ORMAN YANGINLARI – İklim krizinin acı bilançosu

Avustralya… Sanırım cümleyi tamamlamama gerek yok. Tahrip olan alanlar, yıkılan yuvalar, giden canlar…. Verdiği hasardan hepimiz haberdarız. Bu kısımda söz ve yorum size ait. Sonrasında da benim anlatacaklarım konunun meteorolojik ve iklimsel kısmı üzerine olacak.

Avustralya her yaz dönemini orman yangınlarıyla geçiriyor. Ormandaki yangın bile doğal sürecin bir parçasıdır aslında. Ancak “aşırı” olan zararlı değil midir her zaman? Avustralya’daki yangınların bu yıl bu denli ölümcül olmasının sebebi temelde üç faktörün kombinasyonuydu: İlkbaharla birlikte başlayan uzun süreli bir kuraklık dönemi, Aralık ayındaki ekstrem ısı dalgaları ve güçlü rüzgârlar. Kısacası tüm aksilikler üst üste geldi. Ama bu felaketlerin üst üste gelmesi esasında kötü şans ya da kaderin işi değildi. Tüm bunları güçlendiren ve bir araya getiren aslında iklim değişiminin ta kendisi oldu. 

İKLİM DEĞİŞİMİNİN ÜRÜNÜ

İklim değişimi bir orman yangınını başlatabilen direkt ve tek bir sebep değil belki ama yangına elverişli ortamı hazırlayan tüm meteorolojik koşulları bir araya getirecek ve sıklığını şiddetini artıracak güçte koca bir faktör. Bu faktörün başlıca etkileri arasında şunları kolaylıkla sayabiliyoruz: Isı dalgalarının şiddeti ve oluşma sıklığı artarak beraberinde kurak ve sıcak koşulları getiriyor. Bu sebeple ağaçlar ve toprak nemini kaybederek daha savunmasız hale geliyor, küçücük bir kıvılcımla bile orman yangınları oluşabiliyor. İklim değişiminin başlıca karakteri uçlarda yaşaması desek yeridir. Aslında rüzgârların da daha asi, daha kuvvetli olmasına yol açıyor. Tabii güçlü rüzgârlar da yangınların daha da alevlenmesine ve uzak mesafelere sürüklenmesine neden oluyor. Kuraklık dönemleri daha uzun sürüyor, yağışlı geçmesi gereken kış ve bahar dönemleri kimi zaman kar yüzü görmüyor. İşte bu sebeplerden orman yangınlarının doğal bir süreç olmaktan çıkıp, iklim değişiminin bir ürününe dönüştüğünü söylüyoruz. Tüm bu saydığımız sonuçların somut örnekleri de Avustralya’da bir bir gerçekleşti bu yıl. 

KENDİ YILDIRIMINI YARATAN YANGIN

Geçtiğimiz ilkbahar, mevsimini çok kurak geçirdi. Aralık ayının ortasında ülke tarihinin en sıcak gününü gördü, ortalaması 41.9 dereceydi. Avustralya Meteoroloji Birimi kendisi açıkladı bunları. Son üç ay boyunca rekor kıran sıcaklıklar oldu. Saatte 96 km hıza ulaşan rüzgârlar çıktı. Öyle şiddetli yangınlar oldu ki, alevler kendi hava sistemlerini üretti. Normalde bizim bildiğimiz bir yıldırım düşmesiyle yangın çıkabilir, öyle değil mi? Ancak şiddetli yangın kendi yıldırımını oluşturacak güce ulaştı. Görüntülerden tahmin edersiniz oradaki sıcaklığı. İşte o sıcaklıktan ısınan hava, alevlerden çıkan dumanla beraber yükseliyor, yükseliyor, yükseldikçe yukarı atmosferin daha düşük sıcaklıklarıyla karşılaşıyor ve soğuyor. Bu da bulut oluşum sürecini başlatıyor. Gökyüzünün yukarı seviyelerinde doğan bu bulutların üst kısımları buz parçacıkları ihtiva ediyor. Bulut içindeki hava hareketleri o kadar yoğun ki bu parçacıklar sürekli birbiriyle çarpışarak elektrik yükü meydana getiriyor. Bu elektrik de yıldırım-şimşek olarak açığa çıkabiliyor. Kendiliğinden oluşan bu fırtına bulutlarının özel bir ismi bile var: “Pyrocumulonimbus bulutları” diye geçiyor. Isınıp yükselen hava ayrıca yukarı yönlü hareketleri de yoğunlaştırıyor ve bu da güçlü rüzgârların oluşumunu destekliyor. Sonucu ise daha sıcak ve gücüne güç katarak daha uzun mesafelere ilerleyen bir yangın. Ayrıca yangının bir türlü kontrol altına alınamamasında en acı faktör ise yanan hayvanların sürüngenlerin kuşların kaçışmaları, yangını ormanın diğer derinliklerine yaymaları. Günahsız bu hayvanlar neye uğradıklarını şaşırarak kaçışırken yangının daha da yayılmasına neden olabiliyorlar. Tüm bu faktörler maalesef yangının kontrol altına alınmasını iyice zorlaştırdı.

İKLİM KRİZİ KAPIDA MI YOKSA ZATEN EVİMİZDE Mİ?

Yangınların bu yıl bu kadar şiddetli geçmesi iklim krizini gündeme getirdi. Acil eylem planı başlatılması gerektiği konuşuldu. İklim krizi bu yangınlardan sonra mı konuşulmalı? diye sorarsanız bence hem evet hem hayır. Evet; tabii ki bir çözüm bulmalı, kendi ellerimizle yıprattığımız dünyayı yine yaşanır bir ortam yapmak için ne fedakarlık gerekiyorsa yapılmalı. Hayır dememin sebebi ise tüm bunlar yalnızca Avustralya’daki yangınlardan sonra konuşulmamalı, çünkü iklim değişiminin etkilerini halihazırda dünyanın her yerinde bilfiil yaşıyoruz artık. Avrupa’ya kadar inen kutup soğukları da bunu söylüyor, yazın 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklıklar da bunu söylüyor. Sanayi devriminden bu yana dünyanın artan ortalama sıcaklığı da bunu söylüyor. Hepimizin, tüm insanlığın aklını başına alması, çok ciddi bir sona doğru gittiğimizi fark etmeliyiz. İnsanoğlu bunu fark edecek mi? Adına itlaf dedikleri ama bildiğimiz adıyla katliam olan masum hayvanların helikopterden vurularak öldürülmesi kararını veren aynı insanoğlu ise fark etmesi zor gibi geliyor bana. Gelecek ay yine buluşalım, kalın sağlıcakla…☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.