Yakamoz, kazan patates ve ıskaroz! KEKOVA

2021 deniz sezonunu açmak için en iyi adres sorusuna ilk yanıtım Kekova. Kabul ediyorum, biraz yol yapmak gerekiyor. Ama pandemiyle bunaldığımız kış aylarında denizi özleyenlere biraz yolculuk da iyi gelir. Üstelik sıcaklar bastırmadan Simena, Üçağız, Batık Şehir ve Aperlai’nin sırlarını keşfetmek harika bir fikir olabilir. Bu arada Kaleköy’ün her yıl biraz daha güzelleşen daracık patikaları ve binlerce yıllık merdivenleri arasında dolaşmak, Kekova’ya özgü, yani kıyılarımızda başka hiçbir yerde bulunamayacak bazı lezzetleri keşfetmek de mümkün. 

Heyecan dorukta. 2021 deniz sezonu için geri sayım başladı. Her şeyden önce Yunanistan’ın turizm açılımı denize tam olarak nasıl yansıyacak sorusunun net yanıtı bekleniyor. Görünen o ki, şu ya da bu şekilde sezonun sıcak aylarında pek çok tekne Ege Adaları’na geçecek. Zaten Ege Adaları için ideal zaman temmuz-eylül ayları. Peki, sezon başlangıcı için en iyi adres neresi?

Birkaç yıl önce olsa “kesinlikle Göcek” derdim. Ama Mayıs ayında işittiklerimize bakılırsa, Göcek şimdiden kapasitesini doldurmuş durumda. Gerçi kış aylarında biraz nefes aldığı için eminim deniz henüz oldukça temizdir. Ama geniş açılı koltuk halatlarıyla 400-500 teknenin şimdiden koyların en güzel köşelerine konuşlandığına eminim. Hem de yaz sonuna kadar kıpırdamamak üzere. Gökova henüz yeterince ısınmamış olacak. Hisarönü her zaman güzel. Bence Haziran’da en iyi adres kesinlikle Kekova! Üstelik, Kekova’da zifiri karanlıkta yakamozun, dolunayda gece manzarasının keyfine doyum olmaz.

GERÇEK BİR MAVİ YOLCULUK

Fethiye-Kekova arası 70 dm yol. Bu bölgede bulunanlar ve tabii kiralık tekne ile denize çıkanlar için Yedi Burunlar ve Patara geçişleri biraz yıpratıcı olsa da klasik bir parkur. 80 dm mesafedeki Antalya tarafından gelenler için de klasik. Ama özellikle Bodrum merkezli tekneler için biraz uzun bir yoldan söz ediyoruz. Marmaris’ten yola çıkıyorsanız yola bir 60 dm daha ekliyorsunuz, Bodrum’dan yola çıkıyorsanız 80 dm daha. Dolayısıyla Kekova gezisi Fethiye çıkışı haricinde iki-üç hafta olarak planlanması gereken bir yolculuk. Ama uzun da olsa, gerçek bir mavi yolculuktan söz ediyoruz. Halikarnas Balıkçısı’nın öğrettiği, Azra Erhat’ın isim anneliği yaptığı “mavi yolculuk”un efsanevi durakları Knidos, Bozukkale, Gemile Adası ve Limanağzı bu rotanın doğal sıçrama noktaları.

KEKOVA’DA HAZİRAN AVANTAJLARI

Sıcaklık… Kesinlikle birinci sırada ısı faktörü var. Kekova’ya Haziran ya da en erken Eylül sonu gidilir. Sıçak Koyu’nda durup Aperlai’ye yürüyeceksiniz, Kaleköy’de kayalıklara tırmanacaksınız, Üçağız’dan Kale’ye lahitlerin dibinden Likya Yolu’nu takip edeceksiniz. Gece terlemeden, boğulmadan uyuyacaksınız. Tenhalık… Yaz ortasında 5 dm uzunluğundaki Kekova Ölü Denizi içinde yaklaşık 200 günübirlik gezi teknesi tur atar, Akvaryum diye anılan Karakol Adaları arasındaki boşlukta öğle saatlerinde en aşağı 15 tekne ve 500 kişi denize giriyor olur. Bu mevsimde Karakol Adaları’nda üç-beş tekne ile karşılaşırsınız, gezi teknelerinin sayısı da üçte birdir. Arılar… Geçen yıl Temmuz-Ağustos’ta Karaloz’da Geyikova Limanı’nda arı saldırıları nedeniyle demirleyenlerin 10 dakika içinde açık denize kaçtığını dinledik. Aslında bunun basit bir nedeni var. Arılar yaz ortasında tatlı su nedeniyle teknelere hücum ediyorlar. Temmuz’da kuraklık başladığında ortaya çıkıyorlar Eylül ortası ilk yağmurlardan sonra da tekneleri rahat bırakıyorlar. Yeşillik… Temmuz ortasında Kekova’da yeşil renk kayboluyor. Sadece dağdaki bayırdaki otlar sararmıyor. Manavda da patates, soğan, domates dışında bir şey kalmıyor. Soğuk hava zinciri ile Üçağız’a gelen kıvırcık salata teknenize varmadan, yani 20 dakika içinde ancak keçilerin yiyeceği bir pörsüme yaşıyor. Ara sıra yeşillik, taze zeytinyağlı sebze yemek gibi bir alışkanlığınız varsa, bu bölgede Haziran ayında son fırsatlarınızı kullanırsınız.

DOĞA-DENİZ FAVORİLER

Kitap üstünde Kekova’da 15 durak noktası var. Bunların çoğu gece de konaklamaya müsait korunaklı koylar. Fakat şunu da unutmamalı: Bu koyların pek çoğu dar ve kıyıları kayalıktır. Yani kazara gece hava bir patlarsa ciddi riskler yaşanabilir. Kekova’da gece karanlığında yer değiştirmek de zordur. Çok sayıda sürpriz sualtı kayası bulunur. Haziran ayı ikinci yarısındaki Gündönümü ve ay sonundaki Yaprak fırtınaları bu kıyılara batı ve karayelden vurur ve koy içlerinde x2 sağanaklara neden olur. Kekova’da dört-beş gün, bir hafta zaman geçirecek denizcilerin geceleri sağlam bir yerde demirleyip gündüz saatlerinde koy koy dolaşmaları her zaman daha emniyetli olur. Bu çerçevede zinciriniz kopmadıkça 70 dm rüzgâr bile esse teknenizin selametle sabahı göreceği üç bölge vardır: Sıçak Koyu (Polemos), Üçağız İç Denizi ve Gökkaya Limanı. Gelin biraz daha iddialı olalım, bu kadar küçük bir coğrafyada bu kadar güvenli üç alarga mevki Türkiye’de hiçbir körfezde bulamazsınız. Üçünde de derinlik en fazla 8-10 metre, dip inanılmaz tutucu bir balçık. Bu üç alarga mevkiinin bir diğer önemli özelliği de tümünün çok geniş alanlar olmasıdır. Üçünde de aynı anda 20’den fazla tekne birbirine mesafeli olarak demirleyebilir. Üçağız İç Denizi’nde benim en sevdiğim nokta, yerlilerin Kalealtı dediği Lykia lahit mezarlarının tam önündeki sığlıktır. Botla köye alışverişe gitmek için de yakındır. Gökkaya Limanı’nda ise dip çok iyi demir tuttuğu için en sert havalarda bile güvenle kıçtankara bağlanarak kıyıya yakın da demirlenebilir. Diyelim ki hava tahminleri fevkalade, Karaloz Koyu’nda yıldızların altında bir ıssız gece geçirmek için lütfen tereddüt etmeyiniz. Salyangoz anlamına gelen Karaloz’un üç dip köşesi vardır ve diyelim ki bu köşelerde bazı arkadaşlar gelip sizden önce konuşlanmış. Gidin koyun tam ortasına 15 metrelere demirinizi sallayın. Belki açık denizin biraz soluganı gelir, hafifçe sallanırsınız ama muhteşemdir.

TARİHLE YAKIN TEMAS

Çok kolay! Kekova’da sağdan sola dönerken insan bir tarihe çarpıyor zaten. Kitabi olmak gerekirse; dört durak, dört Lykia antik yerleşim merkezi var. Bunlara antik kent denemez, ama Lykia Birliği’nin zaman zaman çok önem kazanan küçük üyeleri arasında yer aldıkları da bir gerçek. Aslında en iyi bilinenleri Kaleköy mevkiindeki Simena ve Kekova Adası’ndaki Batık Şehir, yani Dolisitche antik yerleşimleridir. Bana en ilginç gelen öykü ise, en ihtişamlı günlerinde bölge merkezi olarak da anılan Aperlai antik yerleşimi. Hatta oldukça büyük bir yerleşim merkezi, bir antik kent olarak da anılabilir. M.Ö. 300’den M.S. 700’e, yani Arap akınlarına kadar bölgedeki en önemli yerleşim merkezi olan Aperlai’nin (yani 1000 yıl boyunca ve nüfusunun bazı dönemler 1000’in üstüne çıktığı tahmin ediliyor) bu önemi Purpur isimli bir minik deniz kabuklusundan (Murex-deniz salyangozu) kaynaklanıyor. Roma İmparatorluğu döneminde uygarlık merkezlerinin en önemli ticari değerlerinden biri heykellerin, tabloların, freskoların renklendirilmesinde kullanılan mor boya. Kırmızı, sarı, mavi yeşil boyalar pek çok bol bulunan doğal malzemeden üretilebiliyor. Ama kalıcı mor boyanın en önemli hammaddesi Purpur ve Aperlai çevresinde bol bulunuyor. Deniz salyangozlarının fırınlanması ile en canlı kırmızı-mor boya üretiliyor. Aperlai de çorak tabiatına karşın o yüzyıllarda geliştikçe gelişiyor.

PATATES KIZARTMASI VE ISKAROZ İLE YAKINLAŞMA!

Aperlai, Kekova Ölü Denizi’nin batı ucunda. Ziyaret etmek için iki yöntem var. Eğer hava sakinse Kaş’tan gelirken Akar Boğazı öncesinde Asar Koyu’na giriyorsunuz. Burası zaten Aperlai’nin ticari limanıdır. Çok dibe girerseniz antik mendireğin kalıntılarına oturma riski bile var. İkinci yöntem Kekova’daki Sıçak Koyu’na demirleyip ya da Yörük Ramazan’ın (0539.295 29 45) restoran iskelesine yanaşıp 45 dakikalık muhteşem bir yürüyüşle antik kente ulaşmak. Her iki ulaşımda da iyi bir kayalık zemin yürüyüş ayakkabısına ve su matarasına ihtiyacınız var. Orta zorlukta bir keşif parkurudur. Bu arada Kekova’ya kadar gittikten sonra Yörük Ramazan’da patates kızartması ve köfte yenmeden de dönülmez. Patatesin nefaseti, kıyılarımızda odun ateşi üstünde koca bir kazanda 10 litre günlük ayçiçeği yağı ile kızartılan son örnek olmasından kaynaklanmaktadır. Aperlai maalesef bir restorasyon çalışması yapılmamış bir antik yerleşim alanı. Oysa koyun kuzey yamacındaki Helenistik dönem kale Simena’nın iki katı büyüklüğünde. Bu yamaca tırmanırken abartmadan söylüyorum yüzlerce lahit mezarın etrafından dolaşıyorsunuz. Biraz hüzünlü, çünkü tamamına yakını kaymış, devrik, kırık… Bastığınız yere de dikkat etmelisiniz, çünkü yamaçta 40 antik dönem su sarnıcı var. Anlatmakla bitmeyecek bir tarihi miras, maalesef kaderine terk edilmiş durumda.

Bölgedeki olmazsa olmaz ikinci durak Simena, Kaleköy. Biz bu durakta on yıllardır Likya Restaurant iskelesine bağlanırız. İsmail-Hasibe Demir ailesinin 30 yıl önce kurduğu ve bugün oğulları Mehmet’in işlettiği restoran. Telefon ederseniz (0532. 451 68 82) her zaman güzel balık da bulunur. Doğru pişirilirse Iskaroz (papağan) balığı muhteşem bir lezzet kaynağıdır (Kleopatra’nın Antonius’u baştan çıkarmak için bu balığın iç organlarının ızgarasını yaptığı rivayet olunur). Likya Restaurant, Iskaroz ızgarasında sanırım Türkiye’deki en deneyimli işletmedir. Sonra akşamüstü, hava serinleyince Kaleköy’ün her yıl daha da güzelleşen daracık patikaları kaya merdivenlerinden kaleye tırmanmak vazgeçilmez bir ritüeldir. Kaleköy iskeleleri ve patikaları öğlen saatlerinde günübirlik ziyaretçiler nedeniyle biraz kalabalıktır. Ama sakin saatlerde bu kaya evler arasında gezinmek insanı bir başka gezegene uğramışçasına ferahlatıcıdır. Sonra bir sabah erken saatte kalkarsınız, henüz ortalıkta kimse yokken, deniz tahta gibiyken, dibi 20 metreye kadar cam gibi görünürken, Batık Şehri bir uçtan diğerine tavaf edersiniz. Kekova macerası biter!

created by dji camera

created by dji camera

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.