Jono ile rüzgârın peşinde

Avrupa’nın etrafını windsurf’le dönmek için Mayıs 2017’de Norveç’ten yola çıkan ve bugüne dek 15 ülkenin kıyı şeridini geçen Jono Dunnett’le Mart ayında Boğaz’da buluştuk. Olumsuz hava koşullarının bile yıldıramadığı Jono ile hem biraz olsun yol arkadaşlığı yaptık, hem de eşi benzeri olmayan hayat hikâyesini dinledik.

Jono Dunnett, İngiltere’nin etrafını windsurf ile yardımsız olarak dönebilen ilk kişi ve 98 günlük rekorun sahibi olarak tarihe geçmiş bir macera tutkunu. Tam adıyla Jonathan Dunnett küçük yaşta yelkenle tanışmış ve denizde vakit geçirmeyi, rüzgârla dans etmeyi her şeyden çok sevmiş. Bir dönem İspanya’da geçimini yelken eğitmenliğinden kazanmış. Çocuk yaştan beri hayali İngiltere’nin etrafını windsurf’le dönebilmekmiş. Hem ülkesini tanımak hem de böyle bir şeyi başarabilmek her zaman Jono’nun kafasını kurcalamış. 40’lı yaşlarına geldiğinde hayatıyla ilgili bazı kararsızlıklar ve biraz da mutsuz bir dönemde çocukluk hayalini daha da fazla ertelememesi gerektiğine karar verip yolculuğa çıkmış. 2019 Ocak ayına kadar Jono ile tanışmıyor ve hikâyesini hiç bilmiyordum. Tamamen tesadüf eseri, Facebook’ta Avrupa’nın etrafını windsurf’le dönüşünü anlatan linkini görüp incelediğimde iki yıldır süren macerasının son etabında İstanbul’a geldiğini gördüm ve bir ihtiyacı var mı öğrenmek için hemen kendisine e-posta gönderdim. Bu arada Jono, 1 Ocak’ta ayak bastığı İstanbul’dan üç aylığına kış molası için ayrılarak İngiltere’ye dönmüştü. Tanımadığım bu İngiliz için yapabileceğim bir şey varsa yardımcı olmak hissi, temel bir denizci dayanışması refleksi idi. Boğaz’ı geçmeden kalacak bir yere ama daha da önemlisi Boğaz geçişi için gerekli izinlere, tekne desteğine ve akıntı bilgisine gereksinimi vardı. Konuyu hızla kıymetli Amiralimiz Cem Gürdeniz’e bildirdim. Bu konuda Sahil Güvenlik ve Liman Başkanlığı’ndan gerekli onay ve desteğin alınmasını sağlayan Gürdeniz, bir maceraperestin ve denizcinin yardımına yetişmiş oldu. Bu sayede Jono’nun kafasındaki en büyük soru işaretini de ortadan kaldırabildik.

JONO’YA KARŞILAMA

Yazışmalarımız sonrasında Karadeniz etabını tamamlamak için mart ortası İstanbul’a dönüp Boğaz’ı geçebilmesi için uygun havayı beklemeye karar vermişti. Ve o gün geldi. Jono, ayın 15’inde İstanbul’a ulaştı ve hiç vakit kaybetmeden hemen ertesi gün sabahtan windsurf’ünü kurup Mimar Sinan’dan İstanbul Yelken Kulübü (İYK) tesislerine kısa bir seyir yaptı. Amacımız, hem kendisini Boğaz girişine yakın bir yere konumlandırıp yola çıkmaya hazır hale getirmek hem de ülkemizin en köklü yelken kulübü olarak böyle tarihi bir gezgine ev sahipliği yapabilmekti. Kısa sürede organize olduk. Havanın da hafiflemesiyle, Fenerbahçe açıklarına ulaşan Jono’yu Mimar Sinan Windsurf Kulübü’nden Mert Doluel ile denizde karşılayıp İYK’ya doğru kendisine refakat ettik. Bu arada Mert’ten söz etmem lazım. 2018 sonlarında Jono, Türkiye’ye yaklaşırken Mert Doluel’den mesaj alıyor. Mimar Sinan Windsurf Kulübü’nde sörf yapan Mert de Jono’nun blog’unu görüp ona yazmış ve 1 Ocak’ta Mimar Sinan’a ulaştığında kulüp yönetimiyle kendisini karşılayıp kendisine yardımcı olmuşlar. Yolculuğun ikinci senesindeki İngiliz de ikinci kışlama molasını yapmış ve malzemesini burada bırakıp ülkesine dönmüş. Biz de bu vesileyle Mert’le tanıştık. Jono’nun fan kulübü de diyebiliriz. Jono’yla sahilde kucaklaşıyoruz. Daha önce hiç tanışmamış olsak da, ilginç bir yoldaşlık hissi var. Gazeteci arkadaşım Sedat Açıl da aramıza katılıyor o esnada. Jono malzemesini İYK deposuna yerleştirirken başlıyoruz ayaküstü laflamaya. Kendisine sormak istediğimiz o kadar çok soru var ki. Bu fikir nereden çıktı, yapacak cesareti nerden buldun, en korktuğun yer, en beğendiğin yer (bu sorunun ardından en güzeli Türkiye değil mi gibi evet denmesi zorunlu bir soru da patlatıyoruz tabii) vs… Biraz sohbet ve fotoğraf çekildikten sonra Jono’yu geçici evi olacak olan Tuzla’daki yat kulübümüze götürüyoruz.

Önümüzde Boğaz geçişi var. Hava raporları önümüzdeki bir hafta boyunca beklenen rüzgârı vermiyor. Akıntıyı geçerken sorun yaşanmaması için kuvvetli rüzgâr gerekiyor.

Bir hafta boyunca Tuzla’da dinlenip ara sıra şehre inen Jono ile 21 Mart’ta İYK’dan hareket etmek üzere plan yapıldı. Sahil Güvenlik Komutanımız Sayın Albay Tayfun Paşalıoğlu ile yaptığımız koordinasyon sonrasında 21’i sabahı İYK’da Sahil Güvenlik botu ve bizim teknemiz Jono’ya refakate hazırdı. Bot Komutanı Aydın Astsubay ve ekibi bizi güler yüzle karşıladılar ama Jono’nun bir tahta parçası üzerinde Avrupa’yı nasıl döndüğüne dair olan hayretlerini gizleyemediler. Aralarından birisinin ise tepkisi çok ilginç ama haklıydı. Sürekli denizde vakit geçirdikleri için en iyi denizciler anlar bu durumu. “Yahu bunun ailesi, çoluğu çocuğu yok mu?” Gerçekten böylesine uzun ve yalnız bir yolculuğa çıkarken geride sizi bekleyenlerin olduğunu bilmek insanı durdurabilir aslında.

BOĞAZ GEÇİŞİ

Jono ile sabah 11’de seyre başlıyoruz. Yanımızda TRT Belgesel’den ve TV 24’ten çekim ekipleri var. Boğaz’ın akıntılarını bilmediği için biraz yardımcı oluyoruz. Havanın düşmesiyle Salacak Burnu’nu dönerken epey zorlanıyor. Bir ara başaramayacak mı diye düşünsek de zorlayıp devam ediyor. Bir yandan trafik, bir yandan akıntılar Boğaz’ın bu etabı da hayli zorluyor ama görüntü muhteşem. Bir yanda Tarihi Yarımada, bir yanda Kız Kulesi; tarihe bir kez daha tanıklık ediyorlar. Kısa tramolalarla Boğaz’ı körfeze kadar çıkıp orada bir hafta daha hava bekliyoruz.

O haftayı da boş geçirmedik. Cem Amiral’le KÜDENFOR (Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu) olarak ve İYK Başkanı Ahmet Saruhan’la birlikte kulüpte Jono’ya bir seminer organize ettik. Çoğunluğunu Galatasaray Yelken Şubesi windsurfçülerinin oluşturduğu (ne acı ki Kalamış Koyu’nda sadece tek kulüpte hâlâ windsurf sınıfı var) bir dinleyici grubu bu macerayı dinledi. Katılanlardan biri de windsurfçü ve yelken yarış organizatörü Kerem Mutlu’ydu. Mutlu ve Galatasaray Windsurf Antrenörü Tuğrul Hoca ile birlikte Jono’nun Karadeniz sahili boyunca rahat bir seyahat yapmasını sağlamak ve Karadeniz misafirperverliğini göstermek adına sahil boyu yelken kulüpleri arasında bir planlama yaptık. Körfeze varışından bir hafta sonra hava düzeldi ve Boğaz’ın geri kalanını çıkmak için yola koyuldu. Sahil Güvenlik tekrar destek için bir botla geldi ve sorunsuz bir şekilde Jono’ya Poyrazköy’e kadar refakat ettik. Sonrasında Karadeniz kıyılarımızı geçip Gürcistan’a, oradan da Rusya’ya geçecek. Oradan da bisikletle başlangıç noktası olan Norveç-Rusya sınırına giderek Avrupa’nın etrafını dönmüş olacak. Karadeniz’e açıldıktan sonra Jono her gittiği yerde denizde karşılandı. Ereğli, Zonguldak, Amasra, Sinop gibi şehirlerimizde tüm yelken kulüpleri ona kapılarını açtı ve ağırladılar. Bunu başarabildiğimiz için tüm emeği geçenlere bir kez daha buradan teşekkür etmek isterim. Gerçek bir denizci dayanışması sergilendi.

BU “ÇILGINLIK” BİTMESİN

Pek çok gezgin farklı coğrafyalardan çıkıp, çoğu insanın imkânsız olarak düşündüğü şeyleri gerçekleştirmiştir. Bu kişilerin varlığı insanoğlunun sınır tanımayan, meydan okuyan ve sürekli gelişen tabiatının adeta vücut bulmuş halleri. Bunlardan biri Almanya’dan 1932’de başlayıp 1939’da Avustralya’ya varan, 30 bin millik yelkenli kano ile yaptığı seyahatle efsaneleşen Oskar Speck. Bir diğeri de, gene aynı yıllarda hak ettiği ilgiyi ve desteği bulamayan, Cumhuriyet tarihimizin ilk gezgini Mustafa İhsan Denizaşan’dır. Yacht Türkiye dergimizin Aralık 2011 tarihli 70. sayısı ve Şubat 2016 tarihli 120. sayısında bu zat-ı muhteremin maceralarıyla ilgili iki makale yayınlanmıştı. Bir başka deniz aşan çılgın Türk de Erden Eruç. Onun da maceraları ve dünyayı kas gücüyle dolaşmasını hayretler içerisinde okuduk. Bu karakterlerin yaptıkları yolculuk; fiziksel dayanıklılık, denizcilik, meteoroloji, beslenme, doğru malzeme seçimi, kullanımı, yol boyunca oluşan ve oluşabilecek hasarları öngörerek hazırlık yapmanın yanında bir de büyük miktarda psikolojik uygunluk gerektiriyor. Yani herkesin yapabileceği iş değil. Bir kere doğru psikolojik ve zihinsel kapasiteye ihtiyaç var.

Zamane maceraperestlerinden bir çılgın bu sefer İngiltere’den çıktı. Aslında İngilizler maceraya düşkünlükleri yüzünden bu tip şahsiyetler üretme konusunda oldukça başarılılar. Bizde maalesef maceraperestlik, kullanım ve anlam itibarıyla maceraperest kişi hakkında toplumda negatif bir algıya karşılık geliyor. Zamanla ve gelişen yeni nesillerle bunun değişeceğini ümit ediyorum. “Ben Türkiye’nin etrafını windsurf’le döneceğim” diyen birinin çıkacağını ve etrafındakilerin de “Yahu ne işin var, otur şurada bir kahve içelim” demeyerek, yıldızlara giden yolu bir kahvehanede sonlandırmayacaklarına inanmak istiyorum. Bu makale ile Yacht Türkiye dergisinde artık “Maceraperest” ismini verdiğimiz bu köşede yazılarım olacak. Umarım siz değerli okuyucularımız için vakit kaybı olmayacak makaleler olur. Önümüzdeki ay görüşmek üzere…

DCIM105MEDIADJI_0049.JPG

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.