PİS SU TAKİP SİSTEMİ Nedir bu PSTS ve amatör denizcilerden ne isteniyor?

Mart ayında denizcileri yakından ilgilendiren yeni bir yönetmelik taslağı basına yansıdı: Gemi Atık Yönetimi Yönetmeliği. Pek çok olumlu yönü var. Örneğin, bu taslak sayesinde yeni ve modern atık alım gemileri temini için AB fonlarının da kullanılacağını anlıyoruz. Kıyı tesislerinde atık alımı kapasitesinin artırılması için bir seferberlik başlatılacağı, bu konuda pek çok kıyı tesisine tanınmış olan muafiyetlerin iptal edileceğini hissediyoruz. En önemlisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu yönetmelik taslağı ile tüm gemiler ve özel tekneler için de MARPOL kriterlerini uygulamaya hazırlandığı, DAU Genelgesi’nin bu yönetmeliğe göre revize edileceği gibi bir iyi niyete sahibiz. Ancak bir de sürpriz var: Bu taslakta, amatör denizciler de dâhil olmak üzere, tüm yüzen nesnelere Pis Su Takip Sistemi diye dünyada eşi benzeri olmayan, Mavi Kart’tan daha da derin uygulama güçlükleri olan bir denetim mekanizması öngörülmekte. Neden, nasıl?

Daha düne kadar DAU (Denizcilik Atıkları Uygulaması Genelgesi) meselesini tartışıyorduk ve genelgenin belirsizliklerinden, Özel Tekneler Yönetmeliği ile uyumlu olmayan tanımlamalarından söz etmekteydik. Mart ayı ortalarında birden Gemi Atıkları Yönetimi Yönetmeliği Taslağı isminde yepyeni bir yasal düzenleme girişimi ile karşılaştık. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri ile gerek amatör denizciler, gerekse ticari yatları ve günübirlik gezi teknelerini temsilen DTO görevlileri toplantılar yaptılar. Ancak, bu yönetmelik henüz taslak olmasına, fikir alışverişlerine göre nihai halini alacağı belirtilmesine rağmen, konu “70 bin yat ve tekneye pis su takip sistemi zorunluluğu geliyor” özeti ile Anadolu Ajansı tarafından kamuoyuna duyuruldu. Bu konu hakkındaki ön bilgilerimizi amatör denizciler ile şöyle paylaşabilirim:

Resmi haber ajansı AA konuyu şöyle duyurdu: “Yeni yönetmelikle Bakanlıkça belirlenecek esaslar dahilinde yat, tekne gibi deniz araçlarına ‘Pis Su Takip Sistemi (PSTS)’ takılacak. Takipler online ve anlık olarak PSTS ile yapılacak. Kapsama giren deniz araçlarının pis su tanklarında beklenmedik bir değişim olması halinde bu deniz araçlarına yasal işlem uygulanacak.”

Metindeki “yat, tekne” vurgusu AA’ya aittir. Yani anlaşılan o ki, bu sistemin özellikle bu gruba takılmasının önem arz ettiği dile getirilmek isteniyor.

Yönetmelik taslağına (cygm.csb.gov.tr) bakıyoruz, Madde 12, fıkra 7’de net bir şekilde “Gemilerin Teknik Yönetmeliği’ne göre pis su tankı bulundurmak zorunda olan gemilere PSTS takılacaktır” deniyor. Oysa amatör denizci tekneleri Özel Tekneler Yönetmeliği’ne tabidir. Dolayısıyla bu çerçevede bu yönetmelik taslağında kapsam dışı olmalarını gerektirir.

Ama bıraktım bağımsız yayın mecralarını, hem AA haberinde hem de resmi haberleşme kanalı TRT’de haber (trthaber.com) bir koyda ya da rıhtımda demirli yelkenli özel teknelerin, küçük motoryatların fotoğrafları ile servis edilmiş.

Anlıyoruz ki, önümüzdeki günlerde mevcut mevzuat, yeni bir yorum kazanacak ve PSTS’nin amatör denizcilere uygulanması özel bir önem kazanacak. O halde bu konuyu maalesef ciddiye almak durumundayız.

SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?

Teknede bulunan her pis su tankına bir entegre Sensör-GSM iletişim hattı monte edilecek. Bu sensör belli bir doluluk (örneğin yüzde 90) gösterirken birden yüzde 20 seviyesine düşerse GSM hattından denetim merkezine bir sinyal gidecek. Denetim merkezinde söz konusu teknenin yasaya (DAU) uygun bir şekilde bir atık alım merkezine o esnada pis su atığı verdiğine dair bir kayıt yok ise… İyimser ihtimalle tekne denetlenecek, kötümser ihtimalle otomatik bir ceza uygulaması yapılacak. Şu anda telaffuz edilmeyen bir konu daha var. Yeni Yönetmelik Taslağı Madde 12, Fıkra 8’de şöyle deniyor: “Gemilerden pis su boşaltımı, tüm gemiler için MARPOL Sözleşmesi’nin Ek-IV hükümlerinde belirtilen pis su boşaltım kriterlerine tabidir.”

Bu ne demek? MARPOL Ek-4’e göre Akdeniz, Karadeniz ve Ege’de 12 deniz mili açıkta pis su deşarjı yapılabilir. 3 dm açıkta da biyolojik arıtma yapılmış deşarj yapılabilir. O halde teknelere takılan sistemin bir GPS ünitesinin olması ve yapılan deşarjın uluslararası hukuka uygun olup olmadığının da takip edilmesi gerekecektir. Ayrıca, yetkililere şunu sorduk: Diyelim ki, böyle hayalleri zorlayan bir sistemi şu anda Mavi Kart (DAU) sistemiyle kontrol edilen 70 bin yerli teknemize uyguladınız. Peki, İngiltere’den ya da İsviçre’den gelen yabancı bandıralı, yabancı uyruklu mürettebatı bulunan bir ziyaretçi tekneye de eşitlik ilkesi gereği uygulanacak mı? Yanıt: Evet…

İlk sonuç: Mavi Kart zaten sarsmıştı, artık uluslararası deniz turizmine tamamen elveda diyebiliriz.

İkinci ve asıl önemli sonuç: PSTS amatör denizcilere (özel tekneler), ticari yatlara, günübirlik ve sportif gezi teknelerine, balıkçılara nasıl bir yükümlülük getirecek; ne olacak Türkiye’nin denizcilik geleceği?

SENSÖR NEDİR?

Anladığım bir konu değil. Elektronik, endüstri mühendisi ve benzeri konuyu bilen amatör denizcilere sordum. Birkaç makale okudum. Öğrendiğime göre temelde iki tür sensör var:

1- Yakıt ve su depolarında da kullanılan mekanik sensör: Pek çok türü var, birleşik kap, titreşimli, kabarcıklı, şamandıralı vb. Pis su tankında kullanılmak üzere en sağlıklı yöntem olarak manyetik algılamalı sistemler üretildi. Ancak kısa bir zaman diliminde bunda da sıkışma, takılma, hatalı sonuç verme gündeme geliyor. Depoyu söküp temizlemek gerekiyor. En basit ve sorunsuz sistem, ama manipülasyon da o kadar kolay. Şamandırayı bir iplik ile bağlarsanız üç ay boyunca yüzde 30 doluluk seviyesinde gösterebilir.

2- Elektrikli sensörler: Manyetik, elektrotlu, kapasitatif, TDR, lazer, radar, ultrasonik, nükleer… Pek çok teknoloji kullanılıyor.

Pis su konusunda dünyada en çok tercih edilen basit çözüm, kapasitif yakınlık sensörleri. Temelde iki türü var deponun dışına yerleştirilen elektronik sensör ya da deponun içine yerleştirilen bir yalıtılmış iletken çubuk (kapasitif-rezistif).

Bu sensörler sıvının elektrik yüküne göre depo içindeki miktarı 4-5 kademeli olarak algılıyor. Piyasada pek çok örneği var. Maliyeti çok yüksek değil. Ama kendi tank seviyesini görmek isteyip de bu sensörleri takan denizciler kısa süre sonra söküp atıyorlar. Çünkü çok hatalı sonuçlar verebiliyorlar. Isı, deponun fiziki özellikleri ve sıvı yoğunluğu yanıltıcı olabiliyor. Göstergede tank yarıya kadar dolu görünürken tankın hava borusundan pis su denize akmaya başlayınca küçük bir şok yaşanabiliyor. Uluslararası bazı seri üretim teknelerde özellikle 2015 sonrası ekipmana dahil edildi. Ancak yanlış alarm verdikleri için çoğunlukla tekne sahipleri tarafından devre dışı bırakılıyorlar.

Biraz daha ileri teknolojiye geçerseniz, en yaygını ultrasonik sensörler. Tabii maliyet yükseliyor. Akaryakıt tankları, hazır beton fabrikaları, barajlardaki su seviyesi, tehlikeli tıbbi atık konteynerleri, silolardaki tahıl miktarı gibi çok farklı ve hem ticari hem de tehlike boyutunda takip gereken üretim hizmet süreçlerinde kullanılmaya çalışılıyorlar. “Çalışılıyorlar” diyorum çünkü… Çok ileri teknolojiye dayalı ve son derece hassas ölçüm yapmak üzere tasarlanmış modellerde bile sürekli kalibrasyon gerektiği ifade ediliyor. Hem seviye kalibrasyonu, hem sıvı konsantrasyon kalibrasyonu.

Ayrıca tekne pis su tankına baktığınızda şöyle bir sorun var: Standart pis su tankları zaten yüzde 85-90 seviyesine kadar doldurulabilir. Bu tür sensörlerin doğru ölçüm yapabilmesi için 15-20 cm sıvının üstünde olması gerekiyor. Bu, zaten sınırlı olan pis su tankının kullanım kapasitesini yüzde 70’lere düşürmek anlamına geliyor.

En önemlisi de; bu sensörlerin gözünün temiz olması sağlıklı ölçüm için hayati önem taşıyor. Yüzde 50 dolu bir pis su tankının tavanına monte edilmiş bir ultrasonik sensörün, 3 metre dalgada 40 derece yatık giden bir yelkenlide 15 dakika temiz ve çalışır durumda kalmasını sağlayacak bir teknoloji ise henüz icat edilmedi. Bu konuda en basit deney: Motoru tornistana aldığınızda temiz su akımının bile teknenin derinlik göstergesinin (ultrasonic transducer) devre dışı bıraktığını görebilirsiniz.

3- Tabii yolcu ve yük gemilerinde pis su arıtma ünitesine bağlı olarak kullanılan ESP/EFM (arıtılmış su kalite analizi ve deşarj ölçüm üniteleri) sistemleri de var: Otobüslerdeki hafızalı takometre gibi çalışıyor. Gemi hangi koordinatta, hangi süratte, hangi debiyle, hatta hangi kirlilik seviyesinde, ne miktarda pis su deşarjı yaptı. Bu verilerin tümü kaydediliyor. Limanda denetim yapılıyor. Bir GSM modülü ile anlık transfer de edilebilir. Kapalı bir sistem, dolayısıyla müdahale hayli zor. Bunlar geminin kara kutusu olarak isimlendiriliyorlar. Ama, MARPOL Ek-4 (MEPC 227-64) onaylı bu sistemlerin maliyeti küçük bir tekne satın almaya yakın. Üstelik bir problem daha var. Küçük teknelere sığdırılamayacak kadar büyük hacimde sistemler. Yani küçük tekneler için hayal ötesi bir seçenek.

EK SORUNLAR DA VAR

Dönelim küçük tekneler için geçerli, basit sistemlerin diğer sorunlarına…

n Teknede bu otomasyonu çalıştıracak küçük de olsa bir işlemci gerekiyor. Bu otomasyona müdahaleler nasıl önlenecek? Hacker’ların bir ara yazılım ile bu işlemciyi manipüle etmesi an meselesi değil mi? Ya, bu tür bir program ile pis su deposu istenilen sürede yasal olarak boşaltılmış gibi bir veri denetim merkezine yollanıyorsa?

n Denetimi yapmakla yükümlü SG birimlerine bir elektronik mühendisi/teknikeri mi dâhil edilecek?

n Arıza durumunda nasıl bir prosedür izlenecek? Bu durumda tekne denetimden muaf hale mi gelecek?

n Özellikle sınırlı elektrik gücüne sahip teknelerde yaz aylarında buzdolapları dâhil her sistemin kapatıldığı çok düşük voltaj yaşanan, tüm gücün motor marşına ya da gece zorunlu aydınlatmaya aktarıldığı saatler, günler olur. Bu durumda küçümsenmeyecek bir elektrik akımı gereksinimi olan PSTS nasıl çalışacak? Bir teknenin iki-üç gün motor aküsü haricinde tüm elektrik gücünü kaybetmesi amatör denizci için son derece sıradandır! Bu, denetim merkezi için de mi sıradan olacak, yoksa ceza mı uygulanacak?

n Standart kübik plastik tanklarda belki ölçüm daha kolay standardize edilebilir. Peki, tekne gövdesine göre kavislendirilmiş konik, küresel, fleksibl tanklarda ölçüm nasıl yapılacak?

n Giderek ümitsizliğe kapılıyorum: Kıyılarımızda GSM bağlantısı bulunmayan 100’lerce koy ve kıyı var. Burada denetim merkezi ile haberleşme posta güvercini ile mi sağlanacak?

n Her şeyi bir yana bırakalım: Amatör denizciliğin en önemli sorunlarından biri olan pis su tankı seviye göstergesini her yıl yüzlerce tekne üreten dünyanın en ünlü, iddialı markaları neden üretim sırasında teknelerine hâlâ takmıyor? Sistem yüksek maliyetli olduğu için mi? Hayır, doğru veri aktarmadıkları için.

Gördüğünüz gibi öyle sorular / sorunlar var ki, tıpkı Mavi Kart konusunda olduğu gibi ülkemizin pragmatik (uyanık) bir mucidinin oyununa geliyormuşuz gibi görünüyor.

İKİ CAN YAKICI KONU DAHA

Acaba PSTS fikrini ortaya atanlar kişisel verilerin mahremiyeti gibi basit ve temel bir konu üzerinde düşündüler mi? Çünkü, gerek GSM gerekse GPS entegre edilmiş bu tür bir sistem bireyin hangi koordinatta olduğunu anlık olarak denetim merkezi ile paylaşacak. Peki, Anayasamız buna ne diyor?

İkincisi… Konu üzerinde çalışmış bazı mühendisler, ileri teknolojiye sahip bu tür GPS-GSM-Sensör sisteminin maliyetini tank başına 1500 Euro olarak öngörmekteler. Çin pazarından belki yarı fiyatına edinmek de mümkün tabii.

Ortalama iki tanka sahip 70 bin tekneden söz ediyoruz. Neticede bir ihale açılacak, birkaç ay içinde muhtemelen çöp olacak 100-200 bin PSTS ünitesi belki Çin’den ithal edilecek, belki ismini duymadığımız bir yerli müteşebbis bu ihaleyi alacak. Bedeli de maalesef Türkiye ödeyecek.

Milli gelirimizin bu çapta bir meblağını uzmanların hiçbir fayda göremediği bir sisteme harcamak yerine kıyılarımızda üç-beş sorunlu bölgede sıvı atık arıtma sistemi kurulması, denizciler için yüzlerce medeni pis su atık alım ünitesi oluşturulması hepimizi üzen deniz kirliliğine karşı daha etkin bir mücadele olmaz mı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.