Tekneciliğin yazılı olmayan kuralları KIÇTANKARA

Efendim, tekneciliğin deniz disiplinine uyum kuralları yani denizcilik kuralları ve edep-adap kuralları vardır. Bunlar yıllardır süre gelen çoğu da defalarca yazılıp söylenmiş kurallardır.

Son yıllarda teknelerdeki konforun ve yaşam standartlarının evleri aratmaması üzerine tekne edinenlerin çoğalması hatta denizden anlayan anlamayan herkesin parayı denkleştirip tekne aldığı bugünlerde ki tam denkleştiremeyenlere de finansal kiralama yöntemleri gibi birçok boyundan büyük tekne alma fırsatı veren opsiyonların cazibesi ile denizlerimizin de b.ku çıkmak üzere. Türk insanın akıncı ruhu ve kıç kıça olma hevesi işin tadını kaçırmaya başladı. Tekneyi yazlık ev güdüsü ile alanların karaya ve kalabalıklara yakın olma arzusu, yaşamı gelişmiş cazibeli koyları çileli bir hale getiriyor. Bunun en güzel örnekleri, son yıllarda “Beyaz Türk Yatçıları” için harikalar diyarı haline gelen D Maris otelin yanındaki koy, okulların kapandığı hafta sonu Hillside’ın önü, artık uzatmaları oynayan Türkbükü, Bozburun’a girişte bulunan “air condition boğazı”, Simi Adası’ndaki Pedi Koyu ve oraya girmeden billur suyu ile cazip Agia Marina’nın küçücük boğazı…

Leros Adası’nda Pandelli ve Marathi Adası’nın önündeki “izdiham koyunu” da bunlara rahatlıkla ekleyebiliriz. Daha uzaklarda Mykonos’ta Santa Marina otelinin önü de Lucca’yı aratmıyor. Ama orada rezervasyon ile kabul yapılıyor ve kıçtankara yapabilmek için otelin dalgıcını beklemek zorunda olduğunuz için onu konu dışı bırakabiliriz.

Çok seviyorsan alargada bekle!

Konumuzun özü başlıktan da hissedeceğiniz gibi kıçtankara…

Egosu yüksek ve kendini küçük dağların yaratıcısı zanneden “Beyaz Türk Yatçılarımız” bu kıçtankara olayına pek düşkündür. Arkasına taşı toprağı almadı mı huzur bulamazlar. Öyle oynamalar, dönmeler bunlara göre değildir. Tekne dediğin adam gibi yerinde durmalıdır. Bu yüzden yukarıda aklıma gelenleri yazdığım cazibe merkezlerinin önlerinde yapılan kıçtankara operasyonları temmuz ve ağustos aylarında kıçıma gire dönüşür. Elli metre teknesiyle langır lungur iki yirmiliğin arasına girenler, on metre teknesiyle iki otuzluğun arasında sıkışıp kalanlar… Çoğu zaman da çapasını sizin çapanızın üstüne bırakarak saygısızca ve arsızca neredeyse yalayarak dibinize girerler. Biraz utanması olan tekne sahipleri bu saygısızlık icra edilirken görünmemek için içeri kaçarlar. On beş dakika sonra “Aaa kaptan da çok yakın girmiş” ifadesi almış suratıyla arkada belirirler. Siz her ne kadar onlar girmesin diye “Ayıp oluyor, yuh” ifadesiyle dik dik baksanız da o giriş esnasında gemiciden başka gözünüzle tecavüz edecek muhatap bulamadığınız için hırsınızdan şişip oturursunuz oturduğunuz yere.
Eğer böyle dar bir yere girmeye çalışıyorsanız ve siz girerken yan teknedeki herkes ayağa kalkıp sizin yanaşmanızı seyrediyorsa bunun tercümesi “YUHH” meali ise “Allah belanı versin, hayvan herif”tir. Bu kadar ağır yazmamın sebebi bu tip bir girişe teşebbüs ettiğinizde aklınıza gelmesi için. Milletçe kafamızı değiştirmek zorundayız. Örneğin bir restorana gittiğimizde bize yer yok derlerse bozuluyoruz hatta o mekâna küsüyoruz. Burada konu benzer, bir yere girmeyi kafaya koyup gidiyorsak oraya girmiş bir tekne görünce içimizden saydırıyoruz ona. Gerçekten çok tuhaf. Çok seviyorsan orayı alargada dur bekle kardeşim, adam çıkınca girersin. Hem kendinin hem de günahsız adamın niye huzurunu kaçırıyorsun?

“Ankara’n›n ba€lar›”yla uyanmak

Zorlayıp girerse zaten sonrası tam bir festival. Yandakinin jeneratörünün dumanından lumbozunu açamayanlar, örümcek ağı gibi yayılmış çapraz halatların altından botun içinde tam siper teknesine yanaşmaya çalışan boynu bükükler, yandaki teknenin bütün gece çalışan klima suyunun şırıltısından çişini tutamayanlar, yandaki teknenin havlayan köpeğine hoşt diyenler, yan tekneye kadeh kaldırmadan içkisini yudumlayamayanlar, kalabalıkta tanıdıklara yakalanmamak için kendi teknesinde hırsız gibi saklananlar, tam sırtüstü uzanıp sabah gazetesini okuyacakken misafir baskınına uğrayanlar, yan teknenin müziği ile “unhappy hour” yapmak zorunda kalanlar, gece “Ankara’nın bağları” ile uykusundan sıçrayanlar, sabah sabah yandaki çocukların bağırış çağırış denize atlamasıyla uyanmak zorunda kalanlar vb…

Bir de teknelerin arkasından süzülerek yüzen şirin ve meraklı çiftler vardır. Kuğular gibi eşli yüzen bu çiftler, bütün teknelerin içinde ne olup bittiğini analiz ederler. Hangi teknenin sahibinin kim olduğunu bilmeden içi rahat etmeyen bu çiftlerin geçişlerine sabah kahvaltısı esnasında rastlayabilirsiniz.

Son olarak da komşu teknelerin afacanları vardır. Şanslıysanız yanınızdaki teknelerde çocuk popülasyonu kabul edilebilir ölçülerdedir ama bayram gibi zamanlarda bu pek mümkün olmayabilir. Afacanların en yoğun olduğu bu dönemde kendilerinin dışında arkadaşları da vardır. Eğer sizin de çocuğunuz varsa bu topluluk eninde sonunda sizin teknede patlayacaktır. Çünkü bu sıkılgan afacanlar, tanıdıkları her teknenin üstünden atlamadan rahat etmezler.

Acil durum değilse isteme!

Bu cazibeli yerlerin bir de senede birkaç gün en cazibeli günleri vardır. Bu gibi günlerde kıçını sokacak yer bulamayıp ortada kalanlar kendilerini öksüz hissederler. İlle de ama ille de girmek isterler. Oraya önceden yanaşmış tanıdığı ne kadar tekne sahibi varsa arayıp bir fırsat ararlar. Belki kalkacak olan vardır belki de “yanıma gel” diyecek olan. Gel denildiği anda adeta ırgatı delerek denize boşalmaya başlayan zincirinin langırtısını duyarsınız. İçinizden 10’a kadar saymanıza fırsat kalmadan üstünüze yaslanmış bulursunuz. Hiç şaşırmayın, yanaşırken vakit kaybetmemek için botu indirme zahmetine bile katlanmayacak sizden palamar için botunuzu da isteyecektir. İşte bu konuda yazılması gereken konulardan biridir:

Arkadaşım, acil bir durum yokken başka tekneden bir şey istenmez! Denizcilik ve teknecilik terbiyesi bunu gerektirir! Hem arkadaşınızı hem de kendinizi zor durumda bırakmamak için lütfen acil olmadıkça bir şey istemeyiniz! Denizde birbirine yardım esastır ama acil ve zor zamanlarda…

Bir zahmet telsiz kullanın!

Koylar otopark yeri değildir, lütfen terbiyesizlik ve arsızlık boyutlarında yakınlaşmalarla teknelerin arasına zuhur edip de insanların tatillerinin, keyiflerinin içine etmeyiniz. Ey kaptanlar, patronunuz ısrar etse de tehlikeli olduğunu söyleyip bu münasebetsizliklere müsaade etmeyiniz. Bir de lütfen yanaşırken palamara giden gemicinize yaylada kayınçosuna çığıran çoban gibi bağırmayınız. Bir zahmet el telsizini kullanınız.

Bunlar ve benzeri konuları en sert, en ağıza alınmayacak şekilde yazmaya devam edeceğim ama bir itirafta bulunmadan edemeyeceğim: Arkadaş, sevdiğim bir koya gittiğimde yerimde biri varsa bende çok gıcık oluyorum ya.

Engin Muratoğlu’nun anısına

PANÇO

Sene 1992 veya 1993, Göcek’te Domuz Adası’nın önünde bulunan, eski kâğıt haritalarda Uzunali Burnu diye geçen koya Maiora marka Mirage isminde bir tekne yanaşır. Teknenin sahibi o zamanın en ünlü işadamlarından Engin Muratoğlu’dur. Köpek sevgisi dillere destan eşi Alya Hanım ve German-Kurz Haar cinsi köpekleri ile seyahat etmektedirler. Kaptanları Resul Yamak’ın aktardıklarından anladığımıza göre dibi görünmeyen denizden pek hoşlanmayan Engin bey bu turkuaz renkli koyu çok sevmiştir. Sahilinde bulunan düz kumluk da köpekleri için ideal bir oyun ve ihtiyaç alanıdır. Gel zaman git zaman başka koya gitmez olan Engin Bey, tekneye gelen misafirlerine burayı “Panço Koyu” olarak anlatmaya başlar. Ufak ufak tekneciler arasında dilden dile yayılmaya başlayan bu isim bir gün Engin Bey’in Kaptanı Resul’e boya aldırarak koyun iki tarafına taşlara yazdırması ile tescillenir. Yerel halk ve tekne kaptanları arasında haritada yazmayan bu ismin taşlara nakşedilmiş olması rahatsızlık yaratmış ve defalarca silme operasyonları yaşanmıştır. Ama aile her defasında boyasını yenilemiş ve direnmiştir. Kaptanın anlattığına göre, “Panço cipsinin reklamını yapıyorsunuz” diyenler bile çıkmıştır. Ben de Engin Abi’yle tam o yıllarda Panço Koyu’nda teknesinde tanışmıştım. Güler yüzlü, sıcakkanlı ve çok esprili bir insandı. Canları gibi sevdikleri köpeklerinin anısını yaşatmak için koyduğu bu isim bugün Göcek’e uğramış herkes tarafından çok iyi bilinir ve bu koy Panço Koyu diye anılır.

Deniz ve tekne âşığı Engin Abi’yi Ağustos ayı içerisinde kaybettik. Milli basketbolculuktan iş hayatının en zirvesine kadar çıkmayı başaran Engin Muratoğlu, karizmatik duruşu, sıcakkanlılığı ve pozitif enerjisi ile benim için unutulmaz insanlardan biri olarak kalacaktır. Son yıllarda yaşadığı talihsizlikler ve sıkıntılar onu aramızdan ayırsa da Panço Koyu’na giden her tekneci onu hatırlasın diye bu hikâyeyi anlatmak istedim.

Siz de Panço Koyu’na gittiğinizde yıldızlara doğru Engin Abi’ye bir selam çakmayı unutmayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.