Denizlerimizde dehşet!

Denizlerimizin çivisi çıkmak üzere. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın duruma el koyması; karadan ve denizden, sivil ekipler ve araçlardan da yararlanarak, kötü gidişi durdurması şarttır. 

22 metre boyundaki motoryat, Bodrum, Gündoğan-Kızılburun mevkiinde battı. Karayelin hafifçe kabarttığı deniz, seyir açısından tehlike içermiyordu. Hava açık, görüş uzaklığı yeterliydi.

Ege kıyıları kayalıktır. Su üstünde veya altında kayalıklar, topuklar vardır. Çoğunlukla denizciler, kayalıkların ve topukların karaya yakın olduğunu düşünürler, kıyıya yakın geçmekten hoşlanmazlar. Örneğin bizim Umur Reis, kıyıya iki metre açıkta, derinliğin 30 metre olduğu uçurumlu yerlerde bile kıyıya yakın geçmeye kalktığımda her defasında kıyameti koparır. Ama kayalıklar, topuklar her zaman kıyıya yakın olmaz. Örneğin, Bozburun-Apostol Burnu’nda (şimdilerde “Atabol Burnu” diyorlar!) topuk kıyıdan açıktadır. Bu nedenle de topuğa oturma korkusu ile kıyıdan açık geçmeye kalkan birçok tekne oturmuştur o topuğa. Seyir sırasında haritaya, GPS’e bakılsın vesselam.

SIRADANLAŞAN VAHİM OLAYLAR 

Motoryatın bindirdiği Gündoğan-Kızılburun’daki kayalar kıyıya yakındı. Tekne baş taraftan hızla su almaya başladı. Bir tekne baştan su alınca o su, motor nedeniyle ağır olan kıça doğru akar ve tekne kıçtan batar. Teknenin burnu bir süre su üstünde dikilir. Derinlik yeterliyse, sonra o da suda kaybolur.

Teknenin battığı gün, eski DHA muhabiri, şimdi kendi ajansı Anterhaber’e ve önde gelen bir günlük gazeteye yazan Yaşar Anter aradı. Fotoğraflarını çektiğini söylediği olayı anlattı ve görüşümü sordu. Yukarıda yazdıklarımı kısaca anlattım ama onu yanıltmış olmamak için bana bir iki fotoğraf göndermesini istedim. Anter’in gönderdiği, bu yazıda gördüğünüz fotoğraflara bakınca da yanılmadığımı anladım. Çok büyük olasılıkla olay tahmin ettiğim gibi olmuştu. Aradan bir gün bile geçmemişti ki Yaşar, gecenin bir köründe tekrar aradı. “Süha Abi malum, karalardan da denizlerden de sen sorumlusun. O nedenle arıyorum” dedi ve bu kez Bodrum-Torba, Zeytinlikuyu Koyu’ndaki bir olayı anlattı.

Gece saat 23.00 sularında 12 metrelik, iki adet 300 HP kıçtan takma motorla donatılmış, sert tabanlı şişme botla, yanında eşi ve kızı olduğu halde, büyük bir hızla kıyının hemen dibindeki bir kayalığa çarpan bir kişinin, eşi ile birlikte vefat ettiklerini, çarpmanın şiddetiyle tekneden fırlayıp denize düşen kızlarının kurtulduğunu anlattı. Yine izniyle bu yazıda kullandığım, çektiği fotoğrafları gönderdi. 

Aynı gün Gündoğan Koyu’na inen Türk Hava Kurumu yangın söndürme uçağı, su alıp havalandı. Az sonra geri geldiğinde, koya inebilmek için beş tur atmak zorunda kaldı çünkü uçak yangına gittiğinde koyda ne kadar jet ski, su kayağı yapan motor, kano, vb. deniz aracı varsa, tekrar geldiğinde seyretmek için uçağın inip-kalktığı şeridi işgal etmişti. Bu düşüncesizlik, bencillik, densizlik, kafasızlık için söyleyecek söz yoktu. Günümüzde sıradan hale gelen bu olaylar, karşı karşıya olduğumuz vahim bir gerçeği anlatıyor.

GENÇ KAYIPLAR 

Dikkat ettiyseniz, son yıllarda batan, yanan tekne haberleri arttı. Jet skilerin, sürat motorlarının ve çok güçlü motorlarıyla, tekne sahiplerinin olur olmaz istekleri, kaprisleri için kıyı ile tekne arasında, 25-30 mil hızla, gece gündüz mekik dokuyan servis botlarının karıştığı olayların bini bir para. Gün geçmiyor ki ünlü kıyı kasabalarımızın denizlerinde bir tekne yanmasın, batmasın. Gece, artık hangi kafayla nereden geliyorlarsa, kayaların üzerine bir servis botu tünemesin!

En acısı da daha birkaç yıl önce Bozburun’da, gece, demirli tekneler nedeniyle de görüş uzaklığı kısıtlı olmasına karşın hız yapan bir botun çarparak, dostumuz Batu ile Şeniz Özhan’ın gencecik kızlarının ölümüne neden olması; yukarıda sözünü ettiğim, Bodrum-Torba’daki iki genç insanımız gibi, insanlarımızın bu tür olaylara kurban gitmesidir.  

Covid 19 dâhil birçok nedenle tekne sahibi olma merakının ve isteğinin artması, para ile görgünün ve eğitimin her zaman aynı ellerde toplanmaması hatta çoğu kez tam tersinin olması ve başıboşluk, denetimsizlik, denizlerimizde giderek artan, bazı hallerde hem tekne sahipleri hem denizi kullanan diğer kişiler için ölümcül tehlikenin ve tehdidin başlıca nedeni gibi gözüküyor. Denizlerimizin çivisi çıkmak üzere.

DENİZ KÜLTÜRÜ, GÖRGÜSÜ YOK

Yacht Türkiye’deki yazılarını keyifle okuduğum Amiral Cem Gürdeniz’in değerli eseri “Kültürü ve Görgüsüyle Denizcilik”1 kitabındaki bilgilerden hiç mi hiç nasibini almamış kişiler artık tekne sahibi. Çoğu elini küreğe bile sürmemiş bu kişileri marka denizci giysileri, marka güneş gözlükleri ile motoryatların kaptan köprüsünde (flybridge) bile görüyorum. “Öyle olduklarını nereden anlıyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Duruşlarından, oturuşlarından, yanınızdan geçerken takındıkları tavırlardan ama en çok da denizciliği ne kadar bilmediklerini hemen gösteren seyir şekillerinden. Dikkatle bakın, siz de anlayacaksınız.

Bunlar -ki hemen hepsi motoryat sahipleridir, yelkencilerde bu haller yoktur- o 30-35 mil yapan motoryatlarıyla, deniz sanki babalarından, üstelik sadece onlara miras kalmış gibidirler. Yanlarından geçtikleri tekne, küpeştesi sudan sadece 30-40 cm yüksek bir kayık bile olsa, hız kesmezler. Seyir halindeki teknelerle kıyı arasına girerler. Karşılaştıkları tekneyi, akıllarına nasıl eserse öyle geçerler. Arkadan yetiştiklerinde ne yapacaklarını bir türlü kestiremezsiniz. Avuç içi kadar koya 25-30 mil hızla girer, demirdeki tekneleri salıncak gibi sallamaktan özel bir zevk alırlar. Kendilerinden çok daha küçük teknelerin, yelkenlilerin burnunun dibine demir koyarlar. Rüzgârı kollamak, nereden estiğini anlamaya çalışmak gibi bir külfete katlanamayacakları için en küçük bir rüzgâr yönü değişikliğinde hatta esintide, o teknelerin üzerine düşüp, ortalığı birbirine katarlar. Koylarda, teknelerinin başından, sancaktan ve iskeleden kıyıya uzattıkları ek halatlarla bütün koyu kendilerine kapatırlar. 

ÇOCUK KAPTANLAR ve BABALARI! 

Bunların arasında öyleleri var ki, 7-8 yaşındaki çocuklarını motoryatın dümenine oturtur, bir de marifetmiş gibi, olayı endişe içinde izleyen diğer tekne sahiplerine sırıtarak bakarlar. Yetmez, servis botlarını veletlere verir, onların etrafa dehşet saçmasından mutluluk duyarlar. Birlikte getirdikleri jet skileri denize indirir, o güzelim koylarda terör estirirler.

MARİNA OLARAK KULLANILAN KOYLAR

Marina kirasından birkaç ay kurtulmak için, yaz başında teknelerini Gündoğan, Torba, Türkbükü ve daha nice koya demirler ve aylarca oradan ayrılmazlar. Burunlarının dibinde bulunan atık su alım istemine sahip balıkçı barınaklarına kadar bile bir zahmet gidip, atık sularını boşaltmazlar. Geceleri pisliklerini demirledikleri koylara bırakır, kıyıdaki insanları dışkı içinde yüzmek zorunda bırakırlar. Nedense Sahil Güvenlik aylarca bu koylara uğramaz!

Bu kişilerin kaptanları da bilgisizlikte, görgüsüzlükte ve saygısızlıkta, biraz da patronlarının para veya forsu ile herkesi satın alabileceğini düşündüklerinden -zaman zaman bunun olduğunu da gördüklerinden-  adeta efendilerinden geri kalmamaya yemin etmişlerdir.

DENİZ KİRLİLİĞİ, SİLAHLAR VE KAÇAK BALIKÇILIK

Teknelerde hemen her zaman hava tüfekleri hatta çeşitli ateşli silahlar vardır. Bunlarla her fırsatta martılardan foklara kadar uçan, kaçan, yüzen her canlıya ateş ederler. Daha birkaç hafta önce, Gökova-Ören’de, yasalarla koruma altındaki genç bir fok, tüfekle vurularak öldürüldü. Sahil Güvenlik, iletilen yazılı ihbara ve verilen ayrıntılı bilgilere karşın olayın faillerini ortaya çıkaramadı.

Koylarda balıkları çevirdikleri ağın içine, ışıkla dalarak yüzlerce kilo balık zıpkınlamak; özellikle mavi tur teknelerinde, uzatma ağı ile konukların balık ihtiyacını karşılamak, olağan işlerdendir. Bunlar kesinlikle yasaktır ama son bir ay içinde, defalarca yer, zaman ve nasıl müdahale edilmesi gerektiği hakkında tüm bilgiler aktarılmasına karşın Sahil Güvenlik, örneğin Bodrum-Orak Adası karşısındaki, iki küçük koya bir türlü, gereken biçimde müdahale etmedi. Denizlerimizdeki dehşet, çivisi çıkmışlık bu kadarla da kalmıyor. 

GÖBEK HAVASI İLE KOY BASAN KORSANLAR

Diyelim şöyle birkaç saatliğine insanlardan, Bodrum’un -başka bir kıyı kasabamız da olabilir- trafiğinden, gürültü patırtısından uzaklaşmak, sakin bir koyda demirleyip, denize girmek, bir iki dostunuzla kıç havuzlukta oturup sohbet etmek istediniz. Şansınız yaver gitti ve Milta Bodrum Marina’dan çıkıp, karayel yönünde, Gümbet Koyu’nda veya Akvaryum’da veya Ada Boğazı’nda demirleyecek bir yer de buldunuz. Hiç heveslenmeyin!

Koylarda hız sınırını umursamayan bot, jet ski, su kayağı trafiği sizi hemen sarıp, sarmalayacaktır. Üstelik bütün bu tekneler size en çok birkaç metre uzak geçecekler, hız yapacak ve durmaksızın sallanmanıza katkıda bulunmaktan adeta büyük keyif alacaklardır. Bitmedi.

Örneğin Ada Boğazı’nda, saat 15.00 sularında, bırakın Piri Reis’i, Karayip Korsanları’nın hatta Johny Depp’in bile kasıklarını tuta tuta gülecekleri “korsan tekneleri!”, 3 mil uzaktaki Bodrum Kalesi’ni yıkacak yükseklikte açılmış hoparlörlerinden yayınladıkları göbek havası eşliğinde baskın verecek ve burnunuzun dibine demir koyup, sizi en az birkaç saat teslim alacaklardır. Geceyi geçireceğiniz avuç içi kadar koyda sonuna kadar açtıkları televizyonlarından dizi seyreden, klimaları nedeniyle sabaha kadar jeneratör çalıştıran saygısız ve görgüsüz para babalarını da unutmayın.  

İşin ilginci, nice masum insanın canını, malını tehlikeye atan, canından bezdiren, uyku durak bırakmayan, taciz derecesinde rahatsız eden bu olup bitenle, burnunun dibindeki onca Sahil Güvenlik bot komutanlıkları2  dâhil tanrının bir kulu da ilgilenmemekte, yasaları uygulamamakta,  dur dememektedir.

SAHİL GÜVENLİK NE YAPAR?

Sadece birkaç çarpıcı olayla anlatmaya çalıştığım bu gidişat iyi değil. Önü alınmazsa, Türkiye’de yat turizmi de kıyı turizmi de ciddi zarar görecektir. Hiçbir gerçek denizci tekne sahibi, canının malının böylesine yakın bir tehdit altında olduğunu, her an, her türlü taciz edileceğini bildiği bir ülkeye gelmek istemez. Bu denetimsizlik devam ederse, zaten durumu iyi olmayan balık ve su ürünleri kaynaklarımızın gördüğü zarar katlanarak artacaktır.  

Yasaları uygulamak, ülke çıkarlarına ciddi zarar veren, denizde can ve mal güvenliğini tehlikeye sokan bu yasa dışı eylemleri durdurmak, önlemek, faillerini yakalamak, caydırmak görevi yasalarla Sahil Güvenlik Komutanlığı’na verilmiştir. Biliyorum, Sahil Güvenlik, giderek azalmakla beraber, özellikle yasa dışı göç sorunu nedeniyle oldukça yoğun bir çalışma içindedir. Ancak bu, yukarıda saydığım yasa dışı etkinlikleri önleme, faillerini yakalama görevinin ikinci plana atılmasına, ihmal edilmesine gerekçe oluşturamaz. 1990’lı yıllardan bu yana hep destek olduğumuz Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın bütün görevlerini gereği gibi yerine getirecek güçte ve yetenekte olduğunu da yakından biliyorum. Kaldı ki komutanlığın olanakları, bundan on yıl öncesine göre bile çok daha fazla. Ne yazık ki eksik olan, görevin yerine getirilmesindeki isteksizlik veya benim bilemediğim, belki de Komutanlığın İçişleri Bakanlığı’na bağlanmış olmasının yol açmış olabileceği başka nedenler gibi görünmektedir. Ancak gelişmeler iyi yönde değildir ve giderek vahim bir hal alıyor. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın duruma bir an önce el koyması ve karadan ve denizden, sivil ekipler ve araçlardan da yararlanarak, kötü gidişi durdurması şarttır. Geçek denizciler, geçmişte olduğu gibi gelecekte de komutanlığa destek olmaya hazırdırlar. Böyle bilinsin vesselam. ☸

Dipnotlar

1. Kültürü ve Görgüsüyle Denizcilik, 

Cem Gürdeniz. Yapı Kredi Yayınları.

2. Güllük ve Gökova Körfezlerinde, Güllük, Yalıkavak, Turgut Reis, Bodrum, Ören ve daha birkaç noktada Sahil Güvenlik botları devamlı olarak bulunur.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.