İklim değişimi gerçekten var mı?

Bilimde, özellikle de atmosfer olaylarında kesin konuşmak neredeyse imkânsız. Ama ben bu düşüncelere biraz açıklık getirmek adına araştırdığım ve güvenilir olduğunu düşündüğüm kaynakları taradım ve netice olarak en süzülmüş halini sana getirdim. Yazının sonunda da iklim değişimi var mı, yok mu yorumu senden bekliyorum. “Arkadaş meteorolog sensin, yorumu niye ben yapıyorum?” deme, sonunda ben de fikrimi söyleyeceğim zaten. Analizler aşağıda, sen okumaya başla ben kahveleri getiriyorum.

Sence küresel ısınma var mı? Özellikle kendi alanım meteoroloji de dâhil her alanda, yıllardır bir konudan çok bahsediyoruz. Yemek konuşuyoruz, seyahat konuşuyoruz, tarım konuşuyoruz, kent, güneş, canlılar, nesli tükenen hayvanlar, salgın hastalıklar, susuzluk, hava kirliliği konuşuyoruz; konu ne olursa olsun hepsinin içinde de bir başlık geçiyor: “İklim değişimi!”

Peki, sence iklim değişiyor mu? Böyle bir şey gerçekten var mı? “Bence var”, “bence yok”, “bence olabilir”, “yok canım Amerika’nın oyunları bunlar”, “valla beni pek alakadar etmiyor ama var diye duydum” cevaplarını artırabiliriz. Ya da şöyle de düşünüyor olabilirsin; “yoksa bu, dünyanın geçirdiği doğal bir süreç mi?” Veya “iklim değişimi gerçekten varsa bunun sebebi insan kaynaklı mı yoksa başka nedenleri olabilir mi?”

Bu ikilemin hepimizin aklında bir soru işareti oluşturduğunu biliyorum. Hatta şu an kafalarda, “Geçen ay ne çok kar yağdı, barajlarımız da epey dolmuş”, “Bu kış çok sert geçiyor, hani küresel ısınma?” gibi düşünceler geçiyor olabilir. O durum da pek öyle değil ama neyse hepsini konuşacağız.

2016 EN SICAK YIL OLARAK KAYITLARA GEÇTİ!

Evet, yakın geçmişimizle başlayalım, ilk tezimiz bir haber başlığından. Bu haber daha önce de vardı, kesinliği de geçen Ocak ayının sonlarına doğru kanıtlandı. NASA, NOAA ve İngiltere Meteoroloji Ofisi’nden bilim adamları tarafından yapılan üç ayrı analizle geçtiğimiz yıl kaydedilen durum doğrulanmış oldu. 2016 yılı, 1880’den beri tutulan kayıtlara göre, en sıcak yıl olarak geçti. Araştırmaya göre, 2016’nın ilk aylarındaki ısınma Pasifik Okyanusu’ndaki El Nino olayı ile güçlendi fakat rekorun kırılmasındaki tek sorumlu El Nino değil. Atmosferde biriken sera gazları zaten yarım yüzyıldan daha fazla bir süredir küresel sıcaklığın sürekli olarak artışına sebep oluyor.

Sera gazları demişken, aslında en çok üzerinde durulması gereken sera gazı karbondioksit. Sera etkisi, dünyadan yansıyan ısının atmosferdeki sera gazları tarafından tutulması ve uzaya yollanmasının engellenmesi durumudur. Yani sera etkisiyle dünyadan ısının kaçması engellenir. Bu, okyanus ve denizlerin donmaması için aslında gerekli bir durum. Ama eğer sera etkisini sağlayan gazlar anormal bir artış gösterirse ne olur? Anormal bir ısınma olur. Karbondioksit gazı da bu sera gazlarından biri. Atmosfere en çok salınan ve en uzun süre yaşayan gaz olduğu için iklimdeki değişikliklerin başlıca sorumlusunun yaşantısı bak şöyle:

Paleoiklim, yani aletsel ölçümlerin henüz yapılmadığı zamanlara ait bilgilerin taş, ağaç yaş halkası, mercanlar, mikrofosiller gibi metotlar kullanılarak elde edildiği bilimin verileri ve günümüze kadar olan veriler kombine edildiğinde şu durum ortaya çıkıyor; karbondioksit miktarı 180 ile 280 ppm (parts per milllion: milyonda bir birim) arasında gidip gelse de hep belli bir düzeyi yakalıyor. Ta ki insanlar 19. yüzyılda kömür ve petrol yakmaya başlayana kadar. 1958’de 315 ppm’e ulaşan sayı 2007’de 380 ppm’i yakalıyor. Artışa bak! En son Aralık 2016’da ölçülen değer de 404.48 ppm. Bak en fazla 280 ppm olan seviyeden neredeyse zorlasan iki katına çıkacaktı.

DEĞİŞİM, DOĞAL NEDENLERİN ÖTESİNDE!

Bir de “Dünya zaten oluşumundan bu yana ısınmalar, soğumalar, buzul çağları geçiriyor. Şu andaki iklim değişimi de kendi kendine geçecektir.” şeklinde yorumlar var. En çok da kafaları bu karıştırıyor sanırım. Bak burada birçok argüman öne sürülebilir ama en temelde bir cümleyle sana şunu söyleyebilirim; bilim insanları iklim değişiminin hızının sebebini, doğal ve astronomik nedenlerin çok ötesinde buluyor ve bunu kanıt olarak öne sürüyor.

Bence yeterli bir kanıt. Neden mi? Çünkü yaptığım araştırmalar binlerce yıldır benzer periyodiklikte ısınma ve soğumayı gösteriyor. Ne zaman sen yeraltından çıkarttığın o petrolü ve kömürü aşırı bir şekilde yakmaya başlıyorsun, grafik de o noktada sapıtmaya başlıyor. Öte yandan bazı gerçekler de var. Nüfusun 9 milyara doğru yol alması gibi. Sence bunun sonucunda dünyadaki tarım, bu kadar nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilecek mi? Hem de dünyanın çoğu bölgesinde bu kadar kuraklık yaşanırken… Ülkemiz de dâhil! Peki hastalıklar, hava kirliliği neden arttı? Nesli tükenmekte olan canlıların listesi uzayıp giderken, ekstrem hava olaylarının sayısındaki artış da dahil tüm bunlar bize bir şeylerin ters gittiğini söylemiyor mu sizce de? İklim değişimi var ya da yok, ama bir şeylerin olumsuz yönde gittiği ortada.

Şimdi yazının kalanını okumaya hazır hissediyorsan sohbetimizin ikinci bölümüne geçiyorum.

Diyelim ki iklim değişiminin varlığını kabul ediyorsak bunun; etmesek bile bu olumsuz gidişatın kaynağı insan mı?

NASA’nın Goddard Uzay Çalışmaları Enstitüsü’nden alınan veriler, konuyu madde madde ortaya seriyor:

İklim değişikliğine sebep olabilecek doğal faktörler eksen eğikliği, Güneş’in bize ulaşan sıcaklığı, volkanik patlamalar gibi başlıklar. Çalışmada önce dünyanın 1880’den bu yana ortalama sıcaklık artışının grafiği çizilmiş. Özellikle 1960-70’lerden sonra grafikteki eğri, hızlı ve yüksek bir artış gösteriyor. Daha sonra doğal faktörler ve insan faaliyetlerinin ısınmaya katkısı bu sıcaklık eğrisiyle tek tek karşılaştırılmış.

Eksen eğikliği ve yörüngenin eliptikliğinde binlerce yılda değişiklikler oluyor. Mesela 23 derece 27 dakika diye bildiğimiz eksen eğikliği aslında 22 ile 24 derece arasında değişir. Ama bu değişimler binlerce yılda meydana gelmiş. İşte bu gibi değişiklikler de iklimi buzul çağına veya ısınmaya doğru itebilir. Çok önceki yıllarda bu şekilde ısınma ve soğumalar olmuş fakat günümüze yaklaştıkça iki eğri arasında “dünya” kadar fark oluştuğu görülüyor. Zaten biz bu ısınmayı ne zamandan beri yaşıyoruz? Yaklaşık yüzyıldır. On binlerce yıl arasında meydana gelen değişim yüzyılda oluyorsa bu anormal bir şey olduğunu bize anlatıyordur.

Güneş’in sıcaklığı da başka bir doğal etmen ve on yıllar, yüzyıllar boyunca sürekli değişiyor. Ama bu değişiklikler, küresel sıcaklıkta çok ufak bir etki yapıyor.

Volkanik patlamalarda ise karbondioksit açığa çıkıyor evet ama endüstriyel aktivitelerin, dolayısıyla insanoğlunun yaydığı karbondioksit miktarı bundan 100 kat daha fazla. Bir de karbondioksit dışında patlamalardan sülfat kimyasalları da atmosfere salınıyor ve bu partiküller de bir veya iki yıl gibi bir süre boyunca aksine atmosferi soğutma etkisi yapıyor.

Peki, üçünün birden toplam etkisi küresel ısınmaya sebep olamaz mı? Bu da doğru cevap değil. Doğal faktörlerin toplam etkisi bile küresel sıcaklık artış çizgimize yaklaşmıyor bile.

Peki, insan faaliyetleriyle, mesela kömür gibi fosil yakıtların tüketimi ile atmosfere aerosoller salınıyor. Sebeplerden biri bu olabilir mi? Az önce volkanik patlamalarda da söylediğimiz gibi sülfat kimyasalları içeren partiküller atmosferi soğutma etkisi yapıyor. Ee o zaman kömür yakmak kötü bir şey değil yani? Yok, ne yazık ki o da öyle değil. Ayrıca karbondioksit gazı salınıyor ve sera gazları içerisinde ısınmaya neden olan bir numaralı faktörün karbondioksit olduğunu hepimiz biliyoruz. Isınma-soğumanın yanında bir de bonus olarak bu aerosoller asit yağmurlarına sebep oluyor, maalesef.

EN FAZLA PAY SERA GAZINDA

Geldik en önemli parametreye, o da “sera gazı emisyonları!” İşte burada durum değişiyor. Çünkü gözlenen küresel sıcaklık artışı eğrisinin üst kısmında kalan tek faktörümüz sera gazları. Şimdi lafı uzatmayalım, şöyle özetleyelim. Doğal faktörlerimizin ısınmaya katkısının küçük olduğunu söyledik. İnsan faktörlerinden arazi kullanımına bağlı ormansızlaşma, ozon kirliliği, aerosoller ve en büyük payı olan sera gazı emisyonlarının toplam katkısı artı bu doğal faktörler hepsi birleştiğinde, asıl küresel sıcaklık artış eğrimizle tam olarak uyuşmuş oluyor. Çıkaracağımız sonuç da sera gazı emisyonlarının en fazla paya sahip olması. Demek ki olumsuz gidişatın sorumlusu ne yazık ki biziz.

İklim değişimi yok konusunda ısrarcıysak da, söyleyebileceğimiz sebeplerden bir tanesi belki elimizde uzun dönem verisi olmaması sayılabilir. Genel olarak 1800’lü yıllardan başlıyor kayıtlı veriler. Modeller, grafikler ve haritalar da bu periyot üzerinde çiziliyor. Ama buradaki tezi çürütebilecek nokta, özellikle 1960-70’lerden sonraki değişimin çok hızlı gerçekleşmesi. Atmosferin ve okyanusların refleks süresinin, yani verdiğiniz etkiye gelecek tepki süresinin yaklaşık 40-50 yıl olduğunu hesaba katacak olursak hızlı değişimin başlangıcının tam tamına sanayi devriminin başlangıcına denk geldiğini görürüz.

Hocam bu da mı gol değil? Yaa böyle… Yine çok konuştum, başladım mı duramıyorum ben, sizi bir ay rahat bırakayım, gelecek ay görüşürüz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.