YÜZEN ŞEHİRLER Hayal mi, geleceğimiz mi?

“Yüzen kentler”. Kulağa bir bilim kurgu filmi veya ütopik bir kavrammış gibi geliyor değil mi? Aslında geçtiğimiz ayın ilk günlerine kadar biraz öyleydi. Yani bunun büyük bir proje haline gelmesi hayalden çok da farklı sayılmazdı. Ancak 3 Nisan’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler toplantısında alınan bir karar, bu teoriyi bir adım daha gerçeğe yaklaştırdı. 

Girişimler, projeler, yüzen sürdürülebilir kentler… Nasıl konu ama? Gitgide daha ilginç hâl alıyor. Sonu süper. Okuyun bakın… UN Habitat (BM İnsan Yerleşimleri Programı), sürdürülebilir kentler üzerinde çalışan bir program. İşte bu program, 3 Nisan’daki toplantıda özel bir firma olan Oceanix, MIT ve Explorers Club ile ortak bir girişimde bulundu. Biliyorsunuz, iklim değişimi artık alarm veren bir problem haline geldi. Geri dönüşü olmayan bir seviyeye çok yakınız, hatta birçok başlıkta o noktaya gelindi bile. Bu sebeple artık aranan çözümler de iyileştirmeden ziyade adaptasyona yönelik olmaya başladı. UN Habitat Yönetim Kurulu Başkanı, toplantıda iklim değişimi endişe verici bir hızla ilerlediği ve çok sayıda insan bundan etkileneceği için, aynı zamanda kalabalıklaşan nüfusun getirdiği gecekondulaşma sorununa da bir çözüm olarak yüzen şehirlerin muhtemel kaynaklar olacağını söyledi. İklim değişimi ile umutsuzca mücadele etmek yerine, onunla yaşamayı seçmek daha doğru bir fikir gibi duruyor bu noktada. Ne yapsınlar? Baktılar, insanoğlunu (iklim değişimini durdurması gerekirken) durduramıyorlar. Şimdi gelelim, yüzen kentlerin ayrıntısına. Nedir, nasıl çalışır, ne olur? Madem gerçekleşmesine bu kadar yakınız, demek ki elimizde somut bir proje var.

TAÇ YAPRAKLI KENTLER

Oceanix şehri veya “dünyanın ilk sürdürülebilir yüzen şehri” doğada sıkça rastladığımız bir şekil olan heksagonal biçimini baz alacak. Atom yapısı, bazı mineraller, kar kristalleri, bal petekleri gibi doğal oluşumlarda gördüğümüz ve alan kullanımında maksimum verim sağlayan heksagonal geometrisini bu şehrin platformları kullanacak. Önce üçgen şeklinde mahalleler, sonra bu mahallelerden altı tanesinin birleşimiyle altıgen kasabalar, altı kasabanın birleşimiyle yine altıgen biçiminde bir kent tasarlanıyor.  Mahallelerin içindeki binalar da altıgen şeklinde tasarlanacak. Yukarıdan da bakıldığında bir nevi çiçeği andıran bu kentlerin parlak taç yaprakları olacak. Parlak yapraklar benzetmesi yapmamın sebebi, evlerin çatılarında güneş panelleri kurulacak olması. Sonuç olarak; bu kent, enerjisini kendi üreten bir kent olacak. Yiyecek ve su ihtiyacını giderme ve atıkların dönüştürülmesi işlemlerini yine kendi kendine sağlayacak. Temel ihtiyaçlarını deniz hayatına hiç zarar vermeden yapacak. Gıdasını küçük yüzen çiftliklerden ve su altındaki su ürünleri yoluyla toplarken, içme suyunu da havadan nem çekme ve deniz suyunu tuzdan arındırma işlemleriyle sağlayacak. Şehir tasarımının benim en sevdiğim özelliklerinden biri de sıfır atık misyonunda olması. Peki, neyin üstünde olacak bu koca şehir? Nereye tutunacak, nasıl dengede kalacak? Bence bu kısmı da çok güzel düşünülmüş.

5 ŞİDDETİNDE KASIRGAYA DAYANIKLI

Kent, yapay mercan resifleri yapımında kullanılan biyokayalar üzerine oturtulacak. Böylelikle oradaki deniz hayatı canlandırılabilecek, belki de dalgaların enerjisi de kullanılabilecek. Sallanacak mı? Bir de fırtınalar var, ne olacak? Kullanılan geometri ve binaların yapılandırılması ile doğru ağırlık merkezi seçileceği için kentin dengesi sağlanacak, rüzgârlara dayanıklı olabilecek. Ben rüzgâr diyim, siz fırtına, öteki de kasırga. Bakın 5 şiddetinde kasırgaya bile dayanıklı planlanıyor bu şehirler. Teorik kısımdan bu kadar bahsettik ama hâlâ inandırıcı gelmiyor muhtemelen, farkındayım. Ancak bütün bu planlar realist mi diye sorarsanız; aslında karşılaşılan başlıca engeller teknolojik değil, psikolojik. Çünkü yüzen şehir dendiğinde bu çoğu insanda gerginlik yaratabiliyor. Oradan oraya sürüklenebilen, sürekli suyun üstünde olan bir şehrin hayali çok da rahatlatıcı gelmeyebiliyor kulağa. Ancak bahsettiğim gibi, tasarlanan bu kentler 5 şiddetinde kasırgaya bile dayanıklı. Ayrıca başlangıç olarak mevcut bazı adalara küçük uzantılar yapılması planlanıyor. Ve bu kaygıyı azaltmak, genel kitlelerin ve politikacıların güvenini kazanabilmek için potansiyel test alanlarının Hong Kong, New York veya Boston gibi yerlerden seçilmesi düşünülüyor.

DENİZ KIYISINDA YAŞANABİLİR ORTAMLAR

Şöyle toparlayayım; Oceanix kentinin misyonu sualtı yaşamla uyum içinde bir hayat sürmek. Ve deniz seviyelerinin yükselmesi gibi bir problemle karşı karşıyayız. 2050 yılına kadar bu problemin dünyanın kıyı kentlerinin yüzde 90’ını etkilemesi bekleniyor. Hatta bu durum İstanbul için daha erken bile olabilir diye konuşuluyor. Oceanix gibi şehirler, bu tehdide çare olarak deniz kıyısında yaşanabilir bir ortam sağlanmasını amaçlıyor. Hem belki de bu proje için bir araya gelen tasarımcı ve mühendisler, dünyadaki toplulukların daha sıcak, fırtınalı, kuraklık ve sele eğilimli bir geleceğe uyum sağlamasına yardımcı olacak başka atılımlar da yapabilir. Jetgiller’i hatırlar mısınız? Jetgiller tadında bir hayatın kapısı bu tarz bir projeyle açılabilir. Kulağa fazla hayali geliyor ama biliyorsunuz teknoloji çok hızlı ilerliyor. Çok kısa bir sürede çok fazla gelişen akıllı telefonlar varsa akıllı kentler de neden olmasın? Ve bu kadar ciddiye alınıp masaya yatırılan, bu kadar konuşulan ve akla yatan bir proje yakında gerçekleşir diyorum. Ayrıca üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz için daha uyumlu yeni projeler geliştirilebilir. Gelecek ay ben yine buralardayım. Gelirseniz görüşürüz, sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.