Bağımsızlığın Akdeniz kadar mavi gözleri – Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

30 Ağustos 1922, çok uzun süren bir kışın ardından Anadolu’ya baharın geldiğini müjdeleyen tarihtir. Savaşlar ve toprak kayıplarıyla birlikte umutların yitiren, denizin ortasında fırtınaya yakalanmış bir ulusun Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Akdeniz kadar mavi gözlerine bakarak yolunu bulabildiği ve onun rehberliğinde bağımsızlık limanına vardığı tarihtir. Peki bu yolculukta pusula sadece karayı mı gösteriyordu?

Mustafa Kemal Atatürk, 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun olduğu andan itibaren Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu soğuk ve yıpratıcı kışı iliklerine kadar yaşadı. Osmanlı’nın çöküşü artık önlenemez bir noktaya gelmiş; ana amaç mümkün olduğunca süreci yavaşlatmaya çalışmak olarak değiştirilmişti. Bu süreçte üç kıtada vatanı için çarpışan Gazi, uzun süren kışın son evresini 1922 yılında Sakarya’da karşıladı. Tarihi sadece başlıklardan ve zaferlerden ibaret olarak algılayanlar atlasa da Büyük Taarruz’a giden yol gül bahçesi değildi. Bazı önemli savaşlar (Eskişehir-Kütahya Muharebeleri) kaybedilmiş, bu süreçte umutların yitirildiği anlar olmuştu. Gazi ise gözlerini çoktan Akdeniz’e çevirmiş, akıl ve bilimin ışığında ilerliyordu.

HATT-I MÜDAFAA YOKTUR!

Örneğin, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında dönemin asli savaş tekniğini değiştirmişti. O dönem harp eğitiminde öğretilen bilgiye göre tek hat şeklinde dizilen iki ordu çarpışır; hat bir ya da birkaç noktadan delindiğinde ordu tek çizgi halinde geri çekilirdi. Başka bir deyişle, hatta açılan delik/ler nedeniyle tüm ordu geri adım atardı. Oysa Gazi, Sakarya’da verdiği emirle yeni bir savaş stratejisi geliştirir. Ordu tek bir hat olarak hareket etmeyecek; sadece düzeni bozulan birlik bunu yeniden tesis edeceği noktaya kadar geri çekilecek.

Yazık ki, eğitim kitaplarında kuru bir dille anlatılan bu stratejinin derinliğinden ve anlamından o kitapların yazarları da bihaber. Oysa Gazi, hatta açılan deliklere rağmen uyguladığı yeni strateji ile savaşı kazanmıştı. Şüphesiz, büyük ve çok önemli bir zaferdi. Fakat Gazi heyecanla zaferini kutlamaya gitmedi Çünkü asıl heyecanı bu stratejinin gelecekte harp okullarında okutulması için not alırken yaşıyordu. Amacı günü kurtarmak değil, geleceği hazırlamaktı. Ulusun dokuz asırdır bulunduğu topraklardan sökülüp atılamayacağını dünyaya göstermişti.

Onun dehası sadece ufka kadar değil, ufkun da ötesini görebilmesindeydi. Savaş sürerken gelecekte bu gördüğümüz tarihi eserler için bir kültür müdürlüğü kurmalıyız dediğinde olasılıkla yanındaki kişiler tarafından anlaşılmamıştı. Zira bir savaş vardı ve herkes bir sonraki hamleyi düşünüyordu. O ise çoktan savaşı kazanmış ve kafasındaki reformları inşa etmeye başlamıştı. Olasılıkla bu fikrini dile getirdiğinde anlaşılmadığı için Cumhuriyet tarihinin en çok müze ve ören yeri gezen Cumhurbaşkanı oldu. Çünkü anlaşılmak istendi. Halkı için rol model oldu. Böylece onun yaptıklarını yaparak halkının da ilerlemesini sağladı. Sadece savaş alanında, politik konularda, eğitim reformlarında değil; aynı zamanda kültürel gelişim ve ulus olabilmek adına önemli konularda farkındalığı artırmak istedi.

Coğrafyacı Strabon, Antik Çağa dair bilgiler verirken “Bir anlamda biz iki yaşayışlı sayılırız ve karaya, denize olduğumuzdan daha fazla ait değiliz” der. Strabon’dan çok sonra Akdeniz’in önemli bir parçası olan bizler için ise durum dürüst olmak gerekirse pek öyle sayılmaz.

Biz ne yazık ki deniz korkusu olan bir toplumuz. Bu nedenle denizin önemini fark etmemiz oldukça zamanımızı almıştır. Hem denizin önemini hem de denizci ulus olmanın önemini fark eden Mustafa Kemal Atatürk ise bu korkuyu ve düşünceyi kırmak için ciddi anlamda çaba sarf etmiştir.

Gazi, yukarıdaki nedenlerden dolayı ulusu için hep rol model olmuştur. Kürek sporuna önem verirdi. Sık sık kürek çekerdi. Yelkene meraklıydı. Yelken yarışlarını takip ederdi. Yakın dostu ve Başbakanı İsmet İnönü’yü yüzme yarışı yapmak için davet eden de oydu, halkıyla birlikte, sınırlar, korumalar olmadan yüzen de… Ve bu eylemlerin hepsinde sayısız fotoğraf verdi. Peki ama bunları neden yaptı? Otuz yıldan uzun süren bu denli yoğun fiziksel ve zihinsel yükün içinde amacı bir parça dinlemek olabilir mi? Elbette hayır. Rol model olarak halkının dünya görüşüne katkıda bulunmak istiyordu. Denizden korkan bir ulusu denizle barıştırmaya çalışıyor; büyük taarruzda verdiği meşhur emrin fark edilmesini arzu ediyordu. Bunun için politik, askeri ve kültürel reformların yanında yüzme, kürek ve yelken sporlarına ciddi zaman ayırdı.

CEM GÜRDENİZ’İN KONUŞMASI

Gazi’nin yaptıklarını bir de değerli Amiral, düşünce insanı Cem Gürdeniz’in sözleriyle ele alalım. Birkaç yıl önce Amiral Cem Gürdeniz’i direktörü olduğu Koç Üniversitesi Denizcilik Forumu’nun bir toplantısında dinliyordum. Konuşmasında şu soruyu yöneltti: “Bir ülkeyi, bir milleti denizci kılmak için ne yapmalı?” Sayın Gürdeniz, o gün doğruya giden en kısa ve net yolu işaret etti: “Kayık”. Evet, bir milleti denizci yapmak için kayıklar olmalı. İnsanları kayıklar ile denize çekmeli ve deniz ile buluşturmalı. “İngilizler bunu böyle yapmıştır” diye de ekledi. Hâlâ dünyanın en önemli kürek yarışının Ada’da olması sizce bir tesadüf olabilir mi? Okuma yazmaya başlarken yaptığımız gibi adım adım ilerlemek gerekiyor. İşte Gazi’nin yaptığı da buydu. Genç Cumhuriyet’in önüne her anlamda hedefler koyarken, denizden korkan bir ulusu denizle barıştırmayı, ona sahip çıkmayı hedef olarak koydu. Bu ilk adımdı.

DENİZİN ÖNEMİ

Şüphesiz başarılı bir asker olarak Deniz Kuvvetleri’nin öneminin farkındaydı. Çanakkale’de bunu bizzat yaşamıştı. Teknolojinin de değiştiği bir dönemde çok güçlü bir donanmaya karşı savaşmış ve bu güç karşısında Deniz Kuvvetlerinin önemini çok daha iyi anlamıştı. Aynı donanma İstanbul’u teslim almak için geldiğinde onun dışında hiç kimse “Geldikleri gibi giderler” diyemedi. Bu sözün ardından bir süre sonra Samsun’a doğru yola çıktı. Düşmanları, (Bir ülkenin kurucu liderine nasıl ve neden düşman olunur, anlamak imkânsız) yıllarca onun oldukça donanımlı, konforlu ve iyi durumdaki Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıktığını söylese de yakın dönemde Prof. Dr. Sayın Celal Şengör sayesinde bildiğimiz bir gerçek kanıtlandı. Şengör’ün yayınladığı fotoğraf, söz konusu vapurun içler acısı halini gözler önüne serdi. Ne Bandırma Vapuru ne de o günkü Deniz Kuvvetlerimiz İtilaf Donanması kadar kudretliydi. Bunu en yakından gören kişi de şüphesiz Gazi oldu. Aynı Sakarya’da, cephede yaptığı gibi hep birkaç hamle önde ilerledi. Notlarını almış, gerekli çalışmalarını yapmıştı. Bu nedenle genç Cumhuriyet’in Deniz Kuvvetleri’ni güçlendirmek için 1924 yılında 15 yıllık planlarını masaya koydu.

HEDEF

Nasıl mı? Hep birlikte bakalım. “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” sözünden sadece iki yıl sonra denizcilik üzerine şu sözleri söylüyor: “Dış pazarlardan satın alınan gemiler ile Donanma yapılamadığını siz de biliyorsunuz. Donanma, sadece kıyı koruyacak bir kuvvet değil, bundan daha önemli olarak deniz yollarının güvenliğini sağlayacak bir kuvvettir. Anadolu’da yaşadıkça bu bakımdan ihtiyacımız daha büyüktür. Evvela çekirdek bir Donanma yapmakla yetinip, deniz sanayi ve ticaretimizi geliştirmeliyiz. Bundan sonra memleket sanayiinden fışkıracak Donanmayı yapmak da kolay olacaktır. İlk beş senede kendimizi toplayıp devrimleri yaparız, ikinci beş senede dünyaya kendimizi tanıtırız. Üçüncü beş senede İngiliz Kralı’na yurdumuzu ziyaret ettiririz”. TBMM’de yaptığı bir konuşmadaki şu sözler ise ise ordusuna biçtiği hedefle, halkına aşılamaya çalıştığını tek potada eriten düşüncelerini yansıtıyor. “En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türkün büyük ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız…” Gazi, sadece ordusuna 15 yıllık hedefi göstermiyor, denizci ulus olma noktasında hayallerini de aktarıyor. Şimdi yazının başında sorduğum soruya geri dönelim. “Bağımsızlık yolculuğunda pusula sadece karayı mı gösteriyordu?” Gazi, savaşın tüm şiddeti ve gerçekliğinin içinde her zamanki akılcılığı ve soğukkanlılığı ile “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” emrini verirken de, ordusuna geminin, denizciliğin öneminin anlatırken de, halkına deniz sevdasını aşılamaya çalışırken de pusulası hep Akdeniz’i gösterdi. Liderler fırtınalar içinden, ardından gelenleri çıkartan kişilerdir. Dehalar ise fırtınadan yüzyıl sonrasındaki hedefleri haritaya çizenlerdir. İşte bu nedenle karada cereyan eden savaşın emrini “Ordular ilk hedefiniz İzmir” diye vermedi. “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” şeklinde verdi. Ve bu sözlerle sadece askerlerine değil, bir ulusa yüzyıllık hedef belirledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamamız dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.