100. YIL ATATÜRK RALLİSİ Gazi’nin izinde İstanbul’dan Samsun’a

100. yıl sebebiyle Deniz Kuvvetleri şemsiyesi altında, Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü tarafından koordine edilen, 45 teknenin katıldığı 100. Yıl Atatürk Rallisi’nin son grubu olarak Bandırma Vapuru’nun 100 yıl önce yaptığı gibi 16 Mayıs’ta İstanbul’dan yola çıktık. Hedefimiz Milli Mücadele’nin başladığı yer olan Samsun’a varmaktı. 

Bazı anlar var ki tarihin gidişatını değiştiriyor, geleceğin şekillenmesine sebep oluyor. 19 Mayıs tabii ki bu harikulade ülkenin vatandaşları olarak bizler için en önemli anlardan bir tanesi. Cumhuriyetin ilanı, yaşamın her alanında olduğu gibi denizcileşme yolunda da çok ileriye gitmemizi sağladı. Yaşadığımız ülkenin konumu itibarıyla denizcileşme bizim kaderimiz, boynumuzun borcu. Denizlere açılmak cesaret, bilgi ve hazırlık gerektirir ve bunlara sahip olanlara sonsuz zenginliklerin kapısı açılır. 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’na binerek Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte Milli Mücadele’yi başlatmak için yola çıkanlar da cesur, bilgili ve hazırlardı. Yaptıkları deniz yolculuğu da tarih yazmalarına vesile oldu. Bugünün denizcileri olarak bizler de hem ticari olarak hem de keyif için bu denizlerden faydalanabiliyorsak birileri birtakım cefalar çekti diye. 100. yıl sebebiyle Deniz Kuvvetleri şemsiyesi altında bir ralli düzenleme fikri eski İYK başkanlarından sevgili Dr. Erol Türkmen, Emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü, E. Tümamiral Cem Gürdeniz, E. Dnz. Albay İsmail Tümer Tarafından kurgulanmış ve Deniz Kuvvetleri’nin görevlendirmesiyle Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü’nde (TAYK) E. Dnz. Binbaşı Cahit Üren tarafından  koordine edilmişti. Önceki yıllarda aynı tarihlerde bu rotayı icra eden Denizlerdeyiz Amatör Denizciler Derneği (DADD) ve Bahçeşehir Rotary Kulübü’nün bu sene için yapmış oldukları planlama da bu vesile ile Deniz Kuvvetleri çatısı altında toplanmış oldu. Sonuçta 45 parçalık “19 Mayıs Donanması” Samsun’da buluşmak üzere Türkiye’nin farklı yerlerinden yola çıkarak İstanbul’da buluştu ve peyderpey yola çıktı. En büyük grup 4 Mayıs’ta, ikinci grup 12 Mayıs’ta son grup da, Bandırma’nın yola çıktığı 16 Mayıs’ta denize açıldı. Bir de Bodrum’dan yola çıkıp gelen “Tutkumm” teknesi vardı ki, bence filonun en büyük kahramanıydı. Sadece kadınlardan kurulu ekip Samsun’a adeta Halide Edip Adıvar’ın, Sabiha Gökçen’in, Nene Hatun’un ruhunu taşıyor, Milli Mücadele’nin kadın kahramanlarını ve tüm Cumhuriyet kadınlarını temsil ediyorlardı. Denizcileşeceksek, bu ancak kadınlarımızın denizi tanıması ve denizcileşmesiyle olur.

BOĞAZ’DA BÜYÜK UĞURLAMA

16 Mayıs sabahı büyük bir heyecanla uyanıp çantalarımı aldım ve Bebek’te tonozda bekleyen teknem Denizaşan’a gittim. Amatör denizciliğimizin efsane isimlerinden Mustafa İhsan Denizaşan anısına adlandırdığım Axopar 28 model teknemle bu maceraya atıldığım için de ayrıca mutluyum. Bunu duyanların birçoğu “Ufacık tekneyle nasıl gideceksin, emin misin?” diye sorup durdular. Bütün iyi niyetlerine rağmen bu tip söylemlere gerçekten tahammül edemiyorum. Hani bir an boş bulunsam dinleyip gitmeyeceğim. Yok, tabii ki gideceğim Samsun beni çağırıyordu ve bu yolculuğu da bir mavi yolculuk tadında yapmak gibi ne bir vaktim ne de merakım vardı. (Yazının sonunda Karadeniz’de mavi yolculukla ilgili bu önyargımın ne kadar yanlış olduğunu aktaracağım.)

Bebek’ten avara olup Yeniköy’e Ayhan Sicimoğlu ağabeyimi almaya gidiyorum, bizi Boğaz boyunca yolcu etmeye geliyor. Onunla beraber İYK’ya doğru yola çıkıyoruz. Samsun’a kadar birlikte gideceğim sevgili Emekli Kurmay Albay Ali Türkşen ile buluşuyoruz. Ali ağabeyim ile birçok etkinlik yaptık, bir süredir beraber güneyde liderlik kampları düzenliyoruz. Bu yolculuğu onunla birlikte gerçekleştirmek benim için ayrı bir gurur kaynağı.  Teknemize Boğaz geçişinde çekim yapmak için gelen gazeteci ve belgeselci arkadaşları da alıp, teknemizi bayraklarımızla donatıp Çengelköy’de 11.00’de verilecek starta doğru yola çıkıyoruz. Etrafımızda Deniz Harp Okulu’ndan gelen tekneler ve diğer denizci ve yelkenci dostlarımızın tekneleri ile Haydarpaşa önlerinde 09.30 itibarıyla buluşuyoruz.  Kızkulesi’nin önünden Sarayburnu’na doğru sarkıp ilk Atatürk heykeline uzaktan selamımızı veriyor ve bu rallinin gerçekleşmesinde büyük katkı sağlayan Deniz Ticaret Odası’nın Salıpazarı’ndaki ofisini de selamlayarak Dolmabahçe istikametinde devam ediyoruz. Filonun başında Türkiye’nin ilk ve tek yelkenli okul gemisi olan STS Bodrum var. Onlar da son anda Bodrum Belediyesi’nin desteğiyle yola çıkıp starta yetiştiler. İçlerinde Yücel Köyağasıoğlu, Tanıl Tuncel ve değerli editörümüz Eyüp Özel gibi yatçılık camiamızın arşivini tutan duayenler var. Yelkeninde kocaman Atatürk siluetiyle Dolmabahçe’nin önünden geçerken yarattıkları görüntüler muhteşem. Tüm teknelerde bayraklar, hoparlörlerden bangır bangır İzmir Marşı çalınıyor. Beşiktaş İskelesi’nin önüne geldiğimizde bizi uğurlamak için toplanmış kalabalığa eşlik eden Belediye Bandosu hepimizin tüylerini diken diken ediyor. Resmen hep birlikte bir duygu selinin içerisindeyiz. Yahya Kemal Beyatlı’nın betimlediği gibi “çocuklar gibi şendik”. Beşiktaş’tan Çengelköy’e doğru ilerliyoruz, orada Kuzey Deniz Saha Komutanı’nın verdiği startla tekneler Kuleli Askeri Lisesi’nin önünden Arnavutköy, oradan da Rumelihisarı boyunca ilerliyor. Sahilden tezahüratlar, bizi yolcu etmeye gelen teknelerden alkışlar, ıslıklar… Yaşadıklarımızı tarif etmek o kadar zor ki. Rüya gibi bir şeyin içerisindeydik.

İLK DURAK EREĞLİ

Poyrazköy’de bize eşlik eden son grupla da vedalaştıktan sonra yola koyuluyoruz. Hava çok güzel, dalga yok denecek kadar az. Optimum tüketimde süratimiz 27 knot, istikamet Karadeniz Ereğli. Akşam 18.30’da orada olmamız lazım, zira Ali Albay’ımla beraber “Cumhuriyetin 100. Yılında Mavi Vatanın Geleceği” konulu bir söyleşi düzenliyoruz. Yol boyunca Ali Ağabeyle öyle güzel sohbetler ediyoruz ki, bu yol bitmesin diyorum içimden. Ereğli’ye sorunsuz ve zamanında vardığımızda Ereğli ve Zonguldak Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri ve Ereğli Yelken Kulübü sporcuları bizi İzmir Marşı’yla karşılıyor. Onlarla kucaklaşıp teknemizi bağladıktan sonra Belediye’nin seminer salonuna geçiyoruz. Önce Ali Türkşen Atatürk’ün denizciliğe verdiği önemden dem vurarak, yıllar içinde donanmamızın ne kadar ilerlediğini, yapılan tüm kumpaslara rağmen sapasağlam ayakta durduğunu anlatıyor. Ben de denizcileşmenin nasıl bir milli mesele olduğunu ve “Mavi Vatan”a sahip çıkarsak bize bunun nasıl beş boyutla fayda sağlayacağını anlatıyorum. Dinleyicilerle güzel bir soru cevap bölümü yapıp, denizcileşmenin yolunun okul öncesinden başlayarak tüm hayatımıza yayılmasından geçtiğiyle konuyu bağlıyoruz.  Sonrasında bize Ereğli’de ev sahipliği yapan Karadeniz Bölgesi Komutanımız Sayın Tuğamiral Özden Yazıcıoğlu ve Sualtı Savunma Komutanı Albay Özgür Kildirli ve Ereğli Yelken Kulübü Başkanı Sezai Çimenoğlu ile Orduevi’nde lezzetli bir akşam yemeği yiyoruz. Bu arada ilk yakıt ikmalimiz sponsorumuz olan Aytemiz tarafından bize ulaştırılıyor. Hemen tekneye gidip benzin ikmalini gerçekleştiriyorum. Özden Amiral’imiz kendisi de yelkenci ve gerçek bir denizci olduğu için rütbesini bir kenara bırakıp tekneme ikmal yapmama bizzat yardımcı oluyor. Denizci dayanışması gerçekten böyle farklı bir şey. Orduevi’nde rahat bir odada konaklayıp erkenden kalkıp hızlı bir Ereğli turu atıyoruz. Milli Mücadele’nin efsane gemisi Gazi Alemdar’ı ziyaret etmeden olmaz. Maalesef orijinalini yok olana kadar kullanıp sonra çöpe atmış olsak da gerçek boyutlarda bir replikasını yapmışız. Alemdar’ı yerinde ziyaret edip hikâyelerini bir kez daha dinlemek, o çılgın Türklerin aziz hatıralarını yâd etmek bizleri farklı bir duygusal yolculuğa sürüklüyor.

KARADENİZ’İN DALGALARI

Ereğli o kadar güzel ve görülecek o kadar yer var ki, 10.00 olarak planladığımız çıkış saatimiz biraz sarkıyor ve 12.00 gibi yola koyulabiliyoruz. Bir sonraki hedefimiz İnebolu. Atatürk’ün izinde 100 sene sonra aynı tarihte İnebolu’ya varıp orada da bir seminer düzenleme planımız var. Yolumuz yaklaşık 120 mil olduğu için biraz da sallana sallana çıkıyoruz nasıl olsa hava yok ve beş saatte gideriz diye rahatız. Ancak Ereğli’den daha kafamızı çıkarmamızla beraber Karadeniz’in meşhur dalgaları bu yolun hiç de o kadar kolay olmayacağının sinyallerini bize veriyor. Esen rüzgâr belki 4 belki 5 knot, normal şartlarda böyle bir havada oluşacak dalgaların üstünden bizim rahatlıkla 20 knot üzeri bir hızla seyir yapmamız gerekirler, sürekli değişen dalga boyu ve yönü zaman zaman hızımızı 12 knot’lara düşürüyor. Bartın Çayı’nın girişine yakın Arçelik’in teknesi Papili’yle yollarımız kesişiyor. Yelkenci dostum Deniz Fıçı’nin önderliğinde seyir yapan Papili’ye gene tecrübeli bir yelkenci olan Kaan İş eşlik ediyor. Ekiplerinden birisi sert geçen gece seyri ve zor şartlardan çok etkilenmiş ve onu Amasra’ya bırakmayı planladıklarını anlatıyorlar. Onlara küçük bir yardım yapıyor ve hem rahatsız olan mürettebatı onlardan alıyor hem de bizdeki kameraman ekibini onlara aktarıyoruz. Bartın Çayı’nın girişindeki Deniz Kuvvetlerine ait bakım üssüne giriyoruz. Yerel bir Arçelik bayii hasta olan arkadaşı alıyor, biz de üstte mola verip yediğimiz en güzel karavanayı tadıyoruz. Deniz Kuvvetleri’nin himayesinde bir organizasyonda olduğumuzdan her gittiğimiz yerde ralliye katılanlara müthiş yardım ediliyor olsa da Deniz Kuvvetleri’nin efsaneleşmiş komutanlarından Ali Türkşen ile dolaşıyor olmanın da ayrıcalığı hissediliyor tabii ki. Ziyaretimizi kısa tutuyor ve tekrar yola koyuluyoruz. Daha gidecek çok yolumuz var. Fakat hava daha da sertleşiyor ve İnebolu’ya varış saatimiz sarkıyor. Bizi orada bekleyenlere seminer için maalesef geciktiğimizi bildirmek durumunda kalıyoruz. Papili’ye tekrar yetişip rallinin belgeselini çeken arkadaşlarımız Sedat Açıl ve Volkan Hacıoğlu’nu alıp yola devam ediyoruz. Arçelik teknesinin bu rallide olmasının bence değeri farklı açılardan çok büyük. Bir kere ülkemizin gurur kaynağı olan bir dünya markasının bu organizasyonda yer alması diğer sanayicilerimize örnek teşkil ediyor. Umarım ilerleyen yıllarda daha fazla firma kendi takımları ile bu organizasyonun bir parçası olabilecek düzeye gelebilir. Ayrıca Arçelik takımı ralliye katılan hiç kimsenin yapmadığı kadar yolu yelken yaparak tamamladı, hem de bir yarış teknesiyle. Bu tekne hızlı gitmekle beraber, onu götürmek için bu ekibin çok ciddi bir efor sarf etmesi gerekiyor. Umarım bu boyut da açık deniz yarışçılarımız tarafından örnek alınır. Böyle maceraperest takımların çoğalmasını diliyorum ve Arçelik yönetimini ve çalışanlarını ayakta alkışlıyorum. Sevgili Mustafa Koç yaşasaydı eminim o da teknede olurdu.

YOLDA FINAL FOUR KEYFİ

Papili’den ayrılırken hava yön değiştiriyor, arkadan esiyor ve artık dalgalarla kafadan mücadele etmeyeceğiz derken bir kacak yapıyor ve rüzgâr sürati hızla yükselmeye, dalgalar da tekrar büyümeye başlıyor. Bu sefer gene süratimize dikkat etmemiz gerekiyor. Dalgalara binip burnumuzu saplayabiliyoruz. Neyse ki teknemiz kuzey denizlerine göre dizayn edildiği için komple suya dalsak da, içinden geçip devam edebiliyoruz. Hatta baya eğlenceliydi bile diyebilirim. Hava 45 knot esmeye başlayana kadar baya eğlenceliydi demem lazım, o noktada dalgaları iyi hesaplayıp hızımızı gerektiği yerde düşürüp yükselterek çok dikkatli bir seyir yapmamız gerekti.  Saat 19.00, Kerempe Burnu’nu dönmek üzereyiz, burayı döndükten sonra artık saçak altı ilerleyeceğiz dalga olmayacak. Burnu dönmemizle beraber rüzgâr kesilmese de dalgalar kesiliyor ve etrafta yüzeyden uçuşan suları görmemize rağmen rahat ve güvenli bir seyir başlıyor. Bize geride bıraktığımız tüm zorlu koşullarda aynı güven hissini dayanıklılığıyla vermeye devam eden, askeri testlerden geçmiş, suya dayanıklı Lenovo ThinkPad dizüstü bilgisayarımız en güçlü yol arkadaşımız olmayı sürdürüyor ve keyifli anlar da yaşatıyor. Lenovo ana sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda ThinkPad ekranı bize yarı final oynayan iki Türk takımını Final Four’da izleme keyfi yaşatıyor. Lenovo ThinkPad, içindeki sim kart ile her yerde kesintisiz internet sağlıyor, biz de rahatlıkla maçı izliyoruz.

İNEBOLU

Dalgaların kesilmesiyle hızımız 30 knot’lara çıkıyor ve sonunda İnebolu’ya saat 20.30 civarı bağlanıyoruz. Teknemizde Raymarine’in sağladığı radar ve termal kamera ile akşam da olsa güvenli bir şekilde seyir yapabiliyoruz. Atatürk 100 yıl önce bu saatlerde bir fırtına sırasında İnebolu’ya gelmiş ancak o dönemde uygun bir liman olmadığı için karaya çıkamamıştı. Bizim de 100 sene sonra benzer şartlarda gelmemizin bambaşka bir hazzı oldu. Geldiğimizde tanıdık yüzler bizi karşıladı. STS Bodrum bağlanmış, değerli mürettebatı ile bir mola vermişlerdi. Gece yarısı tekrar yola koyulmayı bekliyorlardı. Biz de bu uzun ve yorucu yolculuktan sonra konaklayacağımız yere geçip oradan da Kastamonu’dan bizimle tanışmak için gelen Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri ve İnebolulularla buluşup güzel bir yemek ve sohbet yaptık. İnebolu’nun Milli Mücadele’deki önemini yâd ettik. Atatürk’ün meşhur sözleri kulağımızda yankılandı. “Gözüm Sakarya da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” diyen Atatürk, İnebolu üzerinden gelen cephaneyle Kurtuluş Savaşı’nı sürdürebilmiştir. Deniz yolları, bir avuç deniz subayı ve yerel balıkçılar, denizciler ufacık Kuva-i Milliye donanmasıyla Rusya’dan 300 bin ton mühimmat taşımış ve bu sayede direniş başarıyla düşmanı püskürtebilmiştir.

HEYECAN DORUKTA

18 Mayıs sabahı erkenden kalkıp Aytemiz bayinin bize ulaştırdığı yakıtı alıp yolumuza devam ediyoruz. Şimdi hedefimizde Samsun var. Yolda STS Bodrum’u yakalıyor ve onlara belgesel ekibimizi bırakıp Ali Albay’ımla Samsun’a rahat bir seyirle varıyoruz. Artık heyecan dorukta. Canik Balıkçı Barınağı’nda önceden gelen tekneler bayrakları donanmış bir şekilde ertesi gün olacak töreni bekliyorlar. Gözlerimiz dolarak bu tabloyu izliyoruz. Limanda tanıdık yüzler, Goblin ekibi Aydın ve Adnan Yurdum ağabeylerim bizim için yanlarında yer ayırmışlar. Hemen onlara aborda oluyoruz. Yerel DADD üyemiz bize kalacak bir yer ayarlamış o sayede mürettebatım rahat ediyor. Beni de dostumuz Şahinkaya ailesi evinde misafir ediyor. Akşam eşim Tanem ve minik Süleyman da İstanbul’dan uçup bu tarihi anda bana eşlik etmek için geliyorlar, artık her şey hazır.  Son grubun komodoru olarak ekibi temsilen diğer komodorlarla son koordinasyon toplantımızı yapıyoruz. Samsun’a birkaç gün önce gelen ilk grubun ve rallinin genel komodoru Rıza Kadiz bir gün önce geçit töreninin bir provasını yapmış ve bize gereken bilgileri veriyor. Sabah 06.30’da avara olacağız. Gece heyecandan zor uyuyorum, bir an evvel sabah olsun da bayraklarımızla denizlere açılalım.

19 MAYIS COŞKUSU

Sabah herkes teknelerinin başında heyecanla denize açılıyoruz, Atatürk’ün Tütün İskelesi’ne çıkışıyla denk gelecek şekilde sıra halinde dizilip geçit törenine başlıyoruz. En önde Tutkumm teknesi ve arkasında sıralanmış 100. Yıl Rallisi katılımcıları, Samsunlu yerel denizciler ve balıkçı filosu. Bu düzende iki tur atıp sahildeki insanların coşkusuyla kendimizden geçiyor ve töreni tamamlıyoruz. Etrafımızdaki Sahil Güvenlik ve kıyı emniyeti gemilerinin düdük sesleri ve su fıskiyeleriyle görsel bir şölene dönüşüyor. Tören bitiminde dışarda toplanırken havanın da uygun olması ile bir gün önceden hayalini kurduğumuz teknelerle ay yıldız tablosunu oluşturmaya koyuluyoruz. Ortada balıkçılar uçlara doğru yatlar yıldız olarak da Bodrum ve Tutkumm tekneleri. Balıkçıların başında Cemal Malkoçoğlu var, tam bir Karadeniz insanı. Pratik zekâsı, iş bitiriciliği ve cana yakınlığı ile orkestra şefi gibi herkesi toparlıyor ve kendi teknelerinin üstüne yatları sıra ile diziyor. Teknelerin üstünde uçan Sahil Güvenlik helikopteri de bu tabloyu tamamlıyor. İşte Milli Mücadele’yi kazandıran denizci ruhu burada. Balıkçısı, amatör denizcisi ve donanmasıyla bu millet 100 yıl sonra gene bir bütün ve gene Atatürk’ü ve Ay Yıldız’ı kalbinde hissediyor. 21. yüzyılda daha da denizci olacağını haykırıyor adeta. Nice 100 yıllara, nice 19 Mayıs’lara. Bu güzel projenin gerçekleşmesinde emeği gecen, duyurulmasında yardımcı olan, gelip destek olan herkese yüzlerce kere teşekkürler.  Bu projeye katılan herkes bir macera yaşadı. Her birinin ayrı yolculuk hikâyeleri var. Bahsetmeden geçemeyeceğim bir çılgın hikâye de, İstanbul’dan çıkan bir takımın bu yolculuğu Dragon Boat tipi bir kanoyla, kürek çekerek tamamlaması oldu. 100. Yıl Atatürk Rallisi ile ilgili bir özel sayı basmamız gerekecek galiba. Yıllar içerisinde bu yolculuğun daha büyük bir filo haline gelmesini ve aynı anda bir yarış bacağının da olmasını, farklı sınıf ve boylardan deniz araçlarıyla yapılmasını diliyorum. Geçen sayımızda Karadeniz’i gecen İngiliz sörfçüyü anlatmıştım, o da su sıralar Ukrayna’ya ulaştı. Seneye İstanbul’dan Samsun’a sörfçülerimizi de bekliyoruz. Yazının bundan sonrasında dönüş yolculuğunu da anlatmam gerekir ama ona yer kalmadı maalesef. Geri dönüş sırasında havanın güzel olması ve vaktimin olması sayesinde gezerek seyir yaptım. Bu da yolculuğun başında Karadeniz ile ilgili sahip olduğum önyargıyı yerle bir etti. Karadeniz sahilleri yatçılık için muhteşem. Evet, havası sert olabilir, bazen de dalgalı ama güzel havaları kollayıp bitmek bilmeyen minik koyları gezmek görmek lazım. Tabii insanlarının cana yakınlığı ve misafirperverliği bütün deneyimi bambaşka bir boyuta çekiyor.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere. Herkese sevgiler ve tatlı maceralarla dolu günler dilerim.

default

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.