Tekneler, marinalar ve deniz çingeneleri

Marinalar artık amatör denizcilerin yaşamının ta kendisi ama amatör denizciler olmazsa, marinalar da olmaz. Birbirimizin değerini bilelim vesselam. Fotoğraflar SÜHA UMAR

Çok değil sadece birkaç yıl önce bana bir marinada teknelerinde yaşayanlarla yeni yıl partisine katılacağımı söyleselerdi, “Yok canım, o kadar da değil” derdim. Nitekim Bodrum Milta Marina’nın 29 Aralık’ta Marina Yacht Club’da düzenlenecek “Yeni Yıl Yemeği” davetiyesini aldığımda şaşırmadım desem yalan olur. Bu nedenle de davetiyedeki “LCV” ibaresini atlamış olmalıyım ki Ön Büro’nun nazik Şefi Pınar Ezgin telefonla hatırlatmak gereğini duydu. Ve biz, eşim Mehtap’la birlikte ilk 2022 Yeni Yıl Yemeği’ne Milta Marina’da katıldık. O gece birden, insan yaşamındaki bir değişikliliğin farkına vardım. Mağara, ev, apartman, site derken farkında olmadan teknelerde, marinalarda yaşamaya başlamıştık.   

İNSANIN KONUT EVRİMİ

İnsan evrendeki yerini aldığında başını sokacak bir yer yapmayı akıl edemeyecek kadar bilgisiz olduğundan kaya, ağaç kovukları ve mağaralarda yaşamıştır. Binlerce yıl sonra eline sert bir kaya parçası alıp, kayaları oymayı akıl ettiğinde de yapa yapa, bugün yaşadığım Bodrum-Gündoğan’da olduğu gibi, kaya mezarları oymuştur. Artık buralarda kendisi mi yaşamıştır yoksa sadece ölülerini mi gömmüştür, bilemem.Kerpiç duvarlar, evler yapması için yüzyıllar belki de binyıllar daha geçmesi gerekmiştir. Taş duvarlar, yapılar, kaleler ise, bakmayın birkaç bin yıldır etrafta gözükmelerine, insanın veya atası olduğu söylenen maymunun, milyonlarca yıl önce dünyaya geldiğini düşünürseniz, daha birkaç ay öncesine aittirler. Ağacın suda batmadığını, suya ilk düştüğünde can havliyle ona tutunduğunda kendisinin de su üstünde kalabildiğini keşfetmesi belki oldukça eskidir ama sazlardan, ağaç kütüklerinden sal veya bir ağaç kütüğünün içini yakıp, oyarak kano-kayık yapması, insanlık tarihinin ancak birkaç gün öncesine işaret eder. Lafı nereye getirecek diye merak ediyorsunuz değil mi? Doğrusu ben de!

“İNSAN ELİYLE MAMUR”

Tekne dediğimiz yüzer aracın yaşamımıza katılması yeni ise, teknelerin barınacağı -Piri Reis doğal olanlarından ayırmak için, “insan eliyle mamur” der- limanlar daha da yenidir. Hele neredeyse sadece 100-150 yıllık geçmişe sahip özel gezi teknelerinin ortaya çıkmasını izleyen dönemdeki gelişmeler, denizcilik tarihinde birkaç dakika öncesine işaret eder. İşte “marina” dediğimiz özel tekne barınakları, bu dönemin bile sonlarına doğru yaşantımıza girmiştir. Limanlar yapılınca, seyir halindeki gemilerin akşam olunca bir kumsala çekilmesi, şafakta tekrar denize indirilerek seyre devam külfeti son bulmuştur. Marinaların akıl edilmesi ise gezi teknelerinin, insan eliyle yapılmış korunaklı barınaklar sayesinde, yıl boyunca denizde güvenli biçimde yatmalarını olanaklı kılmıştır.

Marinalardaki tekne bakım alanları, havuz, vinç, alet-edevat sayesinde teknelerin karaya çekilmeleri, bakım, onarım, kalafat ve boya işlerinin yapılması da kolaylaşmıştır. Marinalara bağlanan teknelerin sahipleri ve bu kişilerin, hele ülkemizde çoğu kez belli bir gelir düzeyine hatta üstüne sahip kişiler olmaları, marinaların, yine özellikle Türkiye’de, birer sosyal alan, giderek birer alışveriş, yeme-içme hatta kültür-sanat-eğlence merkezi haline gelmelerine yol açmıştır. 

TÜRKİYE’DE MARİNALARIN DOĞUŞU 

Kesin tarihini bulamadım ama çok da eski olduklarını sanmadığım İstanbul Fenerbahçe ve Kalamış’ı saymazsak, Türkiye’de marinalar ancak 1970’li hatta 80’li yıllarda görülmeye başladı. Öncesinde Marmaris’te, Bodrum’da bile marina yoktu. Zaten o yıllarda güney ve batı kıyılarımızda marinaya bağlanacak tekne de iki elin parmakları kadar azdı. “Mavi Yolculuk” bile daha yeni yeni duyulmaya başlamıştı. İlk mavi yolculuk teknelerinin marinaya gereksinimi de yoktu. Halikarnas Balıkçısı ile birlikte seyre çıkan ilk “Mavi Yolcu”ların, Bodrumlu balıkçılardan kiraladıkları, aydınlatmanın gemici feneri, bilemediniz lüks lambası ile sağlandığı, bırakın buzdolabı, derin dondurucu, bulaşık, çamaşır makinesi, radyo ve televizyonu, içinde telsiz bile bulunmadığı için elektrikle işi olmayan, kıyıdan elektrik, musluktan su alma gereği duymayan, tuvalet ihtiyacı için kıyıdaki çalılıkların ardı kullanılan süngerci tirhandilleri marinaya bağlanıp da ne yapacaklardı? Güney sularımızda bile, sonbahar aylarından sonra denize ancak balıkçılar çıkardı. Balığa çıkmayan tekneler karaya çekilir ve baharı beklerlerdi ki ahşap olan bu tekneler için kış aylarında karada olmak, ahşabın kuruması ve havalanması için de gerekliydi.

DENİZ ÇİNGENELERİ

O yıllarda, kısa süreli seyirler dışında teknede yaşamak pek duyulmuş iş değildi. Yaşayana da biraz garip bakılırdı. Nitekim Büyükelçi Hasan İstinyeli’nin emekli olup Fas’ta, teknesinde yaşadığını duyduğumda pek bir şaşırmıştım. Yakın geçmişte böyle başka amatör denizciler de çıktı. Örneğin, teknesinde yaşayan ve elektrik kaçağı bulunan sintine suyuna basarak hayatını kaybeden, çok beğenerek okuduğum “Deniz Ağacı” romanının yazarı Yaman Koray. Ve tabii ki ünlü denizcimiz Sadun Boro. Uzun okyanus seyirlerine çıkan Atasoy’ları ve ömrünün önemli bir bölümünü okyanuslarda, teknede geçirmiş olan, bizim YACHT Türkiye ekibinden, Tanıl (Tuncel) Reis’i de unutmayalım. Bu kişilerin sayıları giderek artmakta olmalı ki, dergim YACHT Türkiye bir süredir hemen her sayıda bu, kendileri de onlardan olan arkadaşlarım Erhan ve Emel Üresin Acar’ın tabiriyle “Deniz Çingeneleri” – “Dijital Deniz Göçebeleri” de olur – (Bkz. YACHT Türkiye Ocak 2022, Çiğdem Yurtsever) ile yapılan söyleşiler yayımlıyor. Son zamanlarda oldukça genç insanların da çoluk çocuklarını alıp teknede yaşamaya başladıklarını biliyorum. Örneğin; sevgili Dr. Ayşen Erdil’in oğlu, Cambridge’e ek olarak, Grenoble ve İstanbul Hukuk Fakültesi’nden de mezun, uluslararası ticaret avukatı Selim Güvener,  Brezilyalı iş insanı eşi Anita’yı ve çocukları, 3.5 yaşındaki Kaya (şimdi 5) ile 1.5 yaşındaki Mia’yı (şimdi 3) alıp, Peru’dan Göcek’e geldi ve bir buçuk yıldır teknede yaşıyor. Eşi ile birlikte tekneden çalışıyorlar. Gel de gıpta etme! Zaman çok değişti. Bizim çocukluğumuzda, avare oluruz diye, okul kapanmadan, hafta sonları yazlık eve bile nadiren gidilirdi! Dünyaya erken gelmişiz. Tekne yaşamı öylesine ev yaşamının yerini almaya başladı ki artık komşuculuk, komşu ziyaretleri bile tekneyle veya tekneden tekneye yapılıyor. Hemen belirteyim ki, “Deniz Çingeneleri” derken, bütün yıl marinadan neredeyse bir gün bile ayrılmayan heyula motoryatlarına, sadece hafta sonları hatta deniz uçakları ile gelip, güvertede, bir ellerinde içki kadehi diğerinde puro, sonuna kadar açtıkları televizyonlarının başında, etrafa caka satmaya çalışan “Deniz Görgüsüzleri”nden söz etmiyorum. Neyse, sinirlenip konuyu dağıtmayalım.

TEKNEDE VE MARİNADA YAŞAMAK

Günümüz “Deniz Çingeneleri”, üç bin yıl önce Güneybatı Anadolu’dan çıkıp, Akdeniz’i kasıp kavuran “Deniz Kavimleri”nin (Bkz. YACHT Türkiye Haziran 2017, Süha Umar) aksine, barışçı, gezip görmek ve özgürce yaşamak isteyen insanlar. Yaşamak için kıyıları talan etmek zorunda değiller. Akdeniz ve Ege’de, istediklerinde karaya çıkıp bir süre kendilerine gelecekleri, gereksinimlerini karşılayacakları marinalar var. Yakın geçmişe kadar sadece kışlamak ve kısa süreli bağlanmak için kullanılan marinalar giderek, sürekli yaşama alanlarına dönüşüyorlar.

Ancak bu dönüşümün en önemli nedeni korkarım 2019 yılının son aylarında Dünya’ya çöken -aman dikkat, marinaya değil Dünya’ya çöken!- Covid-19 virüsüdür. Özellikle amatör Türk denizcileri, artık hangi akla hizmet ise, mendebur virüsün denizden pek hoşlanmadığını belki de virüsü deniz tuttuğunu düşünmüş olmalılar ki kendilerini deryalara vurdular. Tekne fiyatları arş-ı âlâya çıkmakla kalmadı, çok zorda kalmadıkça Boğaz vapuruna bile binmemiş birçok kişi bir anda kendisini bir teknede buldu. “Kalabalıklardan uzak yaşamak”, “kalabalıklardan uzak tatil yapmak” kavramları ile açıklanan bu yeni eğilim -daha havalı olmak için, “trend” de diyebilirsiniz- marinaları da hızla değiştirdi. Artık marinalar, deyim yerinde ise, “Deniz Siteleri” haline gelmiş ve yeni yaşam biçimine ayak uydurmaya başlamışlardı. Tabii her konuda ve yerde olduğu gibi bunu, abartmadan, amatör denizcileri istismar etmeden hatta onların bu yeni yaşamını büyük ölçüde kolaylaştıracak biçimde yapan ve yapmayan/yapamayan marinalar var. Bu durum marinaların birçok açıdan dikkatle değerlendirilmesi ve beklentilere yanıt verme kıstası üzerinden tercih sürecini başlattı. Bazı marinalar bu açıdan, daha baştan oldukça ayrıcalıklıydılar.

TARİHİN KOYNUNDAKİ MARİNA

Bodrum Milta Marina örneğin. Pontondaki yerinize bağlandığınızda, biraz tarih merakınız da varsa – yoksa Ege ve Akdeniz kıyılarımızda neden tekneyle dolaşacaksınız ki?- size, tarihçilerin babası Heredot’un doğduğu ve sürülünceye kadar yaşadığı, Antik Çağ’ın Halkarnassos kentinin limanında olduğunuzu hemen anımsatır. Yapılması için gerekli paranın bir bölümünü, Papa’nın, cennetten yer satarak! topladığı, Hastane (Sen Jan) Şövalyeleri’nin görkemli Bodrum Kalesi sizi sarıp sarmalar ve uzak geçmişe götürür. Kız kardeşi ve eşi Kraliçe II. Artemisia’nın, kocası, Halikarnassos’un ünlü Kralı Mausolos için yaptırdığı, “Mausoleum”, Milta Marina’ya yürüyüş mesafesindedir. Kale’nin keşişlemesinde kalan Kumbahçe semtinin önü, Pers ve Atina donanmaları arasında yapılan, tarihin en ünlü ve önemli deniz savaşlarından biri olan Salamis Deniz Savaşı’nda büyük kahramanlıklar gösteren, Bodrumlu Amiral Artemisia’nın gemilerini sakladığı “Gizli Liman”dır. Ön planda Milta Marina, sol arkasında Bodrum Kalesi’nin silueti ile en güzel Bodrum fotoğraflarından birisini çekilebileceğiniz Antik Tiyatro marinaya yine yürüyüş mesafesindedir ve yaz aylarında burada yapılan, ünlü sanatçıların, grupların sahne aldığı etkinlikler Milta Marina’da yaşayan yerli yabancı amatör denizciler için başka yerde pek rastlanmayan bir farklılıktır. Her yıl Turgutreis Marina’da yapılan ve müzik-opera dünyasının, Fazıl Say gibi yerli ve Jose Carreras gibi yabancı ünlülerinin konserler verdikleri “Yaz Festivali” de Bodrum yazlarına renk ve hareket katan bir etkinliktir.  

MARİNALARIN EVRİMİ

Covid-19 nedeniyle amatör denizciler yılın en azından büyük bölümünü marinalarda bağlı teknelerinde geçirmeye başlayınca marinaların da bu yeni yaşam biçimine uyacak adımlar atmaları kaçınılmaz oldu. Bu insanlar artık yeme-içme, spor, eğlence hatta kişisel meraklarını gidermek için bile marina ve çevresinden ayrılmıyorlardı. Doğrusu bu açıdan bakıldığında Bodrum Yarımadası’ndaki marinaların belli başlıları, oldukça şanslı görünüyorlar. Örneğin Milta Marina, Bodrum’un merkezinde olmanın büyük avantajına sahip. Deneyimli müdürü, ilgili ve her an yardıma hazır ön büro ve saha personeli, bitişiğindeki kaliteli restoranları, kafeleri; kitapçısından, butik dükkânlarına kadar alışveriş alanları, hatta gözde Gelibolu şarapları satış noktası, teknelerin günlük ve seyir öncesi yiyecek-içecek gereksinimini karşılayan süpermarketi ile Milta Marina, yer bulmanın neredeyse olanaksız olduğu, gözde marinalarımızın başında geliyor. Doğrusu Marina Müdürü Sayın Seher Çalı ve güler yüzlü, çalışkan ekibi değişen koşulların gereğini yerine getirmek için gerçekten üstün bir çaba gösteriyorlar. Bununla da kalmayıp, zamanlarını marinada geçiren, teknelerinde yaşayan amatör denizciler ve aileleri için hemen her hafta ya bir fotoğraf-resim sergisi ya da müzikli bir gece veya yazarlar, alanında ün kazanmış sanatçılarla söyleşiler düzenliyorlar. Daha da önemlisi, teknecilerin yaşamlarını huzur içinde sürdürebilmeleri için en küçük bir ayrıntıyı bile göz ardı etmiyorlar. Az da olsa, her yerde görülen, başkalarının hakkına saygı göstermekte zorlananların düzene uymalarını sağlamak amacıyla her türlü önlemi alıyorlar ve bunu teknecileri karşı karşıya getirmeden, sorumluluğun ve görevin kendilerine ait olduğunu bilerek yapıyorlar ki marinada huzur için bu davranışın çok önemli olduğunu her denizci çok iyi bilir. Denizcilerin yaşamına böylesine beklenmedik bir şekilde ve ağırlıkta giren marinaların sorunları ve marinalarla ilgili sorunlar yok mu? Olmaz mı? Hem de bir kısmı ülkeyi yönetenlerin amatör denizcilik anlayışına ve politikalarına kadar giden, ne sorunlar? Onları da bir başka yazıya bırakalım. 

Marinalar artık biz amatör denizcilerin yaşamımızın sadece bir parçası değil, ta kendisi olmak yolunda. Ancak amatör denizciler olmazsa marinaların olmayacağı da bir başka gerçek. Karşılıklı olarak değerini bilelim vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.