Bir efsanenin ardından GEORGE F. BASS

Tarih yazımında sualtı arkeolojisinin ne kadar önemli olduğunu anlamamızın üzerinden yarım yüzyıl geçmedi. Arkeoloji bilimi için kısa sayılacak bu sürede dünyanın en eski ve özel batıkları Anadolu kıyılarında, derin mavide araştırıldı. Bu ay, 2 Mart 2021 tarihinde kaybettiğimiz bir efsaneyi, sualtı arkeolojisinin öncüsü George F. Bass’i kendi başlattığı tarih içinde ve en yakıştığı yer olan denizin derinliklerde anıyoruz. 

Bir efsaneye veda ediyoruz. Profesör George F. Bass. Tüplü dalışın henüz emeklediği dönemde arkeolojiyi denizin derinliklerine indiren, 1960 yılında dünyanın o gün için bilinen en eski batığını kazan, dünyanın ilk sualtı arkeoloji kazısını yapan, antik çağ ticaretini, ilişkilerini, gemilerini anlamamız için bizlere ışık tutan bir bilim insanı. Şüphesiz o ve yaptığı çalışmalar olmasaydı bugün denizcilik tarihi ve antik çağ hakkında çok daha az bilgiye sahip olurduk. Sadece yaptığı çalışmalarla değil, yazdığı kitap ve makalelerle de sayısız insana ulaştı. Örneğin National Geographic’de dünyanın en eski batığı olan Uluburun batığı hakkında yazmış olduğu makale 13 milyon okura ulaştı. Belki de bu makale ile tarihin en çok okura erişen arkeoloğu oldu. Kazıları, bakış açısı ve yazdıklarıyla kendisinden sonra gelen birçok kişiyi etkiledi. Onlardan biri de bu satırları kaleme alan benim.

FOTOĞRAFIN BÜYÜSÜ

Arkeoloji hayatım Bass’in 1987 yılında kaleme aldığı o makale ile netleşti. Olağanüstü fotoğraflarla dolu makalenin bulunduğu dergiyi, basıldıktan 10 yıl sonra İzmir’deki bir sahafta görmüştüm. Aralık 1987 tarihli dergi o ana dek gördüğüm en etkileyici dergi kapaklarından birine sahipti; bugün de hâlâ aynı fikirdeyim. Arkeolojiye olan ilgimin daha belirgin bir alana yönelmesi işte bu fotoğrafla başladı. Yıllar sonra editörlüğünü üstlendiğim arkeoloji dergilerinin ilk görsel temelleri de o sayıyla atılacaktı. Derginin kapağında görünen arkeolog dünyanın en eski batığı olan Uluburun’un kargosunda 3300 yıldır dokunulmamış bakır külçelerden bir tanesini kaldırdığı an suyun 50 metre altında hazır bekleyen fotoğrafçı Bill Curtsinger, deklanşöre basarak zamanı fotoğraf makinesindeki negatife hapsetmişti. Her anı romantik ve büyüleyici olan o anın yansıması astronotları kıskandıracak bir kareye dönüşür ve ardından milyonlara ulaşır. Tam 13 milyon kişiye ve belki de benim gibi sahaflarda zaman geçiren nice insana. George Bass benim için hep o fotoğrafın ete kemiğe bürünmüş hali olarak kaldı. Ne şanslıyım ki fotoğrafın çekildiği tarihten 30 yıl sonra George F. Bass’i, kurucusu olduğu Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nün (INA) Texas College Station’daki kampüsünde, o dergi kapağı önünde çekme şansım oldu.

AYNI LOCANIN BEYEFENDİLERİ

Bu özel fotoğraf ve makaleyi ilk gördüğüm tarihten 10 yıl sonra arkeoloji ve yayıncılığın rüzgârında yelken açarak birçok arkeoloji dergisinin editörlüğünü yaptım. Son 7 yıldır ise TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın yayını olan TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin editörlüğünü üstleniyorum. George’u kaybettiğimiz 2 Mart 2021 tarihinde TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi’nin son düzeltmelerini yaparak matbaaya gönderdiğim sırada bir eposta geldi. Yayıncılıkla ilgili olanların bildiği üzere, son dakikada birçok düzeltme gelir. İmkânınız olursa yazarlardan gelen son dakika düzeltmelerini uygular ve dergiyi baskıya gönderirsiniz. Gelen epostanın bu durumla ilgili olduğunu düşünerek açtım. Mesaj çok sevdiğim bir meslektaşım ve meslek büyüğüm olan Tuba Ekmekçi Littlefield’dan geliyordu. “Mehmet’cim maalesef George Bey’i dün gece kaybettik. Çok üzgünüz…” Onu tanıyan herkes çok üzgündü. Arkeoloji serüveninde yaptıklarıyla, başardıklarıyla yepyeni bir disiplinin kurulmasını sağlayan; sualtı arkeolojisine adını veren eşsiz bir bilim insanı hayata veda etmişti. Onun açtığı yoldan yürüyen arkeologlar olarak oluşturduğu disipline dair bir bilim dergisini çıkardığımız sırada bu acı haberi almıştık. Bu bile ne kadar önemli bir bilim insanını kaybettiğimizin en somut kanıtıydı. Ama bizler efsanelerin ölümsüz olduğunu mitolojiden ve hayattan biliyoruz. Arkeoloji dünyası için Ekrem Akurgal, tarih için Halil İnalcık ne ifade ediyorsa sualtı arkeolojisi için de George Bass aynı şeyleri ifade eder. Şüphesiz aynı locanın beyefendileri…

SUALTI ARKEOLOJİSİNİN ÖNCÜSÜ

Yaptıklarıyla bugün tüm dünyada sualtı arkeolojisinin öncüsü olarak anılan Bass, ilk olarak 1950’lerde Türkiye’ye gelmişti. Fakat gelme nedeni batıklar değil, Gordion kazılarında çalışmaktı. 1960 yılında ise genç bir doktora öğrencisi olarak Türkiye’ye bir kez daha geldi. Bu defa amacı arkeolojik bir kazıyı suyun metrelerce altında yatan binlerce yıllık eski bir batık üzerinde icra etmekti. 1960’ların dünyasında çılgınca bir fikir gibi görünse de Bass ve bir grup genç insan zor koşullar altında bunu başardı. Böylece dünyada ilk kez arkeologların başında olduğu bir batık kazısı gerçekleştirildi. Bu sayede arkeoloji ilk kez suyun altına indi. Bu önemli kazı hem onun hem de sualtı arkeolojisi adına sadece bir başlangıçtır. Kazdığı antik gemi o gün için bilinen dünyanın en eski batığı olarak kayıtlara girer. Kendi ifadesi ile batıkta bulduğu gayet mütevazı malzemeyi inceleyerek, o zamanki görüşleri değiştirecek biçimde yorumlar. Bu görüşlerin arkeoloji dünyası tarafından kabul edilmesi ise oldukça uzun bir süreç alır. Fakat ilk batık kazısından yaklaşık olarak 25 yıl sonra başlattığı Uluburun Batığı kazısı sonucunda ne kadar doğru sonuçlara vardığı görülür ve arkeoloji dünyası tarafından da kabul görür. Bu iki mühim kazı sayesinde Tunç Çağı’na dair birçok bilinmeyen kıyılarımızda aydınlatılmıştır. Yassıada’da 7. yüzyıla tarihlenen Bizans Batığı’nın kazılması ise bir başka önemli kilometre taşıdır. Zira ilk defa bir batığın arkeolojik kazısı yapıldıktan sonra elde edilen veriler ışığında, o döneme ait bir geminin nasıl yapıldığı, şekli, kargosu, buluntuların nasıl yerleştirildiği konusunda bir rekonstrüksiyon oluşturulur. Serçe Limanı’nda kazısını gerçekleştirdiği cam batığı kazısı ise (MS 1025) büyük miktarda İslami cam eseri bizlere sunar. Bu ve diğer kazılardan çıkarılan eserler Bass’in de emekleriyle kurulan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde ziyaretçileri bekliyor. Bass sohbetimiz sırasında ilk kazısı olan Gelidonya’ya başlarda herkesin şüphe ile baktığını söylemişti. Dar bir kumsalda kurduğu kamptaki kararlılığı sayesinde başlayan çalışmaları sonucunda bugün ardında dünyanın farklı noktalarında arkeolojik projeler yapan bir enstitü bıraktı. Çocukluğumda gittiğim sahaflarda tanıştığım ve ardından biriktirmeye başladığım Hayat Dergisi gibi entelektüel bir bakış açısı ile bu sayfaları arkeolojiye, deniz tarihine açan Kaptan ile (Yayın Yönetmenimiz Eyüp Özel) bu yıl yazacağım konu başlıklarını konuşurken ki yaklaşık 30 civarında başlığımız vardı, Kaptan’ın ilk olarak paylaşmak istediği başlık “Denizler altında 4000 yıl” olmuştu. Bu yazı dizisi ile Türkiye kıyılarında yer alan tarihi batıkların hikâyesini aktarmayı istemiştik. Özü itibarıyla Anadolu kıyılarında batan gemiler ve hikâyelerinden bahsedeceğimiz bu yazı dizisinde bu defa sualtı arkeolojisinin öncü ve amiral gemisi olan George Bass’in hikâyesine başka bir açıdan değindik. Derin Mavi’den bir arkeolog, silinmeyecek bir iz bırakarak geçti. Artık Homeros’un mavi sularında belki de araştırmayı çok istediğini söylediği bir Myken teknesinde yelken açıyor. Saygı ve minnetle anıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.