SERHAN ONAT Huzuru denizde buldu

Gelecek vadeden başarılı oyuncu Serhan Onat’ın genç yaşında yatırımlarını teknelere yapması dikkatimizden kaçmadı. Hikâyesinin etkileyici olmasının sebebi ise hem hüzünle karışık deneyimleri hem de gerçek deniz sevgisi.

Fotoğraflar ZEYNEP DEMİRALP, SERHAN ONAT ARŞİVİ

Başarılı bir televizyon, tiyatro ve sinema oyuncusu olan Serhan Onat’ı uzun zamandır takip ediyoruz. Suda çok fazla vakit geçiriyor ve genç yaşına rağmen birkaç tekne değiştirdi bile. Dolayısıyla kendisini daha yakından tanımak istedik. Meğer denizle ilgili travmaları varmış ama kendini yine denizde iyileştirmiş. Dinlemeye değer bir hikâyesi var. Onat özünde bir yelkenci, şu an ise bir motoryat sahibi. Yanındayken, ilişkisini tekneden önce denizle kurduğu da anlaşılıyor. Gerçek bir deniz tutkununun oturup beklemek yerine harekete geçtiğini Serhat Onat’ta görüyoruz.

“YELKEN BENİM KURTARICIMDI”

Hikâye nerede başlıyor Serhan?

1994’te İzmit’te doğdum, deprem hayatımızı vurana kadar da oradaydım. Küçük bir balıkçı teknemiz vardı ve onunla hep balığa çıkardık. Adı “Mutluluk”tu. Bu arada babam çok iyi bir yüzücüdür, uluslararası yarışmalarda çok iyi dereceler alıyor.

Şu an 63 yaşında ve hâlâ yüzüyor. Böyle bir baba sayesinde ben de İzmit’te denizle iç içe büyüyordum. Ta ki deprem hayatımızı değiştirene dek.

1999 depreminden bahsediyorsun. Ne oldu?

Evimiz de teknemiz de körfezin sularına karıştı. Korktuğumuz için dağa taşındık. Kartepe’nin eteklerinde, müstakil bir evde, köy hayatına geçiş yaptık. Neyse ki yazları Ayvalık’taydık. Denize ilgim orada gelişmeyi sürdürüyordu. Sonra 12 yaşında İzmit Yelken’de yelken dersleri almaya başladım.

İstanbul’da da yat yarışlarında görüyorduk seni…

Ortaokul çağlarıma yaklaşırken, Kocaeli Şehir Tiyatroları’nı izleye izleye bir sanat ve sahne merakım oluşmuştu. Bir de bizim gelgitli bir hayatımız vardı. Babam Pirelli’nin Genel Müdürü’ydü; Çin’de, Rusya’da, İtalya’da çalıştı. O yanımızda değilken de bale-dans ve yelken eğitimlerim benim kurtarıcılarımdı. Sonra Tan Sağtürk bana burs verdi ve konservatuara hazırlanmaya İstanbul’a taşındım. Burada da Karya Yelken ve Fenerbahçe Yelken’le yarışlara çıkmaya başladım. Yelken bana her zaman hayatımdaki en yakın arkadaşlarımı, en sevdiğim insanları kazandırdı.

BİR BOT, BİR PİRAT

İlk tekneni 21 yaşında almışsın. Anlatır mısın biraz süreci?

2014’tü, üniversite üçüncü sınıftaydım ve kendime salata kasesi kadar, 3,10 metrelik bir Zodiac Cadet bot almıştım. Adı da Salata Kasesi’ydi zaten. Yanımdan bir deniz otobüsü falan geçince ödüm kopuyordu alabora olacağım diye (gülüyor). O zaman Muhteşem Yüzyıl’da oynadım; ilk televizyon işimdi, profesyonel kariyerimdeki ilk işti. Oradan kazandığım ilk parayla gittim bir bot ve 9,90 beygirlik bir motor aldım. Sonrasında da paramın çoğunu hep deniz araçlarına harcadım. Babam bir ara bu yüzden kızardı bana, “Oğlum önce ev al” derdi. Ben de ona derdim ki “Baba bu senin eserin.”    

Bodrum Masalı’nda oynarken Bodrum’da da bir teknen vardı değil mi?

Bodrum Masalı ilk tanınmaya başladığım dizi. Şehir dışı işlerde ekip birbiriyle çok beraber kalır ama ben denize olan tutkum ve yelken bilgim sayesinde orada da set dışında sosyalleşebildim. Şimdi Bodrum’da da güzel arkadaşlarım, iyi bir çevrem var. Rahmetli Mustafa Koç’la bile Arçelik teknesinde yelken yapmıştım BAYK’ın bir trofesinde. Yelken böyle bir şey… Ben orada 1950, Fransız yapımı klasik bir pirat aldım. Arkadaşlarımı dolduruyordum içine, Karaada’ya Çatalada’ya gidiyorduk. İkinci teknemdi, pişmanım onu sattığım için.

KENDİNE ZOR DÖNEM HEDİYESİ

Maalesef teknede bir arkadaşını kaybetmişsin. Sakıncası yoksa bahsedebilir misin?

En sevdiğim arkadaşlarımdan birini, Mart 2019’da Çanakkale’de teknede balık tutarken kollarımda kaybettim. 9 kiloluk bir mercanı çekerken gitti. Sonra pandeminin başlarıydı, borsadan bir hisse aldım ve iki hafta sonra iki katına çıktı. Çok zor bir dönemdeydim, böyle bir para gelince kendimi ödüllendirmem lâzım diye düşündüm ve devayı yine denizde buldum. İsatek’in 4,95 metre boyunda, 60 beygir motorlu küçük bir teknesini aldım. Sonra Alaçatı’da beach sahibi bir arkadaşım aradı, beach’ini satacağını söyledi, üzerinde bulunduğumuz bu tekne için de bana sen alır mısın diye sordu. İsatek’i sattım ve hiç aklımda yokken böyle bir motoryatım olmuş oldu.

Üzerinde durduğumuz teknenin adını sen mi koydun?

Ben koydum. Sense. İngilizce bir isim. Türkçede his, anlam gibi karşılıkları var. Hem de ailemin; Selen, Erdin, Nural, Serhan, baş harfleri. Özel yapım walkaround bir tekne bu. Konsolu önde konumlanıyor, konsola entegre küçük bir buzdolabım var. Merkeze karşılıklı iki koltuk, ortalarına da yemek masası konmuş, üzerinin hard-top çatıyla korunması büyük rahatlık. Kıçta geniş bir güneşlenme alanı bulunuyor. Altı ise derin bir depo ve orada gizli bir tuvalet de mevcut.   

Sense’te ilginç bir olay yaşadın mı?

Sense karada bakımdaydı bir süredir. Daha yeni denize attık tekrar. Kız arkadaşımla gezmeye çıktık, ben Boğaz’a doğru gidecektim ama şansımıza o “Moda Koyu’na girelim. Hava da serin” dedi. Motor dairesini kontrol edeyim istedim durunca. Bir baktım ki yarıya kadar suyla dolmuş, tekne batıyor. Erdal Ongun çok iyi bir motor ustasıdır, onu aradım hemen. Zaten başıma ne gelirse onu arıyorum, annemden babamdan çok arar oldum (gülüyor). Şaşkınbakkal’da bir marinası var Erdal Usta’nın. Bastım, tapa gaz oraya ilerlerken hâlimi görecektiniz.

Hayalindeki tekneyle bitirelim mi?

En büyük hayalim, güneye inebileceğim, oradan da buraya çıkabileceğim bir yelkenli tekne almak. Maddi taraftan bakarsak bizim meslek epey inişli çıkışlı fakat hayat da çok kısa ve zamanı ıskalamamak adına bir teknem olması benim için önemli. Düşünüyorum, teknemi ya da arabamı satmam gerekirse ilk arabamı satarım. Çünkü suda olmaktan daha iyi bir hayat bilmiyorum.

Denizci ruhlu Serhan Onat’ın derdi teknenin türünden ziyade işin özüyle. Ama hayalindeki yelkenliye kavuşacağından da hiç şüphemiz yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.