Sinema ve denizcilik kültürü

Denizcilik kültürünün yaygınlaşmasında en önemli araçlardan birisi, sinema ve televizyondur şüphesiz. Sanatın ve popüler kültürün bu iki önemli aracı, gelişmiş batılı denizci devletler ile Çin, Hindistan ve Rusya gibi büyük deniz gücü konumuna erişmiş devletlerde denizcilik kültürünün yaygınlaşmasında etkili olarak kullanılır.

Hollywood başta olmak üzere Amerikan sineması ile İngiliz, Fransız sinemaları ve Hindistan’ın Bollywood’unda her yıl sinema dünyasına yeni denizcilik filmleri eklenir. Rusya da sinema tarihinin en büyük ve anıtsal yapımı olarak kabul edilen Sergei Eisenstein eseri “Potemkin Zırhlısı” (1925) filmi başta olmak üzere bugüne kadar değişik zamanlarda çektiği deniz ve denizcilik filmleri ile yerini almıştır. 

Klasik ve popüler deniz ve denizcilik filmleri arasında yer alan ve pek çoğu gişe rekorları kıran yabancı sinema filmleri arasında şunları sayabiliriz: Potemkin, The Sea Hawk, The Wreck of Mary Deare, Blood Alley, Morituri, We Dive at Dawn, San Demetrio London, Enemy Below, Mister Roberts, In Harms way, Sand Pebbles, Western Approaches, 20,000 Leagues Under the Sea, Mutiny in Bounty, The Caine Mutiny, The Cruel Sea, Anchors Aweigh, Sink the Bismarck, The Battle of the River Plate, Run Silent Run Deep, The Shadow Line, The Bedford Incident, Horatio Hornblower, Pearl Harbor, Le Chante  de Loup, Expendable, The Admiral Yu Sun Sin, Tora! Tora! Tora!, Poseidon Adventure, Das Boot, Master and Commander: The Far Side of the World, Titanic, Kon Tiki, Moby Dick, The Guardian, Shackleton, Greyhound,  Midway, The Wind, Nimitz the Final Countdown, Under Siege, Longitude, Captain Phillips, Life of Pi, Admiral (de Ruyter),  Crimson Tide, Abyss, Perfect Storm, Dunkirk, U 571, Widow Maker K 19, In the Heart of the Sea, Finest hours, All is lost.

Bu filmler dışında 1970’ler sonrasında televizyonlarda yer alan deniz ve denizcilikle ilgili öne çıkan yabancı diziler arasında şu yapımlar öne çıkıyor: The Onedin Line, Emerald Point (NAS), Hornblower, The Love Boat, Black Sails, The Last Ship, The Crossbones, The Vikings, The Last Trip, The Last Resort, Against the Wind, The Buccaneers, Mary Bryant, Operation Petticoat, High Seas. 

“MAVİ” FİLMLER VE DİZİLER

Deniz ve denizcilik kültürümüzün yaygınlaşmasında önemli rol oynayan sinema filmi, TV dizisi, TV reklamı gibi yapımlarda, ülkemizin özellikle son 20 yılında, deniz ve denizcilik hemen hemen yok gibidir. Türk sinemasından başlayalım. Siyah beyaz dönemde bile Yeşilçam bugünden daha ileri seviyede denizciydi. Günümüzün özellikle deniz sahnelerinde bilgisayar ortamında dijital teknikler ve görüntü efektleri sayesinde istenen her türlü görüntünün yaratılabilme kolaylığına rağmen, yapımcılar ve yönetmenler denizden uzak duruyorlar. Yeşilçam, en eskisi 1950, en yenisi 1998 olmak üzere, sadece 60’a yakın filmde gemi, denizaltı, yolcu gemisi, Boğaziçi ve Ada vapurları, yelkenli tekne, mavna, römorkör, yalı, deniz subayı, kaptan, gemi adamı, dalgıç gibi denizci obje, kavram ve şahsiyeti kullandı. (Kaynak: Sökmen, Ali, Can, “Türk Sinemasının Deniz Yolculuğu”, Koraltürk, Murat, “İskeleye Yanaşan, Denizler, Gemiler, Denizciler”, İletişim Kitapları, İstanbul 2013, Sayfa 59-74.)

Bu filmlerin içinde, başından sonuna denizde veya denizle ilgili bir konuda geçenlerin sayısı ise maalesef beşi geçmiyor. 2000’ler sonrasında sinema ve televizyonda deniz, denizcilik ve özellikle Deniz Kuvvetleri temaları, tamamen kaldırıldı. Son 25 yılda, Türk sineması ve televizyonlarında polisin olmadığı bir film veya bir dizi var mı? Ancak denize ve denizciye yönelik tek bir sinema filmi veya TV dizisi bulamazsınız. 

ETKİLİ KONULARA VE TEMALARA RAĞMEN YOKLUK

Diğer yandan topluma tarihimizi okuyarak değil seyrederek öğrenin dercesine zaman zaman ideolojik bir yaklaşımla perdeye veya televizyona aktarılan ve çok pahalıya mal olan onlarca televizyon dizisi ve sinema filmi ile karşılaşabiliyoruz. Sinema filmleri arasında Çanakkale Savaşı filmleri ile televizyonda dizi olarak özel kuvvetler ve polisi ilgilendiren seriler son 20 yıla damgasını vuruyor. Dijital dönem öncesi deniz filmleri çekmek gemi ve deniz savaş sahnelerinin gerek gerçek gemiler gerekse ölçekli gemi modelleri ile çekilmesi son derece pahalıydı. Ancak film yapım tekniklerinin dijitalleşmesi ile bugün büyük engel teşkil etmiyorlar. Özellikle gemi ve deniz sahnelerinin bilgisayar marifeti (CGI) ile gerçeğe yakın şekilde yaratılabilmesine rağmen bugün Türk sineması ve televizyon film/dizi yapımcıları denizin ve geminin kıyısına bile yaklaşmıyorlar. Halbuki deniz, denizcilik ve gemi ile ilgili Türk tarihinde son derece renkli ve etkili konular mevcut. Nusrat’ın 18 Mart 1915 zaferine neden olan mayın döküşü; Hamidiye Kruvazörünün Balkan Savaşındaki akın harekatı; Birinci Dünya Savaşında Muavenet-i Milliye muhribinin HMS Goliath’ı batırması; Sultanhisar muhribinin Avustralya denizaltısı AE-2’yi batırması; Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu üzerinden temin edilen savaş cephanesi ve Kağnı Donanması’nın başarıları; Ordu’da yaşanan Rusumat  4 kahramanlığı; Donanmanın 1936 Malta ve Pire seyri; Kıbrıs Barış Harekâtı; Kardak Operasyonu verilebilecek pek çok örnek arasındadır. 

BAHRİYELİ YEŞİLÇAM YILDIZLARI

Yeşilçam siyah beyaz dönemde denizciliğe yönelik çevirdiği az sayıda filmde bile donanmanın manevi şahsiyetine ve Türk denizciliğinin geçmişine saygıda kusur etmezdi. Zira savunma ve bahriye ile ordu korunması gereken kutsal değerlerdi. Çocukluğumda seyrettiğim siyah beyaz dönemin deniz kuvvetleri ve deniz ticaret filosuna ait az sayıda filmi arada sırada seyrettiğimde içimde o yıllara ve o yılların asaletine geri dönme arzusunu dizginleyemiyorum. Vahi Öz’ün çarkçıbaşı; Hulusi Kentmen’in gerçek hayatındaki gibi deniz astsubayı; Sadri Alışık’ın ikinci kaptan, Ekrem Bora’nın TCG Kurtaran Komutanı olduğu birbirinden samimi saf ve temiz Yeşilçam filmleri adeta ruhumu o zamanın anaforuna çekiyor. Aşağıda alıntıladığım paragraf ne de güzel anlatıyor bu görünmez saygıyı ve sevgi bağını: 

“Evet bahriyeliler bembeyaz giyimleriyle, mağrur duruşlarıyla asker olmanın ötesinde bir övünç timsalidir. Askerlik görevini bahriyeli olarak yapanların bileği bükülmez. Türk sinemasında isimlerinin önüne bahriyeli unvanı koymak bir delikanlılık simgesi gibidir. Ne Bahriyeli Ahmet’te (1962 Türker İnanoğlu) Ayhan Işık‘ın, ne de Bahriyeli Kemal’de (1974 Çetin İnanç) Aytaç Arman’ın bileğini kimse bükemez.” 

(Kaynak: Türk Sinemasının Deniz Yolculukları Ali Can Sekmeç, İskeleye Yanaşan Denizler Gemiler Denizciler, Derleyen Orhan Berent, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları 2013) 

ZAMANIN ŞAŞTIĞI VE TEKNİK HATALARLA DOLU YAPIMLARIMIZ

Günümüzde çok az sayıda yapımcı ve yönetmen denize yakın duruyor. Zira evrensel kültürün en gelişmiş kültür alanı olan denizciliğe yabancılar. Bu konu ve kavramlar ne öğretilmiş ne de kendileri öğrenmişler. Bırakalım yerli film çekmeyi, yabancı denizcilik filmlerindeki dublaj hatalarını söylerken gülüyorum. Lumboza pencere, alabandaya duvar, kaportaya kapı, demirleme veya bağlamaya gemiyi park etmek diyenler mi istersiniz? Ya da TRT’nin en pahalı deniz dizisinde (Barbaros Kardeşler) 19. yüzyıla ait gemilerin (hat gemileri, ship of the line) 16. yüzyılda görülmesi mi? Hatta Netflix’te Nisan ayında yayınlanan Yakamoz S-245 isimli dizi tahammül sınırlarının dışında; denizaltıcılığımız ile ilgili anakronistik ve teknik hatalar diz boyu. Donanmanın ve denizaltıcılığımızın manevi şahsiyetine saldırıları saymıyorum bile. Halbuki denizci batılı devletlerde bu işler çok ciddiye alınır. 

1986 yılında ABD‘de çekilen ve Tom Cruise’un başrolünü oynadığı Top Gun isimli film Amerikan sineması tarihinde ve donanmasında tarihi rekorlar kırmıştı. Film öncesinde uçak gemisine iniş kalkış yapacak deniz hava savaş pilotlarının sayısı o kadar azdı ki, eski bir film artisti olan Başkan Ronald Reagan’ın da teşviki ile Hollywood ile donanma arasında yapılan iş birliği projesi sonucunda filmden sonra deniz hava pilot talebi yaklaşık 10 kat artmıştı. Kısacası, denizci ülkeler kendi ülkelerinde denizciliği sevdirmek ve yaygınlaştırmak ile özellikle donanmaya nitelikli personel çekmek için sinema endüstrisini sonuna kadar kullanır. Türkiye’de bugüne kadar deniz ve denizaltıcılık ile ilgili son film 1966 yılında, Denizciler Geliyor adıyla ünlü yönetmen Ertem Eğilmez tarafından yapıldı. Naif, saf ve sade bu film zamanında o kadar beğenildi ki, Deniz Harp Okulu’na ve denizaltıcılığa müracaat rekoru kırıldı. Kabaca 56 yıl sonra bir Türk yapımcı ve yönetmen ilk kez denizaltıcılıkla ilgili bir bilimkurgu film (Yakamoz) yapıyor ve Türk denizaltıcılığını acımasızca yerin dibine sokuyor. Ne acı bir durum. 

Batıda böyle bir film yaparsanız anında tepki alır ve devlet açıklama yapar. 1995 yılında başrollerini Gene Hackman ve Denzel Washington’un oynadığı Crimson Tide (Denizde İsyan) isimli filmde bir nükleer balistik füze denizaltısında (SSBN) komutanın paranoyası sonucu kıtalararası füzelerin ateşlenmesini önlemeye çalışan ikinci komutanın gemide komutayı devralması anlatılır. Film gösterime girince kamuoyunda öyle bir infial çıkmıştı ki ABD Savunma Bakanlığı ve Donanma Bakanlığı bir Amerikan denizaltısında asla böyle bir olay yaşanmayacağını basın açıklaması ile duyurmuş ve filmi protesto etmişti. 

HOLLYWOOD İLE FARKIMIZ 

Denizci batı dünyasında sinemanın askeri güç üzerinde rolü üzerine yazılmış çok sayıda kitap var. Son olarak ABD’de yayımlanan “Sinemanın Askeri Endüstriyel Yapısı, Cinema’s Military Industrial Complex” (Haidee Wasson, Lee Grieveson The Fletcher Jones Foundation 2018, University of California) kitabında Amerikan devletinin CIA ve tarihçileri kullanarak bırakın kamuoyunu, kendi tarihlerindeki kahramanlıkları nasıl halka mal ettiklerini anlattıklarını, acımasız emperyalist savaşlarını bile başarı ve kahramanlık hikâyesi olarak nasıl aktardıklarının tekniklerini görüyoruz. 

Askeri sinemanın Hollywood ile ilişkisi, teknolojik inovasyonu, yeni film yapım tarzlarını ve türleri ile uzun yirminci yüzyıl boyunca Amerikan yumuşak gücünün yükselişine çok büyük katkı yaptığı biliniyor. The Drive isimli internet gazetesinde War Zone adlı köşenin yazarı Joseph Trevitchik 17 Kasım 2021 tarihli “Top Gun II, Maverick Filmine Ordunun Büyük Desteği”’ isimli makalesinde (thedrive.com) çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. Bu film henüz vizyona girmedi. Ancak Tom Cruise’un 1986’da rol aldığı yapımın devam filmi Mayıs sonunda vizyona girecek. Film için donanma iki uçak gemisi ile dört deniz hava üssünü yapımcı firmaya tahsis etmiş. Gemilerin en gizli yeri olan savaş harekât merkezlerinin kullanımına izin verilmiş. Filmin her safhasında donanma ve savunma bakanlığı tarafından onaylanmış kişilerin izni olmadan -devletin izin verdiği- deniz kuvvetlerini ilgilendiren sahnelerde değişiklik yapılamayacağı kayda alınmış. Deniz sahnelerindeki konuşmalar, üniformalar, usul ve adetlerle subay ve astsubayların fiziki ölçüleri bile donanma onayından geçmek zorunda bırakılmış. Bizde 20 Nisan’da gösterime giren Yakamoz-S 245 dizisinde bu saydıklarımın hiçbiri yok. Türkiye’de denizaltıcılığımız ile ilgili bir film için ABD’de olduğu gibi devletten izin alındı mı diye sorarsanız linç edilirsiniz. Türkiye’de denizcilik filmi yapacaklar önce denizcilik filmi izlemeli ve bol bol kitap okumalıdır. Dilerim gelecekte Türkiye’de denizcilik filmi yapımına soyunacak yapımcı, yönetmen ve senaristler en azından kürek çekmiş, bir yelkenliyle orsa seyri yapmış, bir savaş gemisi güvertesine ayak basmış ve yolcu gemisine binmiş olsun.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.