ANTARKTİKA’DA buz çöküşü…

Yaza şöyle serinletici bir yazıyla mı devam etsek? Antarktika’dan, buzullardan bahsederiz, yanında da şöyle buzlu bir meyve kokteyli, ne dersiniz? Gerçi “dur, geç ısındık zaten” diyenler de var ama çok ilginç ve önemli araştırmalardan söz edeceğim. 

Buzullar için üzülüyorum, aparkatları arka arkaya yiyorlar. Zira küresel ısınmanın getirdiği tüm sonuçlara farklı yönlerden maruz kalıyorlar. Örneğin, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi takdir edersiniz ki, direkt olarak buzulları etkiliyor. Sonra, okyanus sirkülasyonlarında ve tuzluluk seviyesinde de değişimler oluşuyor. Buzullar alttan üstten, çok yönden eriyor. Bu da buzulların çöküşüne, parçalanmasına sebep oluyor. Bu faktörlere ek bir etmen daha var ki, o da yoğun fırtınalar. Okyanusun kendisindeki değişimler buzulların parçalanmasına yol açsa da, ana kayadan ayrılan parçalar bir süre birlikte kalabiliyor. Ancak şiddetli fırtınalar bu parçaları da birbirinden ayrılıyor, dağılıyor ve daha hızlı küçülüyorlar.

BÜYÜK DAĞILMA

Amerika ve Kore bilim insanlarının ortak bir çalışması, Antarktika’nın Ross Denizi’ne yerleştirdiği hidrofonlarla sinyalleri kaydediyor. Ve bu hidrofonlar buradaki buz örtülerinin kırıldığını gösteren yüzlerce kısa süreli-geniş bantlı sinyalleri kayda alıyor. Yine bir araştırma daha bize durumu açıkça gösteriyor. Ocak ve Mart ayları arasında gerçekleşen buzul parçalanması, 7 Nisan’da çok daha büyük bir dağılma yaşıyor. Bu büyük dağılmanın gerçekleştiği tarihlerde de o bölgede büyük bir düşük basınçlı fırtına sistemi kaydediliyor, hem de epey büyük bir sistem. Güçlü rüzgâr ve düşük basınç sistemi, buzulların daha savunmasız hale getirdiğinin bir göstergesi.

THWAITES BUZULU

Tabii olay mahallindeki çalışmalar devam etse de, arkadaki nedenler tam netleşemiyor. Buzulları parsellere ayıran şeyin temelinde yatan nedenler genel çerçevede belli, ancak detaya inilmesi için daha çok çalışma gerekiyor. Bir de Antarktika’dan konuşuyoruz sonuçta, çok zor koşulların olduğu bir bölge. Bu nedenle üzerinde çalışma yapmak epey cesaret istiyor. Bu cesaretten Dziak ile Oregon Eyalet Üniversitesi ve Kore Polar Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacılarda varmış ki, önümüzdeki Ocak ayında, Nansen yakınlarındaki üç hidrofonun yerini değiştirmek için Antarktika’ya geri dönecekler. Ve gezegenin hem en önemli hem de en tehlikeli buzullardan biri olan devasa Thwaites Buzulu yakınında akustik sensörler kullanacaklar. Bu dev buzulun altında iklim değişikliği nedeniyle büyük bir boşluk olduğu biliniyor. Tahmini 14 milyar ton buz içeren kütlenin çoğu, en az üç-dört yıldır eriyor ne yazık ki. İşin daha da can alıcı bir boyutu var. Bu dev buzulu Antarktika kovanının kraliçe arısı gibi düşünebilirsiniz. Çünkü o bölgedeki birçok buzulun birarada kalmasını o sağlıyor. Dolayısıyla Thwaites’e gelen bir zarar geriye kalan tüm bölgeyi etkiliyor. Sonra oradaki ekosistemi, ardından sirkülasyonu, deniz seviyelerini, yani aslında tüm gezegeni etkiliyor. Şu Kuantum’un gözünü seveyim; elektronların koşula göre kendi kararlarını aldıklarını ispatladıktan sonra, insan bir buzdağını da bir bölgenin hamisi olarak görebiliyor.

“YAPAY KAR” TEORİSİ

Antarktika’daki buzul çöküşü demişken, yakın zamanda bu soruna getirilen yeni bir çözüm önerisi var. Biraz çılgınca ama neden olmasın? Fikir, Zihni Sinir projesi gibi görünse de teoride sonuç verebilecek gibi görünüyor. Fikir şu: Batı Antarktika’daki buzulların üzerine yapay kar püskürtmek. 7.4 trilyon ton yapay kar, simülasyonlara göre, buz erimelerini durdurabilecek güçte olabilir görünüyor; oradaki sıcaklığı sabitleyebilecek potansiyeli var, deniz seviyesinde de 2 ila 5 cm arasında bir düşüş de sağlayabilir.

Buzulların erimesi ile beklenen, özellikle içinde Tokyo ve New York gibi şehirlerin de olduğu deniz seviyesi yükselme riski taşıyan birçok kent kurtarılması. Yalnız şöyle bir durum da var: Bu tarz bir yöntem beklenmedik sonuçları da beraberinde getirebilir. Yani bir taraftan düzeltirken, diğer taraftan bozabilir. Ayrıca bunun ekonomik maliyeti de çok yüksek. Zaten muazzam bir enerji gerekiyor çünkü yapay kar enjekte edilirken bir yandan okyanus suyunun da çekilmesi gerekiyor. Araştırmaya göre, 12 bin rüzgâr türbini alana kurulmalı ve yapay kar, buzulların etrafına döşenmeli. Tabii tüm bunların oradaki ekosisteme bunun nasıl bir etkisi olacağı henüz tam olarak öngörülemiyor. Yok yok insanoğlu bu dünyanın başına bir iş getirecek ama dur bakalım. Küresel ısınmayı izlemek yerine hepimiz bir yerlerden bir şeyler yapmaya başlayabiliriz. Örneğin bir kişi gibi yaşayarak israfı azaltabiliriz; kesmek demiyorum, azaltabilsek bari. İsrafın azalması gereksiz üretimin düşmesi, gereksiz üretimin düşmesi gereksiz enerji sarfiyatının düşmesi, daha az fosil yakıt tüketmek havaları daha az ısıtmak demek. Hastalık kafada başlıyor deniyor ya, bizim psikolojimiz de havayı hasta ediyor ve o hasta olunca da olan oluyor. Gelecek ay yine buralarda buluşalım. Kalın sağlıcakla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.