KEREM GÖRSEV “Denizsiz bir hayat düşünemiyorum”

Akbük’e ilk gelişim, kendi tarihim için biraz geçti. 2017 yılı, 39 yaşımdayken. Bunca yıldır böyle güzel bir koy, böyle güzel bir deniz ve doğayı hayat çizgimde kaçırmış olduğuma şaşırmıştım. Okyanusları aş, yedi denizleri dolaş, ama burnunun dibindeki güzelliği gözden kaçır. Beni bu güzel koy ile buluşturan kişi ise eşim Kerem Görsev’di. O tarihten sonra da her yaz Akbük’ü mesken edinir olduk. Bu hafta beraber yine Akbük Koyu’ndayız. Oysaki Kerem’in kendi tarihinde bu koy ile tanışıklığı, denize olan aşkı kadar eski. Bu ay sayfalarımda farklı bir konu ve konuk ile karşınızdayım. Kerem Görsev ile denizleri, denizciliğini ve Akbük Koyu’nu konuştuk.

Fotoğraflar DENİZ KURT GÖRSEV, KEREM GÖRSEV ARŞİVİ

Kaç yaşından beri denizlerdesin?

Çocukluğumdan beri yıllarca Boğaz’da, Bebek’te denize girdim. Şimdiki Çırağan Sarayı’nın orası eskiden Beşiktaş’ın antrenman sahası, Şeref Stadı idi. Balmumcu’da şimdiki Dedeman Oteli’nin karşısında eski subay evlerinde otururduk. Oradan bisikletlerle Beşiktaş’a iner, Çırağan’dan denize girerdik. Kilyos’a kadar gittiğimiz bile olmuştu. 1973’ten 1977’ye dek Florya’ya giderdik ailece. Bebeklik arkadaşım Cevat’ların yazlığına giderdik Yalova’da.

Emirgan’da yaşadığın yıllarda da sık sık Boğaz’dan denize girdiğini anlatmıştın…

Bundan yedi-sekiz sene evveline kadar, orada oturduğum yıllarda havlumu belime sarar şehrin ortasında kaldırımdan yürüyüp denize girerdim. Piyanocu denize giriyor derlerdi. Şimdi var olmayan Emirgan Çınarlı Kahve’de kahvemi içer eve dönerdim. Denizi oldum olası severim.

Benim ismimin “Deniz” olması da güzel tesadüf olmuş…

Evet ve seninle olan ilişimin en güzel yanlarından biri de şu: Denizi en az benim kadar seviyorsun. Hayatın denizde geçmiş. Son yıllarda okyanuslarda yaşamışsın ve teknede olmaktan hiçbir zaman serzenişte bulunmayan bir kadınsın. Bu çok ender oluyor. Benim şansımdı; ilk eşim de denizden hiç şikâyet etmez, teknede olmayı severdi. Bak şimdi balıkçı geliyor karşıdan. Ne güzel bir şey, burada alargada duruyoruz. Akbük’te yılların balıkçısı Bayram sabahleyin ağ atmaya çıkmıştı, şimdi dönüyor ve bakalım bu akşamki rızkımız çıkacak mı? (O sırada Balıkçı Bayram teknemize yanaştı ve bize ağından çıkardığı, tam da mevsiminde olan sokkan, barbun ve karagöz getirdi akşam yemeğimiz için.)

Burada hayat böyle işte. Ben ilk defa 1991 yılında Akbük’e geldim. Burada elektrik dahi yoktu. O yıllarda Fransız ve İngiliz Sunsail yelkenli tekneler gelirdi. Burada yalnızca Altaş Restoran vardı, biz Aloş deriz. Şimdi oğlu Öner işletiyor. Artık buralar çok kalabalık oldu. O eski yıllardaki buranın sessizliği benim için çok daha değerliydi.

“İÇİNDE YAŞAMADAN TEKNECİ OLUNMAZ”

Ne kadar zamandır denizcisin ve teknecisin?

Benim denizciliğim biraz lolipop denizciliği, öyle iyi bir denizci değilim. Kaptan ehliyetim var, telsiz ehliyetim var. Tekneyi kendim kullanıyorum ama ustası değilim. İlk teknemizi Cevat’la birlikte yaptık. Teknenin ağaçlarını aldık, çizimi yapıldı, 2003 yılında Karadeniz Kilyos taraflarında sıfırdan uğraşıp başında durarak yaptırdık o tekneyi. İsmi de Tilki’ydi. Tekne bitince Cevat İstanbul’dan tekneye bindi. Benim de tesadüfen İzmir’de konserim vardı, Cevat beni Kuşadası’ndan aldı. 12-13 günde dalarak, zıpkınla balık vurarak buraya kadar beraber geldik o tekneyle. O tekneye Cevat 17 sene bindi ve geçen sene sattı. Ben de 10 sene evvel 8.5 Jeanneau Cap Camarat almıştım. Arkasında kıçtan takma 300 hp Yamaha vardı ve Türkiye’deki ilk 300 Yamaha’yı ben almıştım. Arkadaşım Selim ile birlikte molalar hariç 17 saatte İstanbul’dan Bodrum’a gelmiştik. Sonra biraz daha iri bir tekne olsun, içinde daha rahat kalalım, su yapıcısı, jeneratörü olsun dedim ve Sea Ray Sundancer 455 aldım.

Teknecilikte, aldığın tekneyi hep büyüterek, daha büyüğünü alarak gider durursun derler.

Daha büyüğü değil de daha ihtiyacına yönelik olanı almak istiyor insan. İçinde yaşamadan tekneci olunmaz. Teknenin içinde yaşadıkça ihtiyaçlarını ve zevklerini anlarsın. Ev de öyle bir şeydir. Bu teknelere de bindik bindik sonra sattık. Ertesi sene ki seninle evlendiğim sene, 8,5 metre bir RIB aldım. Onda da 300’lük Yamaha vardı. Sen ondan biraz korkuyordun dalgalı havada hız sevmediğin için, yine de 25-30 mil kullanıyordun. Ondan sonra ev gibi bir tekne olsun rahat edelim dedik ve bu tekneyi aldık.

Evet kutu gibi Piano isimli bir teknemiz var.

Bu tekne Vripack tasarımı. Kuzey denizleri için yapılmış, Hollandalı sac bir Trawler. 14 metre ama hakikaten evden rahat. 11,5 KWA Jeneratörümüz, saatte 180 litre su yapan su yapıcımız var. Bütün buzdolaplarını değiştirdik, yeniledik, 12V tekne buzdolapları koyduk. Aynı şekilde bulaşık makinasını yeniledik, bow thruster almaktan elektrik sistemlerinin yenilenmesine dek iki sene içiyle uğraştık. 1000’lik güneş enerjileri ekledik. Artık marinadan elektrik almadan 10 gün tekneyi kullanmasak da döndüğümüzde dondurmalar bile taş gibi duruyor oluyor hâlâ. Bu teknenin en büyük avantajı ise 75 hp iki Volvo Penta motorunun olması. Geçen sene depoyu 4.500 TL’lik mazot ile doldurduk, üstüne basa basa söylüyorum ve mazotu en çok yiyen jeneratör olmasına rağmen yaptığımız seyirler dahil tüm yaz sezonunu 4.500 TL’lik mazot ile tamamladık. Ekonomik oluşu nedeniyle bu tekne çok iyi. Lafın gelişi bir çay bardağı mazot koy, seni dünyanın öbür ucuna götürüyor.

“DENİZLER ÜZERİNDE BİRÇOK PARÇA YAZDIM”

Şunu diyebilir miyiz? Teknecilik illa yüksek paralar gerektiren bir lüks zevk değildir. İstenirse orta yol bulunabiliyor.

Fakat teknenin bakım işleri çok önemli. Güvenilir ellere, tekneden anlayan insanlara yaptırılması gerekir. Ben iki yıldır bu tekneyi Sinan Özer’in tersanesi Ege Yat’a çekiyorum. Gökova Ören Marina’da kalıyorum açıldığından beri. Ege Yat da marinaya 7 mil mesafede. Aynı zamanda Ege Yat, Türkiye’nin ilk gemi inşa mühendislerinden olan dayım Yavuz Mete ile 20 küsur sene birlikte iş de yapan, Türkiye’nin önemli ve değerli tersanelerinden.

Denizlerde olmanın en sevdiğin yanı nedir?

Bu sabah yeniden şükrettim. Denizin üzerinde uyandık, güzel kahvaltımızı ettik; yumurtamızı, kızarmış ekmeğimizi, bahçemizden getirdiğimiz biberi, domatesi, salatalığı yedik. Kendi zeytinimizi yedik, kendi zeytinyağımıza ekmeğimizi bandık. Bu akşam da bu denizden çıkan balığı yiyeceğiz. Bunlar büyük nimetler. Bunlara sahip olduğum için her zaman şükrediyorum. Küçük bir elektrikli piyanom da var teknede. Denizler üzerinde birçok parça yazdım şimdiye dek. Gecenin karanlığında yıldızlar ışıl ışıl gökyüzünü aydınlatırken, Rahmaninov 2, 3 ve 4. Piyano konçertolarını dinlemek, denizin üstünde beni en mutlu eden anlardandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.