Denizcilik Bakanlığı mutlaka kurulmalı

Uluslar denizci doğmaz, denizci yapılır. Bunu yapacak olan da devlettir. Denizcilik Bakanlığı’nın kurulması ile denizcilik gücü bütüncül bir yönetim anlayışı ile idare edilebilecek.

üzel ülkemizde bugün devlet yönetiminde denizcilik kelimesinin geçtiği bir bürokratik alan bulunmuyor. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın adındaki “Denizcilik” kelimesi kaldırıldı. Denizcilik Müsteşarlığı diye bir makam da artık yok. Öte yandan tüm dünyanın kabul ettiği bir gerçek var ki, o da 21. yüzyılın deniz yüzyılı olacağıdır. Zira insanlık, tarihinde hiç olmadığı kadar denizlere bağımlı olacak. Bugün Doğu Akdeniz’de yaşananlardan bu gerçeği öğrenmemiz gerekiyor: Neden denizcileşemedik? Türkiye coğrafyası itibarıyla bir deniz ülkesi, ancak denizci bir devlet değil. Bunun temel nedeni Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarının da denizci devlet olmayışındandır. Cumhuriyet, Mustafa Kemal Atatürk ile denizcileşme hedefine yönelmişse de bu süreç 1938 sonrası akamete uğradı. Unutulmamalı ki; uluslar denizci doğmaz, denizci yapılır. Bunu yapacak olan da devlettir. Devletin örgütleme ve indoktrinasyon gücü bunu sağlar. Tüm denizci devletler bu şekilde denizci olmuştur.  Mustafa Kemal dönemi hariç Cumhuriyet hükümetlerinin hiçbirinin programında halkın “denizcileşmesi” bir hedef olmadı. Dolayısıyla devlet hiçbir zaman denizci olmadı. Günümüze kadar donanma dışındaki denizcilik gücü unsurlarımız maalesef bir deniz uygarlığı yaratabilecek ya da deniz uygarlığı sahibi ülkeleri endişeye sevk ederek “bu Türkler de çok oluyor” dedirtebilecek yol katedemedi. 

“TOPRAK GEMİ” ANADOLU

Deniz uygarlığının temeli deniz kültürü, onun temeli de amatör denizciliktir. Hayatında bir sandalda bile kürek çekmemiş, optimistte dahi yelken yapmamış, hadi hepsinden vazgeçtim, eline balık oltası almamış birçok bürokrat verdikleri mevzuat ve vergi kararları ile kendi, karasal kültürüne uzak uygar deniz kültürünü lüks ve pahalı bir alan olarak görüyor ve amatör denizciliği öldürmek için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Denizle sade vatandaşları buluşturacak her türlü tedbiri zenginlere sağlanan bir ayrıcalık olarak görmeye devam ediyorlar. Böylece yanına yaklaşılamayan marina fiyatlarıyla beraber dünyadaki en yüksek vergileri ve en gereksiz mevzuat uygulamalarını amatör denizcilere yükleyerek, onların denizden uzaklaşmasına neden oluyorlar. Maalesef “Toprak Gemi” Anadolu ve çevre denizlerimiz “Mavi Vatan”,  Mustafa Kemal’den sonra denizi ve denizciliği bir uygarlık projesine ve hedefine dönüştürecek ne siyasetçi ne de devlet adamı gördü. Devlet son 50 yılda turizm, inşaat ve tekstile verdiği teşvik ve desteğin onda birini denizciliğe vermedi. Denizciliğe yöneliş için gereken demokratik baskı da kurulamadı. Sivil toplum örgütleri lobi ve baskı grupları olarak bu alanda yetersiz kaldılar. Meslek odalarının birçoğu ise rant ekonomisinin kurbanı olarak taktik kazançları stratejik geleceğe tercih ettiler. Türkiye’nin denizcileşmesinin iki anahtarı var. Birincisi devletin/hükümetin iradesi, ikincisi ise halka denizin sevdirilmesi ve denizcileşmesidir. Devletin egemen gücü, yasama ve yürütmede denizciliği gerçek anlamda partiler üstü bir ülküye dönüştürerek siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal alanlarda elle tutulur projelerle somutlaştırabilir ve hepsinden önemlisi “Toprak Gemi” Anadolu’nun iç kısımlarına deniz kültürünü taşıyabilirse, Türkiye’nin kaderi değişecektir.

BÜTÜNCÜL YÖNETİM ANLAYIŞI İHTİYACI

Günümüz Türkiye’sinde denizciliğe yönelik konular otuzdan fazla bakanlık, kurum/kuruluş ve örgütün sorumluluğunda olmak üzere birçok farklı sektöre yayılmış olarak, birbirinden bağımsız politikalar dâhilinde ele alınıyor. Denizcilik gücünün yönetimine ilişkin bu ayrım mevcut olanak ve yeteneklerin etkin ve eşgüdüm içinde kullanımını zorlaştırırken, Türkiye denizciliğin farklı sektörlerinde aynı amaca hizmet etmeye çalışan ancak, aynı anda farklı yönlerde kuvvet uygulayan vektörler nedeniyle siklet merkezi oluşturmuyor. Sonuç olarak da istenen ivmeyi yakalayamayan bir duruma düşüyor. Denizcilik gücü ile ilişkili 40’tan fazla kanun, bir kanun hükmünde kararname, 18 tüzük ve 100’den fazla yönetmeliğin bulunması, denizcilik mevzuatı olarak adlandırabilecek bu düzenlemeler arasında ciddi çelişki ve çatışmalara yol açarak denizcilik gücünün yönetimine ilişkin bu dağınıklık, olanak ve yeteneklerin etkin kullanımını güç hale getiriyor. Denizcilik Bakanlığı’nın kurulması ile denizcilik gücü bütüncül bir yönetim anlayışı ile idare edilebilecek. Böylece etkin bir karar alma ve uygulama mekanizması oluşturulurken, denizcilik alanında faaliyet gösteren kurum/sektörler arasında gerekli eşgüdümün sağlanması, kaynakların etkin ve verimli şekilde kullanılması, yetersizliklerin tespiti ve giderilmesi ile sonuçta, ekonomik boyut öncelikli olmak üzere, denizcilik gücümüzün topyekûn geliştirilmesi mümkün olabilecek.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.