MONTREUX SÖZLEŞMESİ, KANAL İSTANBUL VE YATLAR

Kanal İstanbul yapılırsa, teknenizle Kalamış’tan Büyükada’ya, Boğaz’daki eğlence mekânlarına giderken Boğazlar Komisyonu’ndan izin alır, yapımcıya geçiş garantisi verileceği için de, Karadeniz’e çıksanız da çıkmasanız da yüklüce bir geçiş ücreti ödersiniz.

Başlığa bakıp, “Bu da nereden çıktı şimdi? Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile yatların ne ilgisi var? İyice şaşırdı bunlar!” diyeniniz çıkabilir. Sakıncası yok. Sözleşmeyi veya bu yazıyı okurlarsa, ilgisinin hem de yakından ilgisinin oluğunu anlayacaklardır. Doğrusu birkaç gün önce, Galata’nın o hâlâ Orta Çağ havasını ve görüntüsünü kaybetmemiş sokaklarından birinde, Cenevizlilerden kalma bir binadaki lokantada Yacht Türkiye reis taifesi ile buluşup kafaları tütsüler, eski ama oldukça eski, neredeyse İstanbul’un fethinden bile eski günleri anarken Montreux Sözleşmesi’ni konuşmak aklımıza gelmemişti. Karaköy’den Kadıköy’e gidecek son vapuru yakalamak üzere yürürken Eyüp Özel Reis’in, biraz da sitem kokan, “Montreux bizim derginin konusu. Neden dergiye yazmıyorsunuz?” demesi, içtiğim onca göbek rakısına karşın beni kendime getirdi. Siz hâlâ, en büyüğü nihayet 20 metrelik yelkenlilerinizi, o kadar bile olmayan motoryatlarınızı düşünüp, “Yahu ben ticaret gemisi de değilim, savaş gemisi de. Montreux’den bana ne?” diyorsunuz değil mi? Okuyun bakın: 

“(Ticaret gemileri) tâbiri işbu Mukavelenamenin ikinci kısmiyle istihdaf edilmemiş bütün gemilere şamildir.” Montreux Sözleşmesi. Madde 7

Günümüz Türkçesi ile: “Ticaret gemleri tanımı, bu Sözleşme’nin ikinci kısmında sayılmayan bütün gemileri kapsar.”

Sözleşmenin İkinci Kısmı savaş gemilerini tanımlar. Kısacası, içinde sadece siz ve arkadaşlarınız, akşam yiyeceğiniz öteberi ve içeceğiniz rakı-şarap da olsa sizin “yüzer aracınız”* bir ticaret gemisidir ve Çanakkale-İstanbul boğazları ile Marmara’dan geçişi, hele de yabancı bayraklı ise, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’ne tabidir. Ve bu Sözleşme haftalardır, bir sürü “uzman!” tarafından, “çatlasalar da patlasalar da yapılacak!” diye fetva verilen “Kanal İstanbul” nedeniyle, yazılı ve görsel basında konuşulmakta, yazılmaktadır. “Şahsım” da (bu âlem bir sözcük vesselam) bu konuda sadece bir kitap** yazmış bir âdem olarak yani haddim olmayarak, bu konuşmalara kıyısından, köşesinden katılmakta, bir iki satır yazmaktayım. Şimdi olduğu gibi. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.