Mavi Anadolu’nun saklı kalmış hikâyesi

“Marmaris-Bodrum kıyıları yeryüzünün en cesur, en usta dalgıçlarını doğurur” der Halikarnas Balıkçısı. Birçok insanın Balıkçı’nın kaleminden öğrendiği, okuduğu süngercilerin atmış yıllık saklı kalmış hikâyesi ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

Halikarnas Balıkçısı’nın 1962 yılında yayınlanan nefis kitabı Merhaba Akdeniz’de “Dalgıcın Parçaları” isminde bir hikâye vardır. Sonrasında kitaplığımın en kıymetlilerinden bir tanesine dönüşen bu eseri ilk kez okuduğumda henüz ortaokul sıralarındaydım. Derinden etkilenmiş, suyun altında hayatlarını tehlikeye atan bu cesur deniz insanlarına gıptayla bakmıştım. Ekmek parası için suyun 20-25 kulaç altında, yüzeyden bir hortumdan gelen havaya bağlı olarak sünger toplayan bu adamların hayatları deyim yerindeyse pamuk ipliğine bağlıydı. İlk bakışta ay yüzeyindeki astronotlardan farkı olmayan, tüplü dalış öncesi kullanılan hantal ama gösterişli dalış kıyafetleriyle büyülendiğimiz süngercilerin bu estetik görüntüsünün altında derinlerde bir yerde birbirinden zorlu yaşam öyküleri vardı.

1950’lerde zirve yıllarını yaşan süngercilik özellikle Bodrum ve Marmaris’teki denizcilerin ana geçim kaynağı olurken ‘60’lar ile düşüşe geçti ve ardından yavaş yavaş yok oldu. İşte bu önemli insanları Balıkçı’dan okuduktan yıllar sonra arkeoloji merakının mesleğe dönüşmesiyle birlikte bu cesur denizcilerin aslında suyun altındaki arkeolojik varlıkları, onların jargonuyla leşlerin, bizim tanımlamamız ile batıkların ilk habercileri olduklarını öğrendim. Birçok batığın yerini süngercilerden öğrenen arkeologlar, onlar sayesinde tarih yazımına katkıda bulunabildiler. Anadolu kıyılarının en eski batıkları Gelidonya, Şeytan Deresi, Uluburun ve daha niceleri süngerciler sayesinde bulundu, araştırıldı ve tarihe kaydedildi.

EN ESKİ KAYITLAR

Yıllar önce editörlüğünü üstlendiğim ilk arkeoloji dergisi için 2007 yılında süngercilerle sohbetler gerçekleştirmek için Bodrum’a gitmiştim. Onları tanımaya, tanıklıklarını aktarmak için söyleşiler yapmaya başlamıştım. Yıllar sonra Bodrum’un en eski süngercisi, soyadı gibi denizci olan Mehmet İmbat ile bu defa “Derinlerdeki Portreler” kitabım için görüşmüştüm. Onun ve hatta ailesinin suyun metrelerce altında bulduğu arkeolojik eserleri nasıl ve ne şartlarda müzeye teslim ettiklerini dinledim. Arkeolojiye bu kadar emek veren insanların hayatları, tanıklıkları benim için hep merak konusuydu. Bodrum’un nüfusunun binlerle sınırlı olduğu, tek geçim kaynağının mandalina ve sünger olduğu yıllara ait bu sohbetlerin daha derin, daha yakından bir tanığı olduğunu öğrenmem ise 2021 yılında gerçekleşti. Birçok kitap ve yayında ismine rastladığım Türkiye’nin ilk sualtı fotoğrafçılarından biri olan rahmetli Mustafa Kapkın’ın kendi gibi fotoğrafçı olan oğlu Ahmet Kapkın, bir sunumunda babasının süngercilerle yaptığı yolculuktan kareler gösterdi. Tek kelime ile büyülenmiştim. 50’lerin sonunda süngercilerle iki sezon geçiren, onlarla yolculuğa çıkan Mustafa Kapkın sayfalarca not tutmuş dahası her biri tarihi belge niteliğinde fotoğraflar çekmişti.

KAPKIN’IN YOLCULUĞU

Bu notlar ve fotoğraflar Halikarnas Balıkçısı, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat ve diğer mavi yolcuların Macera adlı tekneyle yaptığı Mavi Yolculuk’tan önce gerçekleşen başka bir mavi yolculuk, deyim yerindeyse Mavi Anadolu’nun saklı kalmış hikâyesiydi. Yüzlerce sayfa not içinde yüzlerce kare fotoğraf… Süngercilere dokunan, onların hayatlarını bizzat gözlemleyen, fotoğraflayan Mustafa Kapkın yakın dostu Cevat Şakir ile sohbetlerinden olsa gerek, nefis bir dil kullanarak 1958-59 yıllarında yaptığı Bodrum seyahatlerini, denizde yaşananları, süngercilerin tüm hislerini, yaşamlarını kâğıda aktarmıştı. Peki ama 1958 yılında onu bu yolculuğa iten neydi?

PETER’IN ÖYKÜSÜ

1958 yılında Amerikalı gazeteci Peter Throckmorton Hindistan’dan Türkiye’ye gelir. İstanbul’da “Amerikan Haberler Servisi” ve “Hayat Dergisi’nde” yaptığı sohbetlerde sualtı dünyasıyla ilgili yazılar yazmak istediğinden bahseder. Bunun üzerine kendisine İzmir Kurbağa Adamlar Kulübü’ndeki sualtı fotoğrafçısı Mustafa Kapkın’ın adı verilir ve kendisiyle iletişim kurması önerilir. Kısa zamanda Kapkın ile iletişim kuran Peter, düşüncelerini yüz yüze de anlatır. Kapkın, Türkiye’nin ilk sualtı fotoğrafçılarından olması ve hemen hemen tüm kıyıları iyi bilmesi nedeniyle Peter’ı Bodrum’a yönlendirir. İkilinin görüşleri aynıdır. Cennet kadar güzel güney kıyıları iyi şekilde tanıtılabilirse yurtdışından turistler gelir ve Türkiye’ye ilgi artar. Böylece bu ülke insanı kazanır. İşte bu iki genç adam bu düşüncelerle yola çıkarlar. İzmir’den on saat süren yolculuğun ardından ulaşılan Bodrum’da iki yıl boyunca farklı zaman dilimlerinde süngercilerle birlikte, deyim yerindeyse tüm kıyı şeridini karış karış gezerler. Süngercilerin hayatlarına tanık olmanın dışında, onlarla dost da olurlar. Zira zaman içinde bu iki adamın hiçbir farklı niyeti olmadığını anlayan süngerciler sofralarını, teknelerini ve hayatlarını Peter ve Kapkın’a açarlar.

BATIKLAR

Bu sohbetler sırasında üniversite yıllarında arkeoloji dersleri de alan Peter ile suyun altında oldukça iyi bir göze sahip Kapkın süngercilerin bahsettiği leşlerin, tarihi açıdan çok önemli batıklar olabileceğini anladılar. Hiç şüphesiz ki Bodrum sokaklarında her ev ve iş yerinde gördükleri amforalar en önemli ipucuydu. Bunun üzerine baştaki yazı konusu sualtı dünyası yerine tarihi batıklar olarak değişir. Süngercilerden yardım alarak batık noktalarını işaretleyen ikili sualtı haritaları çıkartarak ülkemiz kıyılarında ilk kez sualtı yüzey araştırması yapan kişiler olarak tarihe geçtiler. Bu belki de dünyadaki ilk sualtı yüzey araştırmasıydı. Bu bilgiden ise ne yazık ki geçen yıla dek mahrumduk. Bodrum – Marmaris kıyılarında birçok alanda batıkları süngercilerden öğrenen ve dalış gerçekleştiren ikili sonunda dünyanın o gün için bilinen en eski batığı olan Gelidonya Batığı’nı bularak tespit ederler. Bu tespitlerin ardından Peter süratle ABD’ye giderek bu durumu üniversitedeki bilim kuruluna anlatarak dünyada ilk kez suyun altında bir batık kazısı yapılabileceği fikrini ortaya atar.

DÜNYANIN İLK SUALTI KAZISI

1960 yılında dünyada ilk kez gerçekleşen sualtı kazısı, işte bu meşakkatli yoldan geçerek başlamıştır. Ardından da yıllar içinde Türkiye dünyanın sualtı arkeoloji alanında en önemli merkezlerinden biri oldu ve tüm dünya tarafından sualtı arkeolojisinin başladığı sular olarak bilindi. Bu süreçteki en önemli kahramanlar olan süngercilerin gerçek hayat hikâyeleri ve 62 yıl önceki bu saklı kalmış yolculuk temmuz ayında TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı tarafından yayınlayacak. Böylece tam 62 yıl önce Mustafa Kapkın tarafından kaleme alınan ve fotoğraflanan bu tarihi belgeler Türkçe ve İngilizce olarak okurlara sunulacak. TINA Türkiye Sualtı Arkeoloji Vakfı, arkeolojisinin başlamasında çok önemli emekleri olan bu isimlere saygı duruşu niteliğindeki kitabı Bodrumlu süngercilere adıyor.

Her okuduğumda beni etkileyen Balıkçı’nın “Dalgıcın Parçaları” hikâyesinden sonra, kendisi de süngerci olan büyük amcam Mustafa Özaydın ile sohbet etmekten ve onun hikâyelerini dinlemekten büyük keyif alırdım. Onlarca kulaçtan çıkardığı orfozlar ve süngerler masal gibi gelir, bu heybetli adam gözümde daha da büyürdü. Karaburunlu Mustafa Özaydın, Bodrumlu Mehmet İmbat ya da suyun altındaki arkeolojinin başlamasında çok değerli rolü olan bir başka Bodrumlu Kaptan Kemal Aras hâlâ balıkçının öykülerinde, bu satırlarda ve yine çıkacak kitaplarda yaşıyor. Balıkçı’nın da dediği gibi yeryüzünün en cesur, en usta dalgıçlarına selam olsun…☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.