Yeni Zelandalı denizci çift mutluluğu Mıstık’ta buldu

Yeni Zelanda’daki Navigate Ocenia’nın direktörü Karine Thomas ile eşi Dr. Graham Sibery, Türkiye’den tekne aldılar ve yazları ülkemizde geçiriyorlar. Çift, üç yıldır tekneleri Mıstık’la kıyılarımızın tadını çıkarıyor. Fotoğraflar KARINE THOMAS & DR. GRAHAM SIBERY ARŞİVİ

Yıllarca bir yelkenli alıp, Akdeniz’i keşfetme hayalleri kuran Yeni Zelandalı çift, aradıkları tekneyi 2018’de Sığacık’ta buldu. Yeni Zelanda’daki lüks seyahat şirketi Navigate Ocenia’nın direktörü Karine Thomas ile Kaipara Belediyesi Eski Yöneticisi Dr. Graham Sibery’nin teknesi Mıstık, sektörden iyi tanıdığımız Canmarino’nun ortağı Can Oğuz’un babası Mustafa Oğuz’a aitti. Denizciliği büyük büyük babalarından gelen ve Türkiye’de daha kalacaklarını söyleyen Karine’den dinliyoruz hikâyeyi.

Yelken geçmişinizi anlatır mısınız?

Birkaç kuşak öncesinde ailemizin İngiltere’de gemicilik şirketi varmış. 1900’lerde Yeni Zelanda’ya taşınmışlar. Ciddi yelkenci bir aileden geliyorum, gezi ve yarış teknelerinde büyüdüm. Sadece anne babamın değil, büyük anne ve babalarımın da yelkenli tekneleri vardı. Babam gemi mühendisiydi, en büyük teknesi olan 32 feet’lik keeler’ı aile evinin arka bahçesinde inşa etti. Amcam Biran Windram, America’s Cup yarışlarına katıldı. Ben de yelken müsabakalarında okulumu temsil ederdim.

Ya Graham’ın yelken deneyimi nedir?

O teknelerde büyümemiş, yelkeni sonradan Karayip tatillerinde öğrenmiş. Ardından Avustralya’da Royal Melbourne Yacht Squadron’ın düzenlediği yarışlara küçük bir teknenin ekibinde katılmaya başlamış. Yeni Zelanda’ya taşınınca da benimle tanıştı. İkimiz de seyahati, iyi yemeği, macerayı, tarihi ve farklı kültürleri keşfetmeyi seven bağımsız ruhlarız.

YENİ TEKNEYLE HAYAT DEĞİŞİYOR

Mıstık’ı ne zaman aldınız?

Tekne alıp Akdeniz’de yelken yapma hayalimiz vardı. Graham emekli oldu, benim işim daha mobil bir pozisyona ulaştı, derken hayalimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Auckland’daki yat fuarlarını gezdik ve Hanse’yi beğendik. Kasım 2017’de Hanse’nin Almanya’daki fabrikasına gittik ve 455 modeli için anlaştık. Sıfır alacaktık ama fabrika çıkışını bekleme süresi çok uzun geldi. Yeni Zelanda’ya dönünce uluslararası internet sitelerinde iki ila üç yaşlarını aşmamış tekneleri araştırmaya başladık. Bir süre sonra bir Hanse 455 olan Mıstık’ın ilanı düştü, uzaktan bile beğendik.

Hemen gidip gördünüz mü?

Graham’ın babası İngiltere’deydi ve hastaydı. Şubat 2018’de Mıstık’ı gidip gördü, bana da bir sürü fotoğraf gönderdi. Sonraki haftalarda Graham, İngiltere ve Türkiye arasında mekik dokudu; babasının cenaze işlemleri, Mıstık’ın karaya çekilmesi, sörvey raporu, deneme seyirleri… Mart’ta anlaşmayı yaptı ve Yeni Zelanda’ya döndü. Mıstık alınınca ben de yazın çıkacağımız uzun yolculuk için gerekenleri yaptım. Satış ekibimi uzaktan çalışmaya hazırladım, evimizi kiraya verdim ve 36 feet’lik motoryatımızı sattım. Hayatımız değişiyordu.

Broker’ınız sektörün sevilen firmalarından Canmarino’ymuş…

Evet. Bilgili, dürüst, sabırlı, iyi İngilizce konuşan harika iki ortak Can Oğuz ve Can Arslan. Hatta teknenin bizden önceki sahibi de Can Oğuz’un anne ve babası. Biz onları artık aile dostumuz gibi görüyoruz ve Canmarino’yu şiddetle tavsiye ediyoruz.   

TÜRK RUHU OLAN BİR TEKNE

Türkiye’ye daha önce gelmiş miydiniz?

Graham da ben de ilk kez Mıstık sayesinde Türkiye’yi ziyaret ettik ve âşık olduk. Ben özellikle mimariye bayıldım. Beraber önce Kapalı Çarşı’dan Mıstık için yastıklar, havlular ve nevresimler aldık, sonra Teos Marina’da Mıstık’la buluştuk. Ve Türklerin bizi Teos Marina’da içten karşılama şekillerine şaşırdık. Yeni Zelandalılar da böyle, çok benziyoruz. 

Mıstık adını da değiştirmemişsiniz…

Şöyle hissediyorduk: Mıstık Türk ruhu olan bir tekneydi. Teknenin önceki sahibi Can Oğuz’un babası, Mustafa Oğuz. Hatta teknenin adı Mustafa ismine sahip olanlara özgü, sempatik bir kısaltma imiş. Bunu duyunca, Mıstık ismini çok sevdik ve değiştirmemeye karar verdik. Hem Yeni Zelanda’da teknenin adını değiştirmek kötü şans getirir derler.

Ülkeye ve tekneye adaptasyon süreciniz nasıldı?

Teos Marina’ya gittiğimizde bizim pontondaki tekne sahipleri çok sıcak karşıladılar bizi. Bir saat içinde toplanıp hep beraber Sığacık’ta bir restorana gittik, rakı içtik, harika mezeler yedik. Teos zaten bizden önce de Mıstık’ın eviydi. Biz aldıktan sonra da onu tanıyan aynı ustalar tarafından bakımları devam etti. Bu yüzden Teos’tan da ayrılmamaya karar verdik.

ORHANİYE’DE YAŞANANLAR VE TSUNAMİ

Seyirleriniz esnasında başınıza olumsuz bir şey geldi mi hiç?

Orhaniye’de bir tekne, yüzen birinin üzerinden geçmişti, korkunçtu! Kaptana bağırdık, çok hızlı gitmiyordu ama bakmıyordu da etrafına. Hızlıca dümeni kırdı sonra ve kıyıda çok özür diledi yüzücüden. Neyse ki yüzücü sadece kesikler ve yaralardan acı çekti. Bazen ticari guletler agresif olabiliyor, diğer tekneleri yollarını değiştirmeye zorluyor ve kirli sularını illegal şekilde denize boşaltmaları da çok rahatsız edici.

Geçen yılki tsunami’ye Mıstık da yakalandı mı?

Teos Marina ile sözleşmemiz Mayıs 2021’de bitiyor. Geçen yıl koronavirüs kısıtlamaları yüzünden Türkiye’ye geç gelebildik ve tsunami olduğunda Selimiye’deydik. Depremi kıyıda hissettik, sonra artçılarla garip dalgalar oluştu. Üzüldük İzmir’deki arkadaşlarımız için, meraklandık. Mıstık’ı da Teos toparlanıncaya dek Marmaris Yacht Marina’da bırakalım dedik. Planımızı bildirmeye, arabayla Teos Marina’ya gittik. Herkes sadece toparlanmaya odaklanmıştı ve her şeye rağmen sıcaklardı. Bu bizi mutlu etti.

KUZEY SEYİRLERİNE HAZIRLIKLAR

Yeni Zelanda ile Türkiye’yi kıyaslar mısınız?

Biz Auckland’ta Hauraki Körfezi’nde yaşıyoruz. 100 mil kuzeyimiz Adalar Körfezi. 144’ten fazla adası var. 1840’ta Yeni Zelanda’nın kuruluş ilkelerini belirleyen Waitangi Anlaşması da Adalar Körfezi’nde, bugün adı Waitangi Treaty Grounds olan yerde, İngiliz Kraliyet temsilcileri ve önde gelen Maori şefleri arasında imzalanmış. Buraya bir zamanlar Hellhole of the Pacific (Pasifik’in Cehennem Çukuru) denirmiş. Adalar Körfezi’ni Türkiye’ye benzetebilirim; sessiz koyları var, yelken ve yatçılık için adeta cennet. Melbourne, Sydney, buralar daha farklı; okyanus şartları geçerli.

Çoğu sıradan insanın teknesi var değil mi Auckland’ta?

Evet, Auckland zaten “Yelkenliler Şehri” olarak biliniyor. Çoğu kişinin küçük ve hızlı balıkçı teknesi var. Yeni Zelanda’da balıkçılık genel bir tutku. Az sayıda büyük ve mürettebatlı tekne görüyoruz, o yüzden Türkiye’de süperyatları izlemenin tadını çıkarıyoruz. Havamız da daha değişken bizim, yazın meltem rüzgârları yok mesela ama yağmur geçişleri var. Her 12 saatte bir gelgit yaşanır. Ayrıca sizdeki gibi restoran iskeleleri de yok bizde. Yeni Zelanda’nın şöyle harika bir özelliği var: Kaplumbağaları görmezsiniz ama onlar yerine sörf plajlarında ve okyanus sularında yunuslar, balinalar, katil balinalar ve köpekbalıkları var.

Mıstık’ı Türkiye’de bırakmaya devam edecek misiniz?

Bu yıl kuzeye çıkmayı planlıyoruz. Çanakkale’den geçerken saygı duruşunda bulunup Boğaz’a kadar gitmek istiyoruz. Sonra da dönüp Kuzey Yunan Adaları’na gideriz diyoruz. Büyük ihtimalle, bir sonraki kış yine Teos’ta oluruz. Gelecekte Akdeniz’in diğer kısımlarını gezmek istiyoruz tabii; Malta, İtalya, Hırvatistan ve Fransa gibi. Ama acelemiz yok, ne kadar çok destinasyon göreceğiz yarışı değil hayat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.