AŞI bizi pandemiden kurtaramayacak

Pandemi gündemimizden düşmüyor. Bunun hayatımızın bir gerçeği olduğunu kabullenmemiz artık şart sanırım. Çünkü koronavirüsten kurtulsak bile başka pandemileri tetikleyebilecek daha büyük bir tehlikemiz var aslında: Ekosistem tahribatı. 

Özellikle Sanayi Devrimi’nden bu yana doğaya verdiğimiz zarar farklı şekillerde farklı risklerle karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu seferki pandemiden belki aşıyla veya ilaçla kurtulabiliriz ancak henüz bilmediğimiz olası diğer pandemiler için yeni bir aşıyı beklemektense bir an önce ekosistem restorasyonuna başlamalıyız.

“KENARLARIN” GENİŞLEMESİ

Şu an yaşadığımız salgın, “zoonotik” dediğimiz, hayvandan insana geçen hastalık türünden. Ama bu yeni bir şey değil, son elli senedir yükselen ve çeşitlenen salgınlar vahşi yaşamdan çıkıyor aslında. Hatta bunu 11-12 bin sene öncesine dayandırmak bile mümkün, çünkü tarıma geçişle birlikte hayvanların evcilleştirilmesi bu zoonotik hastalıkların yolunu açmış oldu. Son yıllarda artmasının sebebi ise tamamen insan faaliyetleri. Orman tahribatı, ağaçların kesilmesi, yangınlar, kerestecilik, tarım, çiftçilik, kentleşme, yol yapımı… Bu gibi aşırı nüfus artışıyla daha da çoğalan faaliyetler vahşi yaşamla etkileşimi sürekli artırıyor. Yaban hayatın ekosisteminde kenarlara ulaşıyoruz ve o kenarları daha da genişletiyoruz. Bu arada buna gerçekten de “kenar” deniyor. Yani mesela orman ile şehir arasında kalan geçiş bölgesine basit bir tabirle “ormanın kenarı” diyebiliriz. Ve işte buralara arazi açtıkça, yol yaptıkça, bu örnekler çok çoğaltılabilir. Kısaca yapılaşmayı artırdıkça diyelim, bu kenarları genişletiyoruz ve vahşi yaşamla bağlantımızı da beraberinde artırmış oluyoruz.

EKOSİSTEM TAHRİBATI DAHA BÜYÜK BİR SORUN

İnsanlarda bulaşıcı özelliği olan patojenlerin yüzde 61’i zoonotik, aynı koronanın çıkış noktası gibi. Son yıllarda ortaya çıkmış olan SARS, MERS, H1N1, HIV ve COVID-19 gibi yüksek seviyede zarara yol açan küresel salgınlar, hep insanların vahşi yaşamla etkileşimi sonucu bulaşan hastalıklar oldu. Aslında burada şunu demek istiyorum: Pandeminin bile önüne geçebilen çok daha büyük bir sorunumuz var. Çünkü bu minvalde baktığımızda aslında pandemi, ekosistem tahribatının bir alt kolu desek yanlış olmaz; sonuçlarından bir tanesi yani. Dolayısıyla bizim ilk sıraya koymamız gereken tedbirler ve yöntemler, ekosistem üzerine olmalı. Ancak tam tersine teknolojiyle, endüstrileşmeyle gitgide ormansızlaşıyoruz, sularımızı kirletiyoruz, kenar etkisini yok ediyoruz. Aynı iklim değişiminin sonuçlarından biri olan mevsim geçişlerinin yok olması gibi vahşi yaşamla şehir arasındaki geçiş bölgelerini de deforme ediyoruz. Tüm bunlar yarasa gibi veya primatlar, başka hayvanlar gibi normalde hiç karşılaşmayacağımız canlı türlerinden hastalık kapabildiğimiz bir döneme getiriyor bizi. Ve her geçen yıl dünyanın ortalama sıcaklığı artarken, kuraklık, kasırga, yangınlar gibi ekstrem olaylar meydana gelirken bu dönemi göz ardı etmek imkânsız olmalı.

KÜRESEL ISINMADA TEHLİKELİ EŞİK

Henüz geçen yıl, 2020, daha çok salgın konuşuldu ama aslında tam bir felaketler yılıydı. Fırtınalar daha sık ve yoğun yaşandı. Şiddetli ısı dalgaları oldu. Orman yangınlarının nadiren görüldüğü yerlerde bile kuraklık ve sıcak havadan dolayı yangın çıktı. Örneğin, uydu verilerine göre Rusya’da 190 bin kilometrekarelik alan yandı; bu yüzölçümü yaklaşık Yunanistan kadar olan bir ülkeden daha büyük bir alanın kül olması anlamına geliyor. Aynı sırada, Ural Dağları’ndaki bir koruma alanında beklenmedik şekilde bir dizi yangın çıktı, on yıldır yangın görmeyen bir yerde. Kasırgalar mesela. Rekor sayıda kasırga meydana geldi geçtiğimiz yıl. Öyle ki, isim listesi tükendi. Amerika’da kasırgalara isim vermek meşhurdur, bilirsiniz. Ancak Atlas Okyanusu’nda gerçekleşen kasırga sayısı otuza çıkınca alfabe yetersiz kaldı. Tabii bu da yeni bir rekorun bir nevi işareti sayıldı. Küresel ortalama sıcaklığımız sera gazı emisyonları mevcut şekilde devam ederse, 2030 ile 2052 yılları arasında 1,5 derece sınırını geçecek. Uzun lafın kısası, gidişata bir dur demek farz oldu. Evet elbette doğada hava olayları, afetler, yangınlar olacak ama asıl kendi yarattığımız sorunlar daha yıkıcı etkilerle karşımıza çıkıyor. Ve bunlar için yapabileceğimiz şeyler de var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.