GÖKOVA ÖREN MARİNA Gerçek denizcilerin evi

Kendini en çok nerede evinde hissediyorsun dersen, denize yakın her yerde diye cevaplarım. Marinalar da, hayatımın on yılı aşkın bir zaman diliminde evlerim oldular. Bir marinayı seçmenizde en önemli unsur ödediğiniz rakam mıdır, aldığınız hizmet midir? Tabii ki bunların hepsidir. Ancak benim için bir unsur daha var: Hissiyat. Yani o marinadayken hissettiğim huzur.

Marinaları seviyorum. Dünyanın birçok yerinde, lafın gelişi değil gerçekten birçok yerindeki marinalarda bulundum. Hatta dönemsel olarak oralarda yaşadım. Akdeniz’den Atlantik kıyılarına, Kuzey Denizi’nden Karayip Denizi’ne, oradan Pasifik kıyılarına dek belki yüze yakın marina sayabilirim çalıştığım, eğlendiğim, yiyip içip keyif yaptığım ve en çok da huzur bulduğum. Beni en etkileyen bölümü ise huzurdu. Ben sessizlik seven insanlardanım. Çoğunlukla müzik bile dinlemem. Havanın da bir sesi vardır, suyun olduğu gibi. Doğanın, kuşun, böceğin, denizin sesini her şeye yeğlerim. Marinalar yalnızca yaz aylarını da ifade etmez benim için. Sonbaharda, kış aylarında, halat gıcırtısı ve rüzgârın sesi ile harmanlanmış marina sessizliğini de severim. En sevdiğim marinalar bana bu hissi veren marinalardır. Bu ay, kendimce en sevdiğim marinaları yazmak istedim sizlere. En gözde marinamı ise sona sakladım, ipucunu başlıkta verdim.

MARINE DE COGOLIN VE CALA DEI SARDI

Bunlardan biri, Fransa’da St.Tropez’nin biraz ilerisindeki Marine de Cogolin’dir. Sessizliği, teknelerinden inen Fransızlarla beraber sabah kruvasan-kahve, akşamsa şarap içtiğimiz küçücük iki bistro ve en çok da gün batımının güzelliği ile oluşan huzur duygusu, az ötedeki St.Tropez’nin gürültülü hayatının tam zıddıdır. Diğeri Sardegna’da Portisco’nun yanındaki Cala dei Sardi. Herkes Porto Cervo’nun meşhur marinasında olmak ister, bense oradan uzak dururum. Havalıdır Porto Cervo. Dükkânları, kalabalığı, turistik ortamı, ödüllülerden popüler olanlara çok da iyi restoranları vardır. Yemeğe gidersiniz o ayrı. Ama marinada vakit geçirmek dersek, ben Portisco’yu tercih ederim. Hatta Marina di Portisco’yu bile değil, yanındaki Cala dei Sardi’yi. Yıllar önce oraya ilk vardığımda, marina yeni yapılmıştı. Yalnızca yelkenliler vardı. Çimlere uzanır, kitap okur, kendi getirdiğim kahvemi içerdim. İçinde bir tesis dahi yoktu. Portisco’ya da yemeğe giderdik. Sahibi Andrea ile olan ahbaplığımız sonucu her gittiğimizde Matts’e uğrayıp vakit geçirmek ise alışkanlıklarımızdandı.

İTALYA VE KARAYİPLER’DEKİ GÖZDELERİM

İtalya ana karasında da Liguria Denizi’ndeki marinaları severim. Sanremo, Imperia… Hepsi tatlıdır. Imperia’da yıllarca yaşadım. Porto Maurizio adeta ikinci evimdi. Mesela süperyat endüstrisinin yerleştiği adalardan olan Palma de Mallorca’da herkes old town dediğimiz merkeze yakın Puerto de Palma de Mallorca’yı sever. Ben Port Adriano’yu severim. Gözlerden uzaktır ama şıktır.

Karşı kıyıya geçtiğimizde yani Karayip tarafında da en çok St. Maartin marinaları bilinir. Soggy Dollar denen çılgın barı, her yatçının en az bir hikâyesine şahittir. Ben St. Maartin’de ev tutup üç yıl yaşamama rağmen Lagün içindeki Simpson Bay marinaya bayılmam, Port de Plaisance’ı severim. Antigua’yı severim. English Harbour, Nelson’s Dockyard’ı severim. Grenada’yı severim mesela. Port Louis favorimdir. Çok tatlı bir barı vardır, ahşap… Tam Karayip duygusu.

“CENNETE AÇILAN KAPI” GÖKOVA ÖREN MARİNA

Türkiye’de en sevdiğiniz marina neresidir derseniz, elbette şıkır şıkır, mağazaları gösterişli ve dünyaca bilinen marinalarımız var. Ben en çok Gökova Ören Marina’yı severim. Marina gibi marinadır. Sessizliği, size verdiği huzur vazgeçilmezdir. Sloganları “Cennete açılan Kapı”. Gerçekten de bulunduğu konum nedeniyle cennet gibi bir bölge. Marinanın bulunduğu konumda başınızı yukarı kaldırdığınızda gördüğünüz dev kayalık ve yamacın verdiği güzellikte manzarayı, ancak Cote d’Azur sularındayken, belki Port de Fontvieille ya da Roquebrune Cap Martin’de alargada durup Monaco’ya bakarken hissedersiniz. Neden bu örnekleri veriyorum? Çünkü “kendimce en sevdiğim” dedim ya, benim en özlediğim his, bu medeni ve gürültüsüz yerlerde olma hissi. Gökova Ören marina da bana keşmekeş değil, medeniyet sunuyor. En çok bunu seviyorum. Yoksa bir marinayı AVM’ye dönüştürmek en kolayı ve en kârlısı olsa gerek. Ama marina gibi marina bulmak zor.

SADUN BORO’NUN GÖKOVA AŞKI BOŞUNA DEĞİL

Gökova Körfezi ve derin mavisi sizi içine çekerken, kıyılarının temizliği de hiçbir yere benzemez. Ören Marina’nın mottosu da Sadun Boro’nun şu cümleleri ile başlıyor:

“Ey dost, hoş geldin Gökova denen cennete.

Bugün dünyanın en güzel yeri Gökova’da gezerken, doğanın haşmetine, cömertliğine karşılık, nankör insanoğlunun buraları kirlettiğini, ormanları yaktığını gördün, üzüldün, utandın.

İşte bu rezilliği senden evvel buraları gezen, doğa sevgisinden saygısından yoksun kimseler yaptı.

Sen de aynı hatayı YAPMA!…” diye devam eden dizeler, Gökova Ören Marina’nın web sitesini ziyaret ettiğinizde karşınıza çıkan ilk cümleler. Sadun Boro’nun heykeli de marina meydanında duruyor. Yanına oturup bu cümleleri doğrulamak adına kendisine sarılabilirsiniz bile. İşte tam da bundan bahsetmiyor muyum? Gökova Ören Marina’nın diğer her yerden farkından.

TEKNİK, SEYAHAT VE SOSYAL AÇIDAN SUNULAN MUTLULUKLAR

Ören Marina, hayatımda gördüğüm en berrak sulara sahip marina. Öyle ki, her ne kadar marinada yüzmek yasak olsa da, “teknenin gövdesinde bir şeye bakacaktım” numarasıyla her seferinde o suya atlayasınız geliyor. Teknelerden ne bir pislik ne bir koyuluk geliyor. Gökova’nın suyu ile birleşen kristal berraklığında bir su. Derinliği 3,5 – 8 metre arasında değişen marina; denizde 416, karada 130 olmak üzere, toplamda 546 tekne kapasitesine sahip. Gökova Ören Marina’nın Milas-Bodrum Havalimanı’na uzaklığı sadece 57 km ve 45 dakikada ulaşılabiliyor. İkinci alternatif Dalaman Havalimanı 117 km. Medmooring bağlama sistemi ile 30 m’ye kadar tekneler kıçtankara, 50 m’ye kadar tekneler ise alongside olarak bağlanabiliyor. 14.000 metrekarelik ve 100 ton kapasiteli bir lifte sahip çekek sahasında teknik destek, bakım onarım hizmetleri veriliyor. Bunlar teknik mutluluklar. Seyahat mutluluklarına gelirsek… Marinanın Gökova koylarına yakınlığından bahsetmeme gerek yoktur herhalde. Biz Akbük’çüyüz. Hep güzel koylara nedense “Saint.Tropez gibi yer!” derler ya. Halbuki St.Tropez’de Akbük gibi kristal sular ile yüksek tepelerin kombinasyonunda bir koy bulamazsınız. Akbük, denizden baktığınızda St.Tropez’ye on basar! Keşke kıyıya çıktığımızda da aynı hissi verseydi. Bir diğer meşhur yerleşim yeri de Akyaka. Son yıllarda çok bilinir oldu. Kite surf cenneti. Benim gibi sessizlik seviyorsanız da körfezin karşı yakasına geçeceksiniz. Ören marinadan çıkıp karşıya geçtikten kısa bir süre sonra irili ufaklı onlarca koy sizi bekler. Sedir, Karacasöğüt, İngiliz Limanı, Yedi Adalar, Tuzla Koyu… Kesmez derseniz ver elini Yunan adaları. Leros 53, Simi 70 denizmili uzaklıkta..

Gökova Ören Marina’daki sosyal mutluluklara gelirsek de, sessizlikten bahsedip durduk ama içerisinde sizi memnun edecek mekânlar yok mu? Var tabii. Acayip lezzetli hamburgerler yapan bir Steak House, şirin mi şirin bir kafe, bir denizci kıyafetleri mağazası ve henüz açılmamış ama açılacak olan, ancak marinaya yakışsın diye özenle seçileceğinin garantisi verilen birkaç mekân daha. Bazen de Ören kasabasının kıyısına doğru akşamüzeri yürüyüşüne çıkarsınız. Çakıllı sahile indirilmiş masalarıyla, kendi tuttukları balıkları önünüze getiren mütevazı restoranlarda iki duble rakı ile huzurunuzu tamamlarsınız. Hayat en çok böyle marinalarda güzel…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.