Adriyatik’in derinliklerinden İznik’e, Suyun altındaki sanat

Adriyatik Denizi’nin derinliklerinde yatan yaklaşık 500 yaşındaki Venedik ticaret gemisinin İznik’e uzanan hikâyesi…

Hırvat dalgıç ve arkeologlardan oluşan bir grup, 2006 yılında Hırvatistan’ın Dubrovnik kıyılarından 22 deniz mili uzaklıktaki Mljet Adası açıklarında bir batık keşfederler. Daha sonra yapılan ilk araştırma dalışlarında 46 metre derinlikte yatan batığın 16. yüzyıla ait, oldukça iyi korunmuş bir Venedik ticaret gemisi olduğu anlaşılır. Bizim sularımızdan oldukça uzakta batmış bu geminin arkeolojik çalışmaları başladıktan bir süre sonra, 16. yüzyıl Akdeniz dünyasının renkli ve zengin ticari hayatına açılan adeta bir zaman kapsülü olduğu ve bu kapsülün bir penceresinin de 16. yüzyıldaki İznik’e açıldığı anlaşılır. 

SVETİ PAVAO BATIĞI 

Tesadüfler sonucunda gerçekleşen keşfin ardından, bir yıl sonra 2007 yılında başlayan arkeolojik kazının ilk aşamasında deniz tabanındaki top ve gülleler dikkat çeker. Bu toplardan yola çıkarak geminin batı menşeli olduğunu anlaşılır. Fakat oldukça geniş bir alana yayılan enkazın neler söyleyeceği duymak için zamana ihtiyaç vardır. Çalışmalar ilerledikçe geminin nihai varış noktasının Venedik olduğu anlaşılır. Önemli bilgiler vereceği görülen batığın yağmalanmasından korkan Hırvat yetkililer, 2008 yılından itibaren kazı çalışmalarının hızlanarak devam etmesini sağlamak için yoğun çaba sarf eder. Çalışmaların ilk aşamasında geminin batı pazarları için doğu kaynaklı ticari ürünler taşıdığı hipotezi ortaya atılır. Zira söz konusu dönemdeki doğu batı ticareti bilinmekte ve Adriyatik doğu ile batı arasındaki deniz ticaretinde önemli bir köprü görevi üstlenmektedir. Çok geçmeden 46 metre derinlikte yatan batıktan bu hipotezi destekleyen bulgular gelmeye başlar. Bunlar kargo bölümünde bulunan, iç içe yerleştirilmiş büyük boyutlu İznik seramikleridir. Sveti Pavao Batığı üzerinde yedi yıl süren kazılar sırasında çıkarılan eserlerin ağırlıklı kısmı seramiktir. Bu seramiklerin büyük bölümünü ise farklı boy ve desenlerle süslü İznik çinileri oluşturur. Yolculuğu Sveti Pavao’nun sığlıklarında sonlanan geminin kaptanı Osmanlı’nın en gözde şehirlerinden biri olan İznik’te üretilen ürünleri Avrupa pazarına götürmeyi planlıyordu. 1480 ila 1670 yılları arasındaki dönemde İznik, duvar karoları, dini törenlerde kullanılan eşyalar ve lüks sofra takımları gibi sırlı seramik objelerin ana üretim merkeziydi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) İznik çinileri üretim, nitelik ve bezeme açısından doruğa ulaşmıştı. Bu özelliğini 16. yüzyıl boyunca sürdürmeyi de başardı. İznik çinileri özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’nın önemli merkezlerinde popüler hale gelmiş ve kendisine alıcı bulmuştu. Sveti Pavao batığı bu ticaretin somut, ete kemiğe bürünen eşsiz bir resmini çekmiş oldu.

GEMİNİN TARİHİNE IŞIK TUTAN OBJELER

Geminin kargosu ve karakteristik buluntuları sayesinde rotası büyük ölçüde aydınlatılmış, dönemin iki önemli gücü arasındaki ticarete ışık tutan detaylara ulaşılmıştı. Özelikle çiniler üzerindeki çalışmalardan yola çıkarak gemi kabaca 16. yüzyıla tarihlenmişti. Fakat arkeologlar, araştırmalar derinleştirildikçe gemi hakkında daha fazla bilgiye ulaşacaklarını biliyorlardı. Öyle de oldu. Önce geminin tunçtan yapılmış çanı bulundu. Üzerinde Latince MDLXVII (1567) rakamı bulundu. Gemi için oldukça önemli olan bu obje üzerinde muhtemelen geminin ilk yola çıktığı tarih yazmaktaydı. Bu oldukça kıymetli bir bilgiydi zira geminin suya indirildiği tarih artık öğrenilmişti. Ardından 2010 yılı çalışmaları sırasında gemideki top ve gülleler dışında iki gümüş taler ile 40 akçe dikkatli çalışmalar sonucunda tespit edildi. Bu paralar geminin tarihlendirilmesi açısından çok önemliydi. Zira paraların üzerindeki bilgilerden tarihleme yapmak mümkün olabilirdi. Oldukça kötü durumdaki akçeler uzun bir çalışmanın ardından okunabilecek duruma getirildi. Sonuçta bu akçelerin dört farklı padişah döneminde kullanıldığı ortaya çıktı: Yavuz Sultan Selim (1512-1520), Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566), II. Selim (1566-1574) ve III. Murad (1574-1595). Bilindiği üzere her padişah tahta çıktıktan sonra kendi akçesini bastırmaktaydı. III. Murad, diğer sultanlar gibi tahta çıkınca (1574) kendi akçesini bastırdığı için geminin bu tarihten önce batmadığını söyleyebiliriz. Bu bilgiler ışığında İznik seramikleri üzerindeki gerçekleştirilen stil ve bezeme incelemeleri sonucunda geminin 16. yüzyılın son çeyreğinde battığı uzmanlarca ağırlık kazanan görüştür.

GEMİNİN BOYUTLARI

Batığın kargosu oldukça kıymetli bilgileri bizlere sunarken, kargonun altındaki kısımda gemi gövdesinin oldukça iyi korunmuş bölümlerine ulaşıldı. Geminin borda kaplamaları, kaburgası, omurga ve direk ıskaçası titiz çalışmalar sonucunda belgelendi. Buradaki çalışmalardan elde edilen bilgilerle gemi uzunluğunun yaklaşık 24 metre olabileceği tahmin edilirken, yapım tekniği ve geminin menşei üzerine de düşünceler netleşti. Gemi, gövdesinin sağlamlığını daha güvenilir hale getiren çift cidarlı bir yapım tekniği kullanılarak inşa edilirken, borda kaplama kalaslarının birbirine kenetlenme tarzı gemi inşasının Venedik şehrine ait olduğuna işaret ediyordu. Sonuç olarak; 24 metre uzunluğunda ve Venedik yapımı olduğu anlaşılan gemi, bize Doğu ve Batı Akdeniz arasındaki ilişkileri araştırma fırsatı vermesinin yanı sıra bu rota üzerindeki önemli seyir yollarının Doğu Adriyatik kıyısı boyunca geçtiğini bir kez daha teyit etti. Venedik ve Osmanlı arasındaki ticaretin 16. yüzyıldaki geldiği noktayı göstermesi açısından oldukça önemli olan bu batık iyi korunmuş ve araştırılmış birçok tarihi gemi enkazı gibi, adeta bir zaman kapsülü gibi tarihi aydınlatmak için kapı araladı. Böylece en değerli olan bilgiyi ve sanat değeri taşıyan eşsiz eserleri bu kapıdan bizlere sundu. Tabaklar, fincanlar, vazolar, kaseler… 16. yüzyılda İznik’te tasarlanmış seramikler Adriyatik’teki yedi yıl süren uzun çalışmanın ardından dünya kültür mirasına kazandırıldı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.