DENİZCİ DİLİ Terimler karmaşası ve bir öneri

Deniz üzerinde hayatta kalma mücadelemizde zamana karşı gizli bir yarış vardır. Yapılması gereken eylem çoğu zaman şimdi, hemen yapılmalıdır. Eğer teknede yalnız değil bir ekipsek, aramızdaki iletişim için elimizdeki alet “dilimiz”. Bir karar vermemiz gerek. Nasıl bir deniz dili istiyoruz? 

Hemen her yazımda bence yanlış olan deniz terimlerine kendimce dokunduruyor, yine bence Türkçe konuşan denizciye uygun göründüğünü düşündüğüm terimleri kullanıyorum. Kendimce, dilimin döndüğünce tesir edip, sonsuz mavinin üstündeki dilimizi düzeltmek istiyorum ama en iyi ihtimalle, teklif ettiğim terimleri uygun görüp kullanacakların sayısı en fazla bu dergiyi okuyanlarla ve sohbet ettiğim denizcilerle sınırlı kalacak. 

Belki sizler de benim gibi düzeltilmesi gerektiğine inanırsanız bir şeyler yapılabilir. Sosyal medyanın yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Diğer yandan, doğrusu polemiklerle boğuşmaktan kaçtığım ve de çok zaman aldığı için o gruplara ve sunumlara katılmıyorum.

E nasıl olacak? Kendi kendime “tenkit etmesi kolay, maçan sıkıyorsa düzeltmek için sen bir şey yap” diyorum. (Bu arada maça nedir biliyor musunuz? Sevgili dostum rahmetli Çetin Döker’den -Döker Yacht- öğrenmiştim. Maça dökülecek malzemenin kumdan kalıbını tutan metal kalıp demekmiş. Çetin Döker, adı üstünde “döküm”cü aileden. Bu da bir dökümcülük terimi.) 

ABD’de denizciliğin İncili denilen, 69. baskısı yapılan Chapman Piloting & Seamanship kitabının terimler bölümünde “her özel uğraşının olduğu gibi denizciliğin de özel terimleri vardır, güçlendirmek için de sağ sol yerine sancak iskele kullanılır, gerekçe olarak da sağ sol teknenin başına doğru bakarsanız başka, kıçına doğru bakarsanız başka olur” der. (Ki ben katılmıyorum, çünkü önü arkası olan her cismin sağı solu önüne göre belirtilir ve değişmez. Sizin sağ kolunuz nereden bakılırsa bakılsın sağ tarafınızdadır. Arabanın çizilen sağ kapısı sigortacı nereden bakarsa baksın arabanın sağındadır, bakanın sağına göre değil.) Bütün dünyada yerleşmiş olan sancak ve iskele terimlerini bu özel uğraşının raconu olarak kabul ediyorum, onları değiştirelim diye Don Kişot’luk yapacak değilim. Chapman devamla “yalnız kaptanın verdiği komutu tayfa anlamazsa komutu yerine getiremeyeceği gibi tehlikeli de olabilir” der ve deniz dilinde abartmalara kaçılmamasını önerir ki benim önemsediğim de bu. 

Sadece bizde değil, orada da “armchair sailor” dediğimiz, artık yat kulüplerinde cin tonikle eski günlerinde yaşayan grup, “aloft”, “abaft” vb. gibi mazide kalmış kelimelerle hatıralarını anlatırlar. Gemilerin ağaçtan, denizcilerin çelikten olduğu, yelkenin asil devrindeki bir geminin bark mı, barkentin mi tartışmaları orada meraklılarına güzel vakit geçirtir. Yat kulübünde ağdalı terimler hikâyeyi tesirli yapmak için zararsız ama güverte üstünde anlaşamamanın sonucu cin tonikle geçiştirilemeyebilir. Gerçi tevellüt olarak benim de o grupta olmam beklenebilirse de, herhalde beni aralarına almazlar. 

Benim yelken hayatımın çok uzun bir bölümü (40 yıl diyelim) yurdumuz dışındaki denizlerde ve ABD, Yeni Zelanda gibi ülkelerde geçti, etrafımda konuşulan dil çok büyük çoğunlukla deniz ve havacılığın uluslararası dili olan İngilizceydi. Gemiler ve uçaklar liman kontrolleriyle İngilizce iletişim kurar. Dolayısıyla benim yelken terimlerim raconsuz, anlaşılır İngilizce terimler oldu. 

Yok, korkmayın her terimin İngilizcesini kullanalım gibi bir takıntım, Amerikan hayranlığım yok (beğendiğim ve beğenmediğim tarafları var). İngilizce zaten TV’den taşıp, her sahada özentiler sayesinde dilimizi hızla istila ediyor. “Hadi bay bay” (bye bye) “selamünaleyküm”ü bile geçti. Son günlerde yenisi moda oldu, futbol yorumcuları hava atmak için “yaratıcı” yerine “kreatif” (creative) kullanmaya, pandemiden beri de tıp haberlerinde doktorlar “çeşit” veya “değişim” yerine “varyasyon” kullanmaya başladılar. Popülasyon, lokasyon zaten oturdu. Böyle gereksiz özentilerden nefret ediyorum.

Diyorum ki, mantıklı, anlaşılan, kulağa hoş gelen, kullanılabilir bir kelime bulamazsak üniversal olan İngilizcesini almaktan gururumuz zedelenmesin. Diller birbirlerinden alışveriş yaparlar. Bu alış veriş, istesek de istemesek de olacak ama ne “yaratıcı”yı atıp “kreatif”i alalım, ne de bir zamanlar Türk Dil Kurumu’nun “hostes” yerine “gök konuksal avrat” yaratıcılığına girelim. Türkçemiz yetersiz kaldığı bir alanda, özellikte bizim için yeni olan alanlarda devşirme kelimeler, deyimler almaktan gururumuz çizilmesin ama Türkçemizde onun yerine mükemmel bir karşılığı varsa “cool” olalım diye dilimizi kirletmeyelim. 

Uzak diyarlarda dolaşırken insanın anlaşabilmek için kullandığı dillerin çokluğu aklımın sınırlarını zorlamıştı. Endonezya’da yanlış hatırlamıyorsam 450, Papua Yeni Gine’de 800’ün üzerinde dil (diyalekt değil) olduğu söylenir. Sömürgeciler anlaşabilmek için “Bislama” denilen çocuğun konuştuğu gibi komik bir dil icat etmişlerdi (Örneğin: Spos yu wanem dingi, yu kilim gong / Dingiyi çağırmak istiyorsan gongu çal). Vanuatu’nun Ambrym Adası’nda üç köy var, üçünün dili ayrı. Bu insanlar muhtemelen o adaya aynı kanoyla geldi, sonra belki kavga edip adanın üç köşesinde üç yere yerleştiler. Dilleri nasıl birbirinden ayrıldı? Birbirleriyle ortak dilleri yapma Bislama ile konuşuyorlar. Toplumların anlaşabilmesi için ortak bir dilleri olması şart. Hele iletişim kurarken aceleleri varsa. 

BİZİM “DENİZCE”

Birkaç sözlük çalışmasına baktım, üzerinde fazla düşünülmeden kopyala yapıştır birbirinden alınmış gibi geldi bana. Bir bakalım…

SG Komutanlığı’nın web sitesindeki terimleri açtım. İlk kelime “Abaşo”nun izahı: Alt ve aşağı. Örnek kullanış da: Abaşo gabya yelkeni. Güzel de alt yaka diyeceğine niye abaşo yakası dersin? Gabya yelkeni veya her hangi bir şeyi, aşağı istiyorsan, “…’yı indir” desen olmaz mı? Türk Dil Kurumu da eş anlamlısı: “Gemiyi baştan veya kıçtan halatla karaya bağlamak”, ikinci eş anlam olarak da “Altta aşağıda bulunan, alttaki” diyor ve kökeninin Rumca olduğunu söylüyor. 

Bizim neden Türkçe her gün kullanılan bir kelimemiz varken, onları kullanmayıp, yerine Rumca veya başka dilden kelimeleri koyup, onları izah eden bir sözlüğe ihtiyacımız var anlamıyorum. İzaha ihtiyaç olmadan tek bir veya iki kelimeyle Türkçe karşılık bulamayıp, yabancı dildekini kabullenmişsek onun ne demek olduğunu izah eden sözlüğe ihtiyaç var, zaten yapmak istediğim de bu. Gereksiz kelime ve terimleri güvertemizden atmak.

İkinci kelime “Abli”: Seren ve bumba cundalarından aşağı iki tarafa inen halatlar?!?

Halikarnas balıkçısının çok sevdiğimiz “aganta burina burinata”sından “Aganta”nın izahı: “Hisa veya laçka edilmekte olan halat veya ayboci edilmekte olan zincirin kısa bir müddet sonra tekrar bırakılmak üzere tutulması için verilen komuttur”. Kitapta okuması manasını bilmesen bile romantik de… Hocası tarafından ezberletilen, “Hisa”, “Laçka”, “Ayboci” neydi sualleri içinde boğuşan denizci adayına bütün bunlar yerine o anda her ne yapıyorsa “…’yı tut” demek daha iyi değil mi? Ya ezberlediği komutu unutup “tut” yerine “bırak”la karıştırıp felakete sebep olursa? Yukarıdaki racona değer mi? Tut, bırak, gevşet, sık, aşağı, yukarı komutlarını herkes anlayacağından hayat kurtarabilir. 

“Aganta”nın nereden geldiğini bilmiyordum, baktım; TDK İtalyanca diyor ve yukarıdaki izahı “Hisa” değil “Yisa” olarak vermiş. “Yisa”yı soruyorum, bulunmuyor. Kargaşaya bakın! Çözüm anahtarı, günün kahramanı öz Türkçemizden küçücük bir kelime: “TUT”.

Bizim ısrar ettiğimiz Türkçe kelimeler/terimlerin çoğu Batı Akdeniz denizcilerinin dilinden transfer edilmiştir. Şalvar giyerken yenilik olan “pantolon”u Fransızlardan almamız gibi normal ama bir de bu kelimelerin bizim dilimiz dönmediğinden deforme olmuşları var. “Schooner/uskuna”, “astrolabe/usturlap”, “scorpion fish/iskorpit balığı” gibi. Yani aldığımız kelimeyi orijinal sahibine söylediğimizde anlamaz. Bugün de “hatch/heç” olarak telaffuz ediliyor, “boom/bumba” gibi. 

Biraz da Deniz Kuvvetleri’nin terimler sözlüğüne bakayım dedim. C harfine geldim. (Daha öncekiler doğru demek değil. Birbirinin aynı.) 

“Camadan kamçısı”: Yelkenleri camadana vurmak gerektiğinde camadana vurulacak camadan astarı hizasında ve yelkenlerin gradin yakası üzerindeki morize patalarının serenin cundasına alınan ve yelkenin kaldırılması suretiyle bağlanan ucu çelikli halatlar.

Cahilliğime verin, bir şey anladıysam Arap olayım. “Morize”, “pata” neymiş diye baktım sözlükte yok. Daha ileri gitmeden havlu attım. Kim bilir daha ne inciler vardır.

Hedefimde katiyen SG ve Dz.K.K. yok. Nasıl olabilir ki? Ne de olsa eski Bahriye subayıyım. Emek ve zamanlarını verip bir sözlük hazırlama zahmetinde bulunanlar da iyi niyetle uğraşmışlardır amma velakin bu işi kökten çözmezsek denizciliğimiz ileri gitmez. Çünkü hele denizde, anlaşmak için komut verenle alanın aynı dili kullanmasının ne kadar önemli olduğunda eminim hepimiz hemfikirizdir.

Rehberlerde gördüğüm ortak bir yan, bazı terimler üzerinde hiç düşünmeden kopyalandığından, hani kulaktan kulağa oyununda sona gidene kadar aslından sapan, anlaşılmaz ve manasız olan, aslında olmayan bir şeylerin izahı var. Böyle terimler birisi ortaya attı diye karşılığını aramak yerine bence elenmeli. 

Geçmişimiz olmadan geleceğimizin olması temelsiz binaya benzer. Bizi bugünlere getiren gelişmelerin uzmanlar tarafından incelenip o devirlerin dilinin korunmasının da önemli olduğunu düşünüyorum, eskiye saygısızlık etmek istemem. Yalnız ikisi ayrılmalı. Bence hazırlanması ve içindeki kelimelerin kullanılmasını istediğim bu terimler sözlüğü modern denizcilikte kullanılan terimleri kapsamalı. Belki klasik tekneler için diğer bir sözlük uzmanlar tarafından çalışılır.

ÖNCE EMNİYET

Benim önemsediğim, aslında doğal olarak ait olmasak da deniz üzerinde hayatta kalma mücadelemizde zamana karşı gizli bir yarış vardır. Yapılması gereken eylem çoğu zaman şimdi, hemen yapılmalıdır. Eğer teknede yalnız değil bir ekipsek, aramızdaki iletişim için elimizdeki alet “dilimiz”. Japonya’da bir seyahatte yol sorduğunuzda, yarım anladığınız yol tarifini tekrar sorarsınız da “dikkat kamyonun altında kalacaksın, yoldan çekil” uyarısını anlamak için telefonunuzdaki çevirme aplikasyonuna bakacak vaktiniz olmadığını bir düşünün. 

Dil bilgisi benim uzmanlık alanım olmasa da karşılaştığım terimlerde bir düzenleme, pratiklik gerektiğini görüyorum. Yine İngilizce örnek vereceğim. Dil bilgisinin yardımına şöyle ihtiyaç var: “Demir atma”ya “demirlemek” diyoruz da neden “camadanlamak” demiyoruz, “camadan vurmak” diyoruz? İngilizce ana kelime “reef”, fiil şekli de “to reef”, yani “reef”le. Tüm hayatımızda var; zili, kapıyı çalıyoruz, bazen yardımcı bir fiil var bazen yok. 

Demir örneğinde biraz açayım. İngilizcedeki “anchor” kelimesi etrafında kurulan mantık: Bir şeyi bir yere sabitleme olan “to anchor”dan başlıyor. Gerisi kolay, bir nesneyi inşaatta ve diğer alanda “anchor”luyor yani “demirliyor”lar. Dolayısıyla o iş için kullanılan alet de demir oluyor. “Demir” yerine “çapa” kabul görürse tamam o zaman “çapalayalım”, ırgata çapa vinçi, çapa zinciri, nasıl istiyorsak, onu kullanalım. (Irgat bir vinçtir, cenova vinci gibi veya cenova ırgatı diyelim) Önemli olan bir düzen ve anlaşılıyor olsun. 

Bizim “koçboynuzu” İngilizce “cleat”. İngilizce izahı da, bir ipi çabukça iliştirip kolayca çözebileceğin bir alet. Çeşitleri var. Bizim “cem kilit” denen, “jam cleat”. Sıkışmak, sıkıştırmak olan “jam”, trafikte de, her hangi diğer bir sahada da kullanılır, fiil şekli “to cleat” (kaptan “cleat it” diye komut verir). Ne kadar basit değil mi? Başka “cleat”ler de var, “clam cleat” gibi. Halatın kıstırıldığı yerin istiridye ağzına benzediğinden “clam” olmuş. Gözünün önüne getirmek, herkes için kolay.

Etrafımızdaki nesnelere neye benzediklerinden, ne iş yaptıklarından yola çıkarak bir isim veririz. Koçboynuzu gibi kıvrımlı olmasa da biri boynuza benzetmiş, yapılan işe gelince de “koçboynuzuna volta et”, “…’dan laçka etmek” olarak tarif etmiş. 

İngilizce konuşulan bir teknede yanaşırken olsaydık, halat komutlarında, “take it in”, “take the slack”, veya “ease it”, “hold it”, “cleat it”, veya “let go the bow line” gibi şeyler duyardık. Bu komutların hepsini hayatında deniz görmemiş bir Kansaslı anlar. Çünkü onun hayatında kullanılan kelimeler.

Bizde ne gibi komutlar duyardık bakalım. 

“Suga”, “laçka” veya “laşka” (bunun üzerinde kavga da ediliyor), “alesta”, “volta” vb. Konya’dan gelen hiç deniz görmemiş biri olarak denileni anlamayacak (zaten deniz kenarından gelen çok kişi de anlamaz ya) ve tekneye daha kötüsü birine veya kendimize zarar verebiliriz, en hafifinden, karı koca bağrışmaları, kıyıda seyredenlere “Güldür Güldür Show”. 

NEREDEN, NASIL BAŞLAYABİLİRİZ? 

Sualime cevap arıyorum. Bana olabilir görünen teklifim şöyle: Denizcilik dergilerinin göstereceği adaylardan küçük bir grup oluşturulur. Bu grupta kimler olur? Bence elini taşın altına sokmak isteyen; başta eğitimci, gezgin, yarışçı, dil bilgisi uzmanı, yenilikçi ve muhafazakâr denizciler.

Bu grup bir odaya kapanır, ellerine günümüzde en çok kullanılan bir terimler sözlüğü ve resimdeki gibi tekne resmi alıp “A” harfinden başlarlar. Örnek “Abaşo”, “abaşo yakası”; gruptan biri, “aşağı”, “alt” gibi Türkçe bir karşılık teklif eder, oylanır. Kabul görürse bundan sonra kullanılacak kelime veya terimler listesine “abaşo”nun yerine “aşağı” girer. Bu listedekiler artık sözlüklerden çıkarılmıştır ve eğitimlerde kullanılmaz, belki nostaljik etkinliklerde kullanılabilir. Bu liste; 

A. Eski terim

B. Türkçe terim

C. Türkçe karşılık bulamadığımız veya özerinde tam anlaşamadığımız ama değişmesi gerektiğine inandığımız terimlere öneriler (bana göre bu grup çoğunlukla İngilizce olacak, zaten “heç” gibi benimsenmişler. 

D. Karşılığı olmayan atılacak kelimeler olarak düzenlenir.

Çalışmanın sonunda ortaya çıkan tam sonuçlanmamış sözlük veya rehber bir süre için elektronik ortamda incelenme ve tekliflere sunulur. Süre sonu gelen teklifler yukarıdaki grup tarafından incelenir, akla yakın bir terim bulunmayanların yerine İngilizcesi (denizin enternasyonal dili olduğundan) kabul edilir. Önemli olan bu çalışma sonrası ortaya çıkanın yeni denizciler yetiştiren eğitim grupları tarafından uygulanması (Tabii inanıyorlarsa).

Bir karar vermemiz gerek. Nasıl bir deniz dili istiyoruz? Bayağı zor bir çalışma, hepsine bir karşılık bulamasak da, bizde bu kadar duayen varken, hiç değilse bugünkünden daha iyi bir hale getirebiliriz.

1 comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.