Sünger diyarının geçmişine açılan pencere BODRUM SÜNGERCİLİK MÜZESİ

Yeryüzünün en zor mesleklerinden biri olan süngercilik, şüphesiz Bodrum’u tanımlayan en özel kelimelerden biri. Yeryüzünün en cesur dalgıçlarının emeklerini ve süngercilik mesleğini daha yakından görebileceğimiz yeni bir müze yakın zamanda Bodrum’da kapılarını açacak. Mavi Anadolu’nun bu yeni sayfasının başlığı: Bodrum Süngercilik Müzesi.

Yolu bir kez olsun denizle kesişen, deryada yelken açmış, kürek çekmiş, ağ toplamış herkes süngercilerle ilgili bir hikâye duymuş ya da okumuştur. Öylesine özeldir ki bu hikâyeler kimi zaman bir efsaneye dönüşür ve dilden dile aktarılır, kimi zaman da bir efsaneden dinlenir. Aynı Balıkçı’nın öykülerinde olduğu gibi… Mavi yolculuğa çıkan aydınlardan çok daha önce Bodrum ve çevresindeki cesur adamlar rızıklarını denizin derinliklerinde arıyor ve kendilerini tehlikeye atıyorlardı. Kimdi bu adamlar? Neden bu tehlikeyi göze alıyorlardı? Onlar denizdeyken bekleyenleri, sevdikleri nasıl kaygılarla ufuk çizgisine bakıyorlardı? Aylarca denizde kaldıktan sonra beklentileri neden karşılanmıyordu? Birçok soru süngercinin romantizm ve büyüsü içinde görünmese de sis dağılınca denizde verilen mücadelenin karadaki yansıması çoğu zaman acı ve hüsrandı.

Ne yazık ki bu zorlu mücadeleyi veren güzel insanlar zamanla unutuldu ya da hak ettikleri ölçüde hatırlanmadılar. Sadece bu satıların sahibi gibi son birkaç romantik onlar hakkında yazdı ve bazı projeler üretildi. Yıllar önce Bodrum’un en yaşlı sünger kaptanı olan Mehmet İmbat ile farklı zamanlarda birkaç kez görüşmüş anılarını yayımlamıştım. Mehmet amca, “süngerle geçinebiliyor musun” sorusuna dertli cevaplar vermişti. “Onu bir ben biliyorum, bir de Allah biliyor. Yetmiyordu. Yalnız süngercilik yapmıyorduk. Yazın süngercilik, kışın da vapurlarda, bilmem nerelerde, kayıklarda, seferlerde mandalina, karpuz taşıyorduk. Yunan adalarına gidiyorduk. Böyle geçiniyorduk. Süngercilik fevkalade para değildi o zamanlar ama geçim sağlıyordu. Bodrum’da çoğunluğun geçim parasıydı.”

“BU DÜNYADA YAPILABİLECEK EN ZOR İŞ”

Son 20 yıldır hayatta kalan süngercilerle sohbet ettiğimde neredeyse hepsinden, bilinçsizce onlarca kulaca daldıkları için birçok arkadaşlarını kaybettiklerini dinledim. Bir o kadar insan da maalesef sakat kalmış. Zaman içinde süngerciliğin evi geçindiremeyecek noktaya geldiğini anladıklarında ise farklı uğraşlar içine girmek zorunda kalmışlar. Mandalina ve balıkçılık bu uğraşların ilk sırasında gelmiş. Bodrumlu Kaptan Kemal Aras’ın teknesinin isminin “Mandalinci” olması bir tesadüf değildi.

Sünger dalgıçlığı yaparken geçinemediği için Bodrum’dan ayrılarak büyük şehirlerdeki fabrikalarda çalışanlar ise hiç azımsanmayacak sayıda. Bu kişilerden biri de 1967-68 yıllarında süngercilik yapan, sadece Bodrum kıyılarında değil Marmara’da da sünger avlayan Mustafa Cem. Yunan kaptanlarla birlikte farklı teknelerde yan yana çalışan Bodrumlu iş adamı, süngercilik yaptığı yılların ardından İzmir’e giderek iş hayatına atılmış. Aradan geçen yarım yüzyıldan fazla zamanın ardından “süngercilik bu dünyada yapılabilecek en zor iş” diyor. Tarihi dalgıç malzemeleri konusunda dünyadaki en büyük koleksiyonlardan birinin sahibi olan Jeff Hakko ise “bu dalış yöntemini denemiş biri olarak bu kadar zor bir dalış daha önce hiç yaşamadım” diyor.

KALYMNOS’TAKİ MÜZE VE DUVARINDAKİ FERMAN

Bodrum’da sohbet ettiğiniz hemen herkes, denizciler, süngerciler, turizmciler Kalymnos’taki süngercilik müzesini anlatarak deyim yerindeyse iç çekerler. Zira komşuda olması, onların geçmişte olduğu gibi Bodrum’un önüne geçmesi birçok insanı üzer. “Neden bizde yok?” sorusu ise bu konunun konuşulduğu her masada mutlaka sorulur. Peki Kalymnos, Bodrumlular için neden bu kadar önemli? Çünkü Bodrum ile Kalymnos süngercilik konusunda tarih boyunca en çok üreten iki merkezdi. Ama tüm dünya Kalymnos’u daha çok tanırken Bodrum deyim yerindeyse gölgede kalmıştır. Kalymnos süngeri birinci kalite iken biz aynı sulardaki süngeri iyi bir şekilde tanıtamadığımız için yıllarca iki hatta üçüncü kalite olarak satmışız. Hatta bizim süngercilerimizin elindeki süngeri bir şekilde Kalymnoslu kaptanlar alır ve Yunan süngeri olarak satarlarmış. İşte bu nedenlerle Kalymnos ve oradaki müze birçok Bodrumlu için çok önemlidir. Çok insan bilmese de Kalymnos’taki müzenin duvarında bir de Ferman bulunur. Yıllar önce efsane müze müdürü Oğuz Alpözen ile bir sohbetimizde “Kalymnos dünyaya sünger ihraç eden merkezdi. Buradaki müzede Padişahın fermanı sünger müzesinin duvarlarını süsler. Fermana göre Padişah ada halkına süngercilik yapmak için izin veriyor, böylece süngercilik yapan ada halkından vergi alınmıyor” demişti.

Müze, adayı ziyaret eden turistler için bir gezi noktası olmuşken; Bodrum bir süngercilik müzesi kuramamış, sahip olduğu değeri yansıtamamıştı. Fakat yakın zamanda meslektaşım, Bodrum Deniz Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu’ndan çok güzel haber aldım: “Mehmet, Bodrum’da Süngercilik Müzesi kuruyoruz.” Bu şahane haber üzerine gelişmeleri konuşmak için Selen Cambazoğlu, kurulacak müzenin sponsoru, aynı zamanda kendisi de süngercilik yapmış Mustafa Cem ve dünyanın sayılı tarihi dalgıç malzemeleri koleksiyonlarından bir tanesinin sahibi Jeff Hakko ile bir araya geldik. Bu üç ismin ortak noktası çok yakında Bodrum’da kurulacak Süngercilik Müzesi’nin danışma kurulunda olmaları ve fikrin filizlenmesinden başlayarak her aşamasında yer almaları. Bu isimlerin dışında Süngercilik Müzesi’nin kuruluşu için çalışan danışma kurulunda Aksona Mehmet (Baş), İzzeddin Çalışlar, Saner Gülsöken ve Timuçin Binder bulunuyor.

BODRUM SÜNGERCİLİK MÜZESİ

Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, konuya gösterdiği ilgiyle, Barlar Sokağı olarak bilinen caddede yaklaşık 500 metrekarelik iki yapıyı Süngercilik Müzesi kullanımı için tahsis etmiş. Arından Mustafa Cem sponsor olabileceğini iletmiş. Filantropist Mustafa Cem’in bu konudaki desteği taktire şayan zira ülkemizin kültür hayatı için çok daha fazla müzeye ihtiyaç duyulurken Bodrum gibi turizm açısından ülkenin en gözde duraklarından birinde kurulacak müze hem ülke hem de kültür tanıtımımız açısından çok önemli. Diğer yandan meslektaşım Selen Cambazoğlu’nun Bodrum Deniz Müzesi’ndeki gayretli çalışmaları yeni kurulacak müze için bir umut. Zira onun projede olduğunu bilmek ve deneyimini burada da aktarması kurulacak müze adına çok önemli. Bir araya geldiğimiz isimlerden Jeff Hakko ise Türkiye’deki birçok müze ve kuruma bağışladığı tarihi dalgıç malzemeleriyle bu kültürü yaşatmaya çalışan en önemli isim. Bu müzede onun bağışlayacağı formalı dalgıcın kullandığı bir takımın olması başta çocuk ziyaretçiler olmak üzere hemen her yaştan kişiyi Jules Verne romanlarının içine çekecek. Bu ve diğer objeler müzede verilecek eğitimlerle birleştiğinde denizci bir topluma doğru müzeden bir kapı sonuna kadar açılacak.

DENİZ SÜRPRİZLELE DOLU

Bu güzel haberin arından hayatın denize ne kadar benzediğini düşündüm. Fırtınada olduğunuz sırada bir burnu dönünce genellikle daha korunaklı bir yerle karşılaşırsınız. Hayat da deniz gibi sürprizlerle dolu. 20 yıl önce Bodrumlu süngercilerle sohbet ederek notlar alırken geçtiğimiz yıl 1958 yılında Mustafa Kapkın tarafından kaleme alınan ve dahası fotoğraflanan güncenin yayımlanması için çalışmaya başladık. Süngercilerin hayatlarına ilk kez bu kadar yakından tanık oldum. Bu kitabın dünyada bir benzerinin daha olmaması Bodrum ve bu kıyıların her açından zenginliğinin bir yansıması değilse nedir? TINA Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı tarafından Eylül 2022’de yayımlanacak kitapla süngercilerin hayatlarına belki de ilk kez bu kadar yakında şahit olup, dokunacağız. Yıllardır süren bu iki çalışmanın yakın zamanlarda duyulması sanırım bir tesadüf değil.

Bu sayfalarda sayısız kez deniz kültürü ve tarihi açısından ne kadar özel bir ülke olduğumuzu hatta denizcilik tarihi yazılırken bu kıyılar olmadan dünya denizcilik tarihinin yazılamayacağını belirtmiştim. Bu düşünceyle aynı fikirde insanların Bodrum’da bir araya gelerek Bodrum Süngercilik Müzesi’nin kuruluşu için harekete geçmesi çok güzel yüreklere sahip olduğumuzun bir göstergesi.

Bodrum ve Mavi Anadolu birçok değere sahip. Kaptan Mehmet amcanın kendisinin ve akrabalarının Kaleye taşıdığı heykeller ve çeşitli eserler, Kaptan Kemal Aras’ın arkeologlara gösterdiği tarihin en eski batıkları, Aksona Mehmet’in süngerciliğin hatırlanması için çabaları, Balıkçı’nın öyküleri, Mustafa Kapkın’ın süngercilere en saf ve net şekilde dokunan güncesi…Her biri ayrı değer. Ve ne mutlu ki bizlere bu değerlere bir ucundan dokunabilmişiz. Derin Mavi’ye gönül verenlere selam olsun.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.