İstanbul’daki Gümüşlük POYRAZKÖY

Poyrazköy, 2000’lerden sonra askeri yasak bölge uygulamalarının kaldırılmasıyla süratle dış dünya ile entegrasyona geçti. Doğal yapısını ve çevreyi korurken, İstanbul’un en gözde turistik merkezlerinden birisi olmayı başardı. Denizi, kumsalı kirlenmedi. Yanı başındaki Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının çevresel zararlarından kurtulmayı da başardı. 1973’ün tepedeki 100 hanelik küçük köyünün kıyıları bugün hafta sonları yüzlerce İstanbulluyu denizle buluşturuyor.

Bir Sarıyerli olarak çocukluk yıllarım Boğaziçi’nin kuzeyinin en güzel koy ve kıyılarında yüzerek, kürek çekerek ve yelken yaparak geçti. Her şey bir sandalla başladı. 1968 yılında ilkokuldayken babamın 5 metrelik aynakıç bir sandal alması tüm hayatımı şekillendirdi. Onunla denizle iç içe olmayı, rüzgârı, dalgaları, balık tutmayı, temel gemiciliği, tekne manevrasını, zor şartlara alışarak fiziki ve zihinsel dayanıklılığımı geliştirmeyi öğrendim. Diğer yandan o küçük sandal tekne arkadaşlığını, sorumluluk almayı, emniyet ve güven tesis etmeyi kısacası liderlik özelliklerimin gelişmesine hizmet etti. Bu saydıklarımdan öte, sandalım bana yakın çevreyi keşfetmeyi öğretti. 1972 yılında babam sandalımıza 5 HP Seagull dıştan takma motor alınca hareket yarıçapım genişledi. Kürekle Sarıyer, Yenimahalle, Kefeliköy arasında gerçekleştirdiğim seyirler bu kez Anadolu Feneri ile İstinye arasındaki geniş alana taşındı.

BİR ZAMANLARIN ŞİRİN VE BAKİR BALIKÇI KÖYÜ

Poyrazköy ile ilk defa 1973 yılı yazında tanıştım. Yazları hemen hemen her hafta sonu yüzmeye ve balık tutmaya gittiğimiz Büyük Liman’dan karşı kıyıya vurarak bu şirin köye geldim. Tipik bir balıkçı köyü idi. Kuzey rüzgârlarına kapalı doğal limanda, lodos-poyraz hattında bir mendireğin inşaatı devam ediyordu. Köy tepedeydi. Kıyıda balıkçı teknelerini kıyıya çekmek üzere yapılan felenkler ve depo gibi kullanılan birkaç tahta yapı dışında hiçbir şey yoktu. Kumsalı geniş ve temizdi. Hafta sonları dışardan bizim gibi keşfe ve yüzmeye gelenler dışında, turizm ile uzak yakın hiçbir bağ henüz kurulmamıştı. Sandalımızı altın renkli kumsalına çekip denize girmiş ve çevrede keşif yapmıştık. Köye çıktığımızda 100 hane civarında küçük bir yerleşimle karşılaştık. İlkokul ve cami dışında, bir kahvehane ile küçük bir bakkal vardı. Anadolu Feneri ile Beykoz arasında günde iki kez işleyen bir otobüs hattı dışında karadan başka bir ulaşım alternatifi yoktu. Zira bölge Deniz Kuvvetleri’ne bağlı askeri yasak bölge sınırları içindeydi. Değil inşaat yapmak, özel giriş kartı olmadan köye giriş çıkış yapmak bile çok zordu. Aslına bakarsanız bugün Asya kıyılarında Beykoz’dan Anadolu Feneri’ne, Avrupa kıyılarında Rumeli Kavağı’ndan Rumeli Feneri’ne kadar olan alanlardaki ormanları bu bölgelerin askeri yasak bölge olmasına ve Deniz Kuvvetleri korumasına borçluyuz. Eğer bu kısıtlamalar olmasaydı İstanbul’un nefes alanlarının yerinde beton binalar yer alıyor olacaktı.

İSTANBULLUYU DENİZE KAVUŞTURUYOR

Daha sonraları, çok sık olmasa da 80’li yılların ortasına kadar her yıl Poyrazköy’e yaz aylarında denizden uğramaya devam ettim. Meslek hayatım öne çıkınca neredeyse 2000’li yılların başına kadar Poyrazköy’e uğrayamadım. Ancak görev yaptığım savaş gemileri ile Karadeniz’e giriş ve çıkışta uzaktan da olsa dürbünle bu güzel köyü gözlemlemeye devam ettim. Poyrazköy, Özal dönemiyle gevşetilen ve 2000’lerden sonra askeri yasak bölge uygulamalarının kaldırılmasıyla süratle dış dünya ile entegrasyona geçti. Bunu da büyük bir başarıyla ve denge içinde gerçekleştirdi. Doğal yapısını ve çevreyi korurken, İstanbul’un en gözde turistik merkezlerinden biri olmayı başardı. Bunu gerçekleştirirken denizi ve kumsalı kirlenmedi. Yanı başındaki Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatının çevresel zararlarından kurtulmayı da başardı. 1973’ün tepedeki 100 hanelik küçük köyünün kıyıları bugün hafta sonları yüzlerce İstanbulluyu denizle buluşturuyor.

YERLİ HALKLA BELEDİYENİN BAŞARILI İŞ BİRLİĞİ

Poyrazköy, Beykoz‘dan 14 kilometre kuzeyde sadece plajları ile değil, Boğaz’ın en güzel ve şirin köylerinden biri olarak balık restoranlarıyla da ünlü. Gündüzleri yüzlerce kişinin denize girdiği plajlar gece restoranların masalarıyla donanıyor. Bu yönüyle Bodrum, Gümüşlük sahneleri ortaya çıkıyor. Gümüşlük’te olduğu gibi amatör denizci tekneleri de alargada demirleyip ya da yer varsa mevcut restoranların iskelelerine aborda olup hizmet alabiliyor. Poyrazköy yerlisinin Türk denizcileşmesine deniz turizmi ekseninde katkı sağladığını görmek son derece umut verici. Burada yerli halk ile belediye iş birliğinin de güzel bir örneği verilmiş. Neticede belediye ile yerli halk denizden, deniz turizminden kazanmayı öğrenmiş. Altyapı, çevre düzeni ve kirlilik kontrol altına alınmış.

BALIKÇILARIYLA, YEŞİLİYLE, MAVİSİYLE TERTEMİZ VE EMSALSİZ

Poyrazköy’de beni en çok etkileyen özelliklerin başında balık restoranlarının çokluğu oldu. Bugün Mavi Vatan kıyılarında denizinin veya kıyı ve koylarının güzelliği ile öne çıkan pek çok yerleşim yerinde balık restoranları yerine kebapçılar mevcut. 2008-2009 yıllarında görev yaptığım Mayın Filosu Komutanlığım sırasında Erdek bu şekilde idi. Büyük bir balıkçılık altyapısına ve sektörüne sahip Erdek’in enfes kıyı şeridinde bir veya iki tane balıkçı restoranı vardı. Geri kalanların pek çoğu kebapçıydı. Halka yönelik balık ekmek hizmeti dahi yoktu. Bu yorumum asla kebapçıları eleştiri olarak algılanmamalıdır. Takdir ettiğim ve severek gittiğim restoranlardır. Ancak Türkiye’deki egemen yeme içme kültürünün zaten bu seçeneğe dönük olduğu bir ortamda en azından kıyılarda hele hele turistik özelliklere sahip deniz yerleşimlerinde çoğunluğun balıkçı restoranı olması beklenmelidir. İşte bunu Poyrazköy başarmış. Yeşil alanlar, temiz bir deniz, İstanbul Boğazı’nın muhteşem manzarası ve her saat içinde yakın sularından geçerek Karadeniz’e giriş ve çıkış yapan değişik tip ve tonajdaki gemilerin varlığı deniz ve gemi severlere eşsiz bir ortam yaratıyor. Poyrazköy’de göz kirliliği de az denecek seviyede. Etrafta çöp, hurda, atık malzeme, çirkin yapı, terk edilmiş gemi tekne enkazı, çürümüş balıkçı ağları vb. az seviyede.

BELEDİYELERE ÇAĞRI

Poyrazköy’e tavsiyemiz çevre ve doğa dengesini koruyup, özellikle hafta sonları oluşan yoğunluğu kontrol altında tutarak sağladıkları bu başarıyı Türkiye’nin diğer kıyı yerleşimlerine ihraç etmeleridir. Dilerim Sarıyer Belediyesi ve Rumeli Feneri ile Garipçe köyleri de Poyrazköy örneğini takip ederek aynı başarıyı yakalarlar. Her iki yerleşimde denize girilebilecek emniyetli alanlar yok denecek kadar az. Trafik karmaşasını saymıyorum bile. Dilerim İstanbul Büyük Şehir Belediyesi de Poyrazköy örneğini takip eder ve Sarayburnu’ndan Rumeli Kavağı’na, Üsküdar’dan Anadolu Kavağı’na kadar olan muhteşem Boğaziçi kıyılarında halkın denize girebileceği alanları can kurtaran, iskele, seyyar tuvalet, güneşlenme bankları ile donatır. Başta çocukların ve gençlerin buldukları her boş alandan denize girme gayretleri son derece tehlikeli sahneler ortaya çıkarıyor. 21. yüzyılda bu görüntüler İstanbul’a yakışmıyor. Fransa, İtalya ve İspanya’dan örnek alabilirsiniz.

Denizcileşme devlet ile halkın birlikte gerçekleştirmesi gereken bir süreç. İstanbul halkı denizi ve gemiyi seviyor. Ancak devlet ve belediyeler maalesef denizle halkın arasında duruyor. Kolaylaştırmak bir yana engel çıkarıyorlar. Örnek verelim: Koskoca Sarıyer Belediyesi’nin ne yüzme kulübü ne kürek ne de yelken kulübü var. Tüm Boğaziçi’nde Moda Deniz Kulübü benzeri bir deniz kulübü bile yok. O halde son olarak devletin ve belediyelerin denizleri ve denizcileşmeyi fark etmesini dileyerek yazıyı sonlandıralım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.