bütün petrol yükü denize dökülmüştür. Birçok farklı yöntem kullanılmasına rağmen petrol sızıntısının durdurulmasının mümkün olmadığının anlaşılması üzerine tanker enkazından sızan petrolün neden olacağı deniz kirliliğinin azaltılabilmesini teminen İngiltere alışılmadık bir yönteme başvurmak durumunda kalmıştır. Bu kapsamda petrolün geniş deniz alanlarına yayılmasını önlemek maksadıyla savaş uçakları Torry Canyon enkazını üç gün süreyle havadan defalarca sorti yapmak suretiyle ağır şekilde bombalamışlar ve tanker enkazını imha etmişlerdir. Bu operasyon kısmen başarılı olmuş ancak yine de bu kaza İngiltere’nin güneybatı sahillerinde büyük bir çevre felaketine yol açmıştır. Söz konusu meşum olay, deniz çevresinin korunmasının önemini yeniden gündeme getirmiş ve Denizlerin Gemiler Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin (MARPOL) 1973 yılında kabul edilmesini tetiklemiştir. 

Torrey Canyon hadisesinin akabinde 1977 yılında meydana gelen başka bir kazada ise 227.000 ton ham petrol yüklü Amoco Cadiz adlı tanker dümen arızası nedeniyle Fransa açıklarında karaya oturmuş ve taşıdığı bütün petrol denize sızmıştır. Amoca Cadiz olayı o dönemde Torrey Canyon’un kötü şöhretini elinden almıştır. Bahse konu kaza nedeniyle ve MARPOL 73’teki bazı eksikliklerin giderilmesi amacıyla anılan Sözleşme 1978 Protokolüyle modifiye edilmiştir. Dolayıyla Sözleşme MARPOL 73/78 olarak bilinmektedir. 

Elbette, insanların denizlere çöp öğütücüsü muamelesi yapmaması eğitim ve kültürle de ilgili bir mesele. Ancak bu konuda insanlığın ortaya koyduğu ortak kötü performans sebebiyle devletler sıkı kurallar oluşturmak zorunda kalmıştır. Nitekim, BM’nin denizcilik alanındaki uzmanlık kuruluşu olan Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) en temel sorumluluk alanlarından birisi de deniz çevresinin korunmasına yönelik uluslararası kural ve standartları içerecek şekilde düzenleyici hukuki çerçevenin oluşturulmasıdır. IMO’nun köşe taşlarından biri olan MARPOL çerçevesinde gemi kaynaklı muhtelif kirliliğin önlenmesine ilişkin olarak taraf devletlerce mutabık kalınan düzenlemeler sözleşmenin altı ayrı ekinde yer almaktadır. Bunlar, özetle; Petrol Kirliliğinin Önlenmesine İlişkin Ek, Zararlı Sıvı Maddelerle Kirlenmenin Kontrol Altına Alınmasına İlişkin Ek, Ambalajlı Maddelerden Kaynaklanan Kirliliğe karşı Ek, Pis Sulardan Kaynaklanan Kirliliğe Karşı Ek, Gemi Kaynaklı Hava Kirliliğine Karşı Ek ve Gemi Kaynaklı Çöp Kirliliğine Karşı Ek’tir (Ek V). 

MARPOL EK V

Gemi çöpleriyle kirliliğin önlenmesine ilişkin kurallar MARPOL’ün beşinci ekinde yer almaktadır. Ek V çerçevesinde her türlü gıda, atık, plastik, yük kalıntısı, kül, yemek yağı ve balık avlama malzemesi çöp olarak kabul edilmektedir. Söz konusu Ek, 2011 yılında revize edilmiş ve yeni hali 2013 yılında yürürlüğe girmiştir. Ek V ticari gemilerden sabit platformlara ve gezi teknelerinden ticari yatlara kadar her tür deniz aracı bakımından geçerlidir. Dolayısıyla, aksi açıkça belirtilmediği takdirde Ek V her tür deniz aracını kapsamaktadır. Halihazırda Ek V’e küresel ticari denizcilik tonajının yüzde 98.49’una tekabül eden 155 ülke taraftır. Türkiye de Ek V de dahil olmak üzere MARPOL’ün bütün eklerine taraftır. 

Bu bağlamda, Ek V gemi kaynaklı çöp kirliliğinin azaltılması ve mümkün olduğu takdirde bütünüyle bertaraf edilmesine matuftur. Bu kapsamda, Ek V genel itibarıyla gıda artıkları ve temizlik maddelerine ilişkin bazı istisnalar haricinde her türlü çöpün denizlere atılmasını ilke olarak yasaklamaktadır. Ek V, ayrıca plastiklerin herhangi bir deniz alanında deşarjını tamamen yasaklamakta, ayrıca diğer bazı çöp maddelerinin ise kıyı kesimlerine yakın bölgelere ve özel alanlara dökülmesini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Mesela, özel alanlarda çöp deşarjı 12nm mesafede yemek artıkları hariç tamamen yasaktır. MARPOL çerçevesinde bahse konu özel alanlar diğer deniz bölgelerine nazaran oşinografik veya ekolojik koşullar tahtında daha yüksek korumaya mazhardır. Hâlihazırda, Ek V çerçevesinde sekiz deniz bölgesi özel alan statüsündedir. Kural 14 kapsamında çevre denizlerimiz olan Akdeniz ve Karadeniz de bunlar arasında zikredilmektedir. 

MARPOL EK V ÇERÇEVESİNDEKİ YÜKÜMLÜLÜKLER 

Bütün deniz araçları, MARPOL hükümlerini gerek ulusal gerek uluslararası seyirlerinde yerine getirmekle yükümlüdür. Bu meyanda, devletlerin MARPOL kapsamında farklı şapkaları altında bir dizi yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu çerçevede bayrak devletlerinin gemilerinin uluslararası kural ve standartlarla uyumluğu olduğunu ve liman devletlerinin limanlarına uğrak yapan yabancı bayraklı gemilerin gerekli standartlara riayet etmesini sağlamakla mükelleftir. Kıyı devletlerinin ise kendi deniz yetki alanlarında deniz çevresinin korunmasına ilişkin bir dizi hak ve ödevi bulunmaktadır. Bu bağlamda, örneğin Liman Devleti Kontrolü (PSC) çerçevesinde yabancı bayraklı gemiler denetlenebilir ve çöplerin neden olduğu kirlilik konusunda mürettebatın yeterince eğitimli olmadıkları kanaatinin hasıl olması halinde uygun eğitim zorunluluğu getirilebilir hatta gemilerin tutuklanması dahi söz konusu olabilir.

Kural 1’e göre yemek atığı, evsel ve operasyonel atıklar, bütün plastikler, yük atıkları, yakma fırın külü, pişirme yağları, balık tutma ağı ve hayvan leşi çöp olarak nitelendirilmektedir. Ancak taze balık ve seyir sırasında tutulan balıklar çöp kapsamında değerlendirilmemektedir. Hangi tür çöpün deniz araçları tarafından hangi deniz alanında (3nm – 12nm uzaklık) deşarj edilebileceği ise hususu ise Ek V’in 4. ve 6. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. 

Kural 10/1 çerçevesinde, 12 metreden daha uzun olan bütün gemilerde ve sabit ya da yüzer platformlarda gemi mürettebatı ile yolcuları bilgilendirmek üzere çöplerin yönetimi ve boşaltılmasına ilişkin uyarıcı afişler asılmalıdır. 

Her ne kadar MARPOL’e taraf devletlerin önemli yükümlülükleri olsa da bazı ciddi kazanımları da bulunmaktadır. Bunun başında ise diğer taraf devletlerin gemileri tarafından kendi deniz alanlarının kirletilmemesi gelmektedir.

ÇÖP KAYIT DEFTERİ 

Kural 10/3 çerçevesinde, diğer taraf devletlerin liman veya terminallerine sefer yapan 400 GT veya 15 kişi üzerinde taşıma kapasitesi bulunan bütün deniz araçları “Çöp Kayıt Defteri” bulundurmak zorundadır. Söz konusu deftere deşarj, imha ve atık yakımına ilişkin bütün detayların kaydedilmesi zorunludur. Anılan defterin son kayıttan itibaren iki yıl süreyle saklanması icap etmektedir. Ayrıca, defterin düzenli şekilde tutulması esasen çöplerin akıbetinin net bir şekilde bilinmesini, dolayısıyla da yanlış bir ceza uygulamasına maruz kalınmasını da önleyebilir. Çöp Kayıt Defteri’nin standart formu Ek 5’in lahikasında yer almaktadır. 

ÇÖP YÖNETİM PLANI

Kural 10/2 çerçevesinde 100 GT üstündeki bütün gemiler ile 15 kişiden fazla kişi taşıyabilen bütün gemiler ve sabit ya da yüzer platformlar gemi çalışanlarının uyması zorunlu olan çöp yönetim planı taşımakla mükelleftirler. Bahse konu planda, sorumlu kişilerin belirlenmiş olması da gerekmektedir. Anılan planda, gemide oluşan çöpün toplaması, tasnifi, depolanması, işlenmesi, imha edilmesine ilişkin bilgiler ile gerekli ekipmanın kullanılmasına ilişkin yazılı prosedürlerin de bulunması gerekmektedir. 

LİMAN ATIK KABUL TESİSLERİ

Elbette deniz araçlarının MARPOL bağlamındaki yükümlüklerini yerine getirebilmesi liman ve terminallerde yeterli atık kabul tesislerinin bulunmasına bağlı. Bu bağlamda, Kural 8’e göre taraf devletler liman ve terminallerde ilgili geminin seferini aksatmadan o geminin çöplerini, oluşturduğu atık toplama merkezlerine aktarabileceği yeterli sayıda atık kabul tesisi oluşturmakla mükelleftir.

DİĞER HUKUKİ DÜZENLEMELER 

Esasen bu konuda MARPOL’ün yanı sıra başta BMDHS, teamül hukuku, Londra Sözleşmesi, IMO kararları, BM deklarasyonları, AB direktifleri, birçok bölgesel anlaşma ve ülkelerin ulusal hukuklarında muhtelif düzenlemeler var. Ayrıca gezi tekneleri bakımından Akdeniz’de deniz çevresinin korunmasına ilişkin kılavuz ilkeler de mevcut. Keza MARPOL’e taraf olan ülkemizde ayrıca bu konuda Çevre Kanunu’muz ile gemilerden atık alınması ve atıkların kontrolüne ilişkin bir dizi yönetmelik de bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sorunla daha etkili mücadele için yeni hukuki enstrümanlar oluşturmaktan ziyade mevcut düzenlemelere küresel bazda riayet edilmesi elzem.

Her ne kadar bilhassa MARPOL’e uyum ve STK’ların çalışmalarıyla gelişmiş ülkelerde plastik ve deniz çöpleriyle mücadelede mesafe katedilmiş olsa da özellikle gelişmekte olan ülkelerde sorunun giderek arttığı dile getirilmektedir. Örneğin, geçen günlerde AB’nin deniz kirliliğiyle mücadele çerçevesinde tek kullanımlık plastik tabak, bardak, çatal, bıçak, pipet gibi ürünlerin kullanımını yasaklaması takdire şayan. 

Denizlerimizin korunması elbette yalnızca cezalandırıcı ve kısıtlayıcı hukuki tedbirlerle mümkün olamaz. Bu çerçevede, bireysel olarak da özenli davranmamız gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmamız bakımından ahlaki ve insani bir sorumluluk. Bunun için denizle temas eden herkesin farkındalık düzeyinin artırılması ve bilinçli davranması lazım gelmektedir. Denizlere saygı duyduğumuzda ve onları korumaya özen gösterdiğimizde engin mavilikler de bizim için mutluluk ve refah kaynağı olmaya devam edecektir. Denizlere iyilik dışında hiçbir şey atılmaması dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.