En güzel deniz…

“En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır” demiş üstat yıllar evvel ama bizim geldiğimiz nokta; en güzel deniz henüz içine edilmemiş olandır. Halimiz dövünmeyi çoktan geçti. “Salya” sümük aşamasındayız.

Suya sabuna dokunmayan yeni nesil gazetemiz Oksijen’de alt alta “Deniz Salyası sardı…”, “Deniz küstü…” ve “Deniz anayasası gerek…” gibi suya dokunuşlar görünce ben de doğal olarak fişteklendim. Hele Ali Boratav abimizin heyecanla okumaya başladığım siftah yazısında benim yıllardır “Teknekonducular” diye tepindiğim konuyu sanki bu sene ilk defa fark ediyormuş gibi nazik bir dille anlatması beni iyice çıldırttı. En son daha Mart ayında yazdığım yazı, bu yaz nasıl rezillikler olacağını anlatıyordu. Tek tek yazıp şikâyet ettiği seyyar gözlemeciler, marketler, masajcılar vb. konusunda işin b.kunu çıkardıklarını bağırarak anlatmıştım. Ali abim, bol bol istatistiklerle doldurduğu yazısında teknelerin nasıl katlanarak çoğaldığını hayretler içinde yansıtmış. Ben son üç senedir yüzde 1 ile tekne satarsanız zaten gitgide berbat olan koylarımızın rezilleşeceğini yazmıyor muyum? En iyi siz biliyorsunuz ve bir kere olsun bu konuda sert bir uyarı yapmadınız. Hatta sizlere, bu konuda bana “bu konuya girmesen” diye baskılar olduğunu anlatmıştım. Denizlerimize anayasaya önerinizi, 60’lı yıllarda olsaydık iki parmağımı yana açarak “peace” işareti ile romantik bir şekilde karşılamak isterdim ama normal anayasasının uygulanması bile ütopik hale gelmiş ülkemizde fırsatçılığı ve uyanıklığı içselleştirmiş bu tiplere anlatamazsınız. Bırak uygulamayı, okumazlar bile. Benim gibi peace hareketi ile karşılamayacakları da kesin. Bütün bunlara rağmen hâlâ denizde olmak güzel demişsiniz. Hayır değil! Sert bir şekilde uyaracaksak tamam ama romantik ve sempatik yol göstermelerin zamanı çoktan geldi geçti. Denizlerimiz bitiyor!

MÜSİLAJ

Yıllardır balık mevsiminin başlaması ile birlikte trolleri ile dipleri tarayan balıkçılar ve onlara oy uğruna göz yumanlar, arıtma tesislerini kimyasalı çok pahalı diye arıtmadan deşarj edenler, atıklarını derelere, nehirlere karıştırmaktan utanmayanlar buyurun Marmara’ya. Balıkçılarda salyalı lüfer, sümüklü denizanası yiyeceğiniz günler yakındır. Hele o balıkçılar yok mu o balıkçılar, yedikleri ekmeğe nasıl tükürdüler yıllarca aklım almıyor. Ben kaptanlara tanklarınızı denize salmayın derken hep “bu deniz sizin ekmek tekneniz” diye anlatırım. Denizi bitirirseniz sizin işiniz de yok olur derim. Ama işte o günü kurtarma kafası şeytan gibi burada da insanın zihnini bulandırıyor. Bundan iki sene önce salyalardan denizin içinde balıklar ağzı açık ölecek deseydik, koca Boğaz ve Marmara suratına balgam atılmış gibi sümüksü bir tabaka ile kaplanacak deseydik, denizin dibindeki bitkiler kuruyarak ölecek deseydik kim inanırdı bize? Amma abartıyorsun deyip ciddiye bile almazlardı. Şimdi, bu salya sümük boğazına bir de kanal tedavisi yapılırsa yalılarda ve kıyılarda gaz maskesi ile oturmaya başlarsınız desek mesela. “Pandemide maskeye çok alıştık” diye bir cevap alabiliriz, “Kıbrıs Karadeniz’de. Ben askerliğimi orada yaptım” diyen arkadaştan. Maalesef bu arkadaş yalnız değil. Nüfusun ciddi bir yüzdesini temsil ediyor.

Bu ibretlik durum ortadayken dönüp Göcek’e bakmamız lazım. Benzer şekilde kapalı bir deniz ve yıldan yıla gözle görülür bir şekilde bulanıklaşıyor. Geceleri teknelerin sualtı lambalarını yaktığınız zaman olayın vahameti bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Uzun zaman önce Hamam Koyu’ndan kanal açılması dâhil her türlü uyarıyı yaptığım için vicdanım rahat. Drone ile kontrol edin, bu tekneleri günlerce koylara çöktürmeyin bile dedim. Bütün teknelere marin trafiği takip edebileceğiniz bir cihaz takılmasını mecbur etmek bu kadar zor bir olay mıdır? Sayın yetkililer, Göcek’te Ayten Koyu, Göbün, Osmanağa, Boynuzbükü’nün kışın marina gibi kullanıldığını bilmiyor mu? Nisan ayından Kasım ayına kadar aynı yerlere çöreklenenleri hiç mi fark etmiyorlar? Göcek’te de salyaların yüzeye çıkması mı bekleniyor?

Bu arada İstanbul’daki tekne sahiplerinin ilgisini çekecek yeni bir gelişme de, bu müsilajın motorlara ciddi zarar vermesi. Tekne sigortası yapan firmalar müşterilerin uyarmak için hazırlık içindeler. Müsilaj olan yerde seyir yapılmaması, yapılırsa oluşacak zararı karşılamayacaklarını bildirecekler büyük ihtimalle. Ayrıca müsilajın yayılımı Kuzey Ege’ye ulaşmış durumda. Çok yakın bir zamanda bu sorun sadece İstanbul’daki teknelerin sorunu olmaktan çıkacak. Bir diğer husus da taşımacılık yapan vapurlar, gemiler vb. Müsilaj, deniz taşımacılığını durma noktasına getirebilecek kadar acil önlem alınması gereken bir konu. Hemen tedbirler başlasa sonuç almak yıllarca sürecek gibi görünüyor.

Sonuç olarak dikkati çekmek isteğim konu biz denizlerimize anayasalar yazacak, bunların tartışılıp yasalaştırılmasını bekleyecek durumu çoktan geçtik. Belki teknecileri de biraz mutsuz edecek şekilde sert tedbirlerle hemen devreye girilip müdahale edilmesi gerekiyor. Yan tarafta anayasa, babayasa yazılmaya ve tartşılmaya devam edilmesinde bir mahsur yoktur.

DENİZ HIYARI

Günde 350 kilogram, yılda 120 ton kumu ağır metallerden arındırarak, oksijen kaynağı deniz çayırlarını temizleyen, deniz suyunu süzen pinaları temizleyen, kısacası kirliliği yiyerek beslenirken filtrasyon yapan denizin altındaki hıyarları denizin üstündeki hıyarlar toplayıp satınca bilim adamlarımız artık bu hıyarlığa müsaade etmeyin diye devreye girmek zorunda kaldı. Yıllardır denizin üstündeki hıyarlıkları yazıp dururken denizin altındakileri ihmal ettiğimiz için bu müsilaj konusunda, kendim başta olmak üzere, tüm deniz yazarlarını da tek ayak üstünde cezaya çekmek gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca Türkiye’den ne kadar deniz hıyarı ihracatı yapıldığının yetkili makamlar tarafından açıklamasını rica ediyorum. Son söz olarak denizlerimize ve kıyılarımıza bugünden itibaren Anıtlar Kurulu’na bağlı bir tarihi eser gibi davranmak zorundayız. En sert tedbirleri kimsenin gözünün yaşına bakmadan almalıyız. En büyük geliri turizm olan ülkemize yapılacak en büyük hizmet bu olacaktır.

Not: Son kitabım “Meltemi” için bana e-posta ve mesaj atan herkese siz okurlarımızın önünde teşekkür etmek istiyorum. Sizlerin destekleri ve ittirmesi sayesinde üç kitap yazdım ve büyük keyif aldım. İnşallah bu kitaplar denizlerimizin istediğimiz seviyeye gelmesi için küçük de olsa itici güç olur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.