Dursun, Marco Polo ve Aziz Pavlos

Dursun’u görünce Emir Karadeniz fıkrası anlatacak diye heyecanla yazıya atlayanlara kötü bir haberim var: Bu Dursun, o sizin bildiğiniz Dursun değil daa…

Son yıllarda uzak Ege adalarını zorlayıp duruyorum ama burnumuzun dibi adalarda hâlâ bilmediğim yerler çıkıyor karşıma. İki örnek vereceğim. Rodos’a kaç defa gittiğimin sayısını hatırlamama imkân yok. Birçok tekneci için de durum muhtemelen aynıdır. Nasıl Simi Adası’nda bütün deliklere kadar ezberlemişsek, Rodos da öyle zannediyordum. Fakat en son Göcek’e dönüş rotasında Lindos’a gittiğimde kendime çok kızdım. Defalarca Lindos’a gitmiş bir adam nasıl olur da burnunun dibindeki St. Paul Koyu’nu göremez! Marin elektronikler ve haritalar bu kadar gelişmiş olmasa hak veririm çünkü önünden geçerken hatta girerken bile insan tereddüt ediyor hakikaten burası mı diye. Bu koyun hikâyesi Aziz Pavlos’un MS. 57 yılında büyük ihtimalle bir fırtınada, koyu kapatan

kayaların arasındaki yarıktan ışıkları görüp buraya sığınması ile başlamış. Bu yarık o kadar güzel ve kapı gibi ki, botla bile girip çıkılabiliyor. Hatta giriş genişliği 40 metre olan bu koya girme cesaretini gösterip kıçtankara yaparsanız bu yarığı arkanıza almanızı tavsiye ederim. Evde pencere açmış gibi bir esinti ile efil efil oturursunuz. Koydaki restorana geçmeden Aziz Pavlos üzerinde tarihçileri kızdırmadan biraz daha durmak lazım. Devamı Ekim 2018 sayımızda.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.