45’inci yılında Kıbrıs Barış Harekâtı

20 Temmuz 1974 Cumartesi günü, hepsi Türk tersanelerinde yapılmış çıkarma gemilerinin taşıdığı Deniz Piyade Alayı’mız, Girne yakınlarındaki Yavuz/Platini plajında kıyı başını tutmuştu. Türkiye Cumhuriyeti jeopolitiğinin ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Adası’nda elde edilen bu büyük başarıda çok büyük payı olan, ilk deniz piyade alayımızı ve gücü zafere taşıyan çıkarma birlik/gemi komutanları ile karargâh subaylarını coşku ve takdirle anıyor, şehit ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Askeri harekât nevileri içinde en zor ve kayıp riskleri en yüksek olan amfibi harekâtı ve daha da zoru olan amfibi hücum harekâtını dünya tarihi içinde başarabilmiş az sayıda silahlı kuvvet mevcuttur. 1963, 1964 ve 1967 Kıbrıs krizlerinde Kıbrıs Adası’ndaki soydaşlarının can güvenliğini ve geleceğe yönelik stratejik çıkarlarını koruyamayan Türkiye, 1974 yılına kadar geçen sürede süratle ve azimle güç intikal yeteneklerini artırmış ve bu çerçevede en büyük önem, amfibi alay ile bu gücü Kıbrıs sahillerine taşıyacak çıkarma gemilerinin tedarikine verilmiştir.Deniz piyade birliğimizin 1967’den itibaren önce Oramiral Necdet Uran ve daha sonra Oramiral Kemal Kayacan’ın yönlendirmesiyle Binbaşı Neşet İkiz tarafından kurulmasına paralel bir şekilde, çıkarma gemileri de süratle Türk deniz gücünün yeni unsurları olarak deniz tarihimizdeki yerini almıştır. Bu gemilerin inşasında 12 Eylül rejiminin kapattığı Donanma Vakfı’nın ve ona her türlü desteği sağlayan kadirşinas Türk halkının katkılarını unutmamız mümkün değil.

BÜYÜK ZAFER

Geçmişinde hiçbir amfibi harekât tecrübesi olmayan Cumhuriyet Donanması, amfibi taburlarını kuruyor, çıkarma gemilerini inşa ediyor, kendi strateji, doktrin ve prensiplerini oluşturuyor, zamanı geldiğinde en kıdemlisi üsteğmen ve üstçavuş olan çıkarma gemi komutanlarıyla 19 Temmuz öğlen sularında Anadolu’da oluşturduğu bu gücü Mersin Limanı’ndan Kıbrıs adasına gözünü kırpmadan gönderiyordu. Bu gücü 20 Temmuz 1974 sabahı Girne sahillerine Cumhuriyet Donanması taşıdı. Düşman sahillerine ilk kapak atmanın yüksek risklerini o genç komutanlar taşıdı. Çoğu, aileleriyle bile vedalaşamadan, bu büyük sorumluluğu aldı ve görev tamamlandığında gelecek nesillere gururla aktaracağı zaferin haklı onuru ile anavatana hiçbir kayıp vermeden döndü. Deniz piyadelerimiz ile çıkarma gemi komutanlarına müteşekkiriz. Cumhuriyet Donanması’nın tarihine böylesine görkemli bir zafer ve başarıyı armağan ettiğiniz için; her türlü zor şart ve yokluklar içinde pervanenizi döndürdüğünüz, geminiz her şartta harekâta hazır tuttuğunuz için; bugünün komutanlarına ve gemi personeline cesaretiniz, kararlılığınız, liderliğiniz ve vatanseverliğiniz ile örnek olduğunuz için, sizlere müteşekkiriz.

GEMİYİ TERK ETMEYENLER SAYESİNDE

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ilk gününde ilk sahil dalgasına, yani ölüm riskinin en yüksek olduğu safhaya komutanı üsteğmen olan 24; astsubay olan 10 çıkarma gemisi ile toplam 34 gemi katıldı. Komodorları, Albay Ahmet Özon emrinde harikalar yaratan bu komutanların her birinin ayrı hikâyesi vardır. Örneğin; harekâtın üçüncü günü şiddetli lodos fırtınasında, ikinci intikal grubunda hedef bölgesine giden, TCG Ç–216 çıkarma aracı Komutanı Deniz Üsteğmen Ateş Alpaygil denizde mide kanaması geçirmiş, kendisini alıp Mersin’e hastaneye götürmek için TCG Akhisar karakol botu görevlendirilmiş, TCG Akhisar açık denizde gemiye aborda olup komutanı almak istediğinde, üsteğmen ayrılmayacağını belirtmiş ve görevine devam etmişti. TCG Ç–113 ilk saatlerde çıkarma plajı açıklarında karaya oturmuş, Filo Komutanı Tuğamiral Emin Göksan’ın gemiyi terk edin emri vermiş olmasına rağmen, Gemi Komutanı Üsteğmen İlgin Sungur personeli ile birlikte gemiyi terk etmemiş ve akşama kadar uğraşarak Ç-113’ü kurtarmıştı. Harekâtın üçüncü günü ağır dalgalar aynı geminin, baş kapağının kopup denize düşmesine neden olmuş, taşıdığı tanklar ve öteki yüklerle birlikte batması kaçınılmazken, komutanının soğukkanlılığı sayesinde geminin batması önlenmiş, dalgaları baştan alarak ilerleme olasılığı olmadığından, Kıbrıs’taki çıkarma plajı yerine tornistan gidilerek, Mersin’e ulaşılmıştı. Gemi komutanı daha sonra 13 sayısının uğursuz geldiğine inanarak borda numarası olan 113’ü, bir gecede 118 olarak boyatmıştı.

ZOR ZAMANLARDAN ÇIKAN DERSLER

Cumhuriyet tarihinde hiç savaşmamış Deniz Kuvvetleri, Kıbrıs’ta büyük bir başarıya erişti. Ancak Anadolu jeopolitiğinin Cumhuriyet tarihindeki en büyük kazanımına neden olan bu harekât sonrasında küresel hegemonya Türkiye’yi çeşitli şekillerde cezalandırdı. Önce Ermeni terörü hortladı. İlk eylemini harekâttan 1 yıl önce yapan Ermeni terörünün şiddet ve kapsamı artırılarak Asala isimli kanlı terör örgütü kurduruldu. Sonra ABD ambargosu geldi. 5 Şubat 1975-26 Eylül 1978 arasında Türk Silahı Kuvvetleri’ne karşı uygulanan ABD silah ambargosu ile silah ve yedek parça akışı tamamen kesildi. Hava Kuvvetleri’nin jetleri ile Deniz Kuvvetleri’nin muhrip ve denizaltılarının harbe hazırlık durumları dibe vurdu. Ancak bu zor dönemden çıkardığı dersler Deniz Kuvvetleri’nin silahlanma stratejisini olumlu yönde ve derinden etkiledi. 1974 yılında, Türk Deniz Kuvvetleri’nin TCG Berk refakat muhribi hariç, tüm muhrip ve denizaltıları ABD yapımı idi. Kullanılan silahlar ve gemilerin Gölcük Tersanesi’nde yapılan planlı bakım ve onarımları için gerekli malzemeler yüksek fiyatlarla ABD’den ithal ediliyordu.  Silah ambargosunun cihaz ve sistemlerin idamesinde yarattığı güçlükler, başta ulusal yeteneklerin kullanılmasını ve modernizasyon için başka ülkelere yönelişi gerekli ve kaçınılmaz kılmıştı. 1975 Şubatı’nda, ABD ile stratejik ortaklığın ulusal çıkarlar söz konusu olduğu takdirde ambargo ve değişik kısıtlayıcı tedbirler ile donanmanın hareket serbestîsini kısıtladığı çok açık bir şekilde ortaya çıkmıştı. İki yol vardı: Ulusal savunma sanayiini geliştirmek veya Avrupa pazarından faydalanmak. Deniz Kuvvetleri her iki yolu da benimsedi. Her ne kadar azami yerli katkıyı hedefleyen ulusal yol için, 2000’li yılları beklemek gerektiyse de, Alman firmaları ile Türkiye’de ve Almanya’da firma lisansları altında inşa edilen “Doğan/Rüzgâr/Kılıç“ sınıfı hücumbotlar, MEKO 200 Track I/IIA/IIB sınıfı firkateynler, “Ay/Preveze/Gür” sınıfı denizaltılar ve “Aydın” sınıfı mayın avlama gemileri ile ABD kaynaklı gemiler arasında dengeli bir yapılanmaya gidildi ve teknoloji transferi yapıldı. Bu transferler ve tecrübe birikimi, yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapan deniz subayı mühendislerimizin yetenekleri ile birleşince 21’inci yüzyıl başındaki teknolojik sıçrama mümkün olabildi.

ANADOLU’DA DENİZCİLEŞME

21 Temmuz 1974 tarihinde karşılıklı müdahale sonucu TCG Kocatepe’nin batması esnasında yaşanan hava savunma zafiyetinin giderilmesi için ek uçaksavar toplara ihtiyaç duyuldu. Bu toplara ekonomik bir atış kontrol sistem arayışı, üretime katkıda bulunma fırsatını bekleyen yenilikçi genç denizci mühendis subaylara istenen özelliklerde bir sistemin geliştirilmesine olanak sağladı. Böylece günümüzün ARMERKOM’unun (Araştırma Merkezi Komutanlığı) başlangıcı sayılan Gölcük Tersanesi Proje Geliştirme Baş Mühendisliğinde SAPAN Atış Kontrol Sistemi’nin ulusal olanaklarla geliştirilmesine başlandı ve arkası da geldi. MİLGEM bu sürecin en önemli katma değeri oldu. ABD ambargosunun en önemli sonuçlarından birisi de Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı’nın ve bu vakıf kanatları altında kurulan Aselsan, Havelsan ve Roketsan gibi ulusal savunma sanayi firmalarının kuruluşunu tetiklemiş olmasıdır. Ancak bu noktada bir eleştiri de yapalım. Bu süreç içinde Deniz Kuvvetleri’ni Güçlendirme Vakfı’nın kapatılmış olması da Türkiye’nin denizcileşmesine büyük zarar vermiştir. Bu vakıf sadece donanmanın gelişimi için maddi kaynak toplamıyor, aynı zamanda donanma ve denizciliğin Anadolu’da tanıtımını yapıyordu. 1987 yılında kapatılmasından sonra bu olanak ortadan kalkmış oldu. Anadolu’da bugün denizden ücra köşelerde tek bir savaş gemimizin resmini bile göremezsiniz. Halbuki vakfın maddi kaynaklarının büyük bir bölümü TSK Güçlendirme Vakfı’na aktarılıp, ismi Donanma Vakfı olarak değiştirilip Anadolu’daki denizcileşme gayretlerine destek olabilirdi. Bugün donanmamız, Kıbrıs yani Yavru Vatan’daki 45 yıl önceki heyecanını korumaya devam ediyor. Yeni cephe Mavi Vatan’dır. Hegemonyanın Mavi Vatan’ımızın neredeyse üçte birine yakın bir alanı çalmasına asla izin vermeyecek gambot diplomasisini etkili şekilde uyguluyor. Donanmamızın Nikos Sampson darbesinden yani 15 Temmuz 1974 akşamından 120 saat sonra Girne’de kıyı başı tuttuğunu Mavi Vatan’ımızın hasımlarına hatırlatalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.