BARCOLANA REGATTA, Dünyanın en kalabalık yarışı

Alize Yelken’den üç eğitmen olarak 10 Ekim’de 1650 teknenin adeta denizin üzerinde boşluk bırakmadığı Barcolana Regatta’ya katıldık. Kuzey İtalya’daki Trieste Körfezi’nde düzenlenen yarış önce karada festival coşkusu yaşattı, sonra suda neredeyse fırtına floğu açtıracak hava yüzünden batan teknelere kıyasla halimize şükrettirdi. 

Fotoğraflar SİNAN SÜMER, Barconala Regatta arşivi

Çoğunuzun bildiği üzere, Maribor Yelken Kulübü ile Sailing Exchange Project’i (Yelken Değişim Projesi) başlattık ve ilk adım olarak da onları, yani Maribor ekibini 24-26 Eylül’de Bosphorus Cup’ta misafir ettik. Hatta ilk defa Boğaz sularında mücadele eden ekip, Urosh Zvan dümenciliğinde IRC 4 sınıfında Alize G28 teknemizle ikinci sıraya yerleşti. Biz de Alize Yelken eğitmenlerinden oluşan bir ekiple geçen ay bu proje kapsamında dünyanın en çok katılımcı alan yarışı Barcolana Regatta’ya katıldık. 10 Ekim’deki yarışın ardından tüm deneyimlerimizi meraklıları için paylaşıyorum…

Biz daha sene başından Barcolana Regatta’ya katılmayı düşünüyorduk fakat covid yüzünden doğan vize alma zorlukları yüzünden, aynı Transquadra’daki gibi, yarışa gireceğimiz ancak Eylül’ün son haftası netleşebildi. Ardından Alize Yelken’den ben ve Doğukan Kapıcıoğlu ile Ekin Büyükyılmaz, 8 Ekim akşamı İstanbul-Ljubliana seferiyle Slovenya’ya uçtuk. Barcolana Regatta 1969’dan beri her yıl Trieste’de gerçekleşiyor ama buraya ulaşmanın en kolay yolu İtalya yerine Slovenya’ya gitmek. Yarışacağımız Super Stag 40 tipi teknemiz Izola Marinada bağlıydı, start noktası ise Trieste idi. İki farklı ülke fakat mesafeler çok yakın. Biz de her iki bölgeye yakın olan Piran’da bir ev tutup 8 Ekim akşamında yerleştik. Ertesi sabah kısa bir yürüyüş ve kahvaltı sonrası 10 dakikalık araba yolculuğuyla İzola’ya vardığımızda Maribor Takımı’nın samimiyetiyle karşılandık. 

SUPER STAG 40’IN ÖZELLİKLERİ 

Alize ekibinden üç kişi olmamıza ve yarışacağımız teknenin alıştığımızdan çok farklı özelliklere sahip olmasına rağmen, proje kapsamında Maribor en kritik görevleri bize verme konusunda epey destekleyici davrandı. Buna göre ben dümen, Doğukan Kapıcıoğlu ana yelken, Ekin Büyükyılmaz ise baş üstü pozisyonlarına geçecektik. O gün tekneyle ile ilgili kısa bir brifing aldık. Teknemizin ağırlığı boyuna göre çok hafifti (42 ft ve 3,5 ton). Uzun bir bastona ve direğe sahipti. Eski zamanlardaki gibi runner kıç ıstralya ve çok büyük kare tepeli bir ana yelkenle donatılmıştı. Ön sahada asimetrik balona ek, stay sail ve devasa bir Code Zero yelkeni mevcuttu. En farklı yapısı ise her iki bordaya güç veren 600’er kiloluk su balast tankları ve bunu idare etmeye yarayan ek motoruydu. Gerek denizdeki duruşu gerekse yelken planı, hafif hava için ciddi güçlü bir tekne görüntüsü veriyordu. Tekne sorumlusu Urosh Zvan ve ekip üyeleri, görüntüsü ile benzer şekilde teknenin hafif havada çok performanslı olduğunu ama sert havada hiç şansları olmadığını söyledi.

ANTRENMANA BORA ENGELİ 

Zvan bunu söylerken hava marinada 30 knot, dışarıda ise 40 knot ve üzeri esiyordu. Cuma günü itibarıyla bölgeye bora rüzgârı hâkim olmuştu ve raporlarda tüm hafta sonunu etkisi altına alacağı beklentisi vardı. Cumartesi günü için antrenman planlamıştık ama aşırı sert rüzgârdan denize çıkamadık, tekneyi ancak karada inceleyebildik. Böylesine farklı bir tekneyi ilk defa yarışta kullanacak olmamız, adaptasyon sürecimizden epey çalacaksa da son sözü her zaman doğa söyler; neticede tekneye ve malzemeye zarar vermektense karada kalmayı seçtik. Alternatif plan sunan ev sahibi ekip, bizi Trieste’deki yarış köyünü ziyaret etmeyi önerdi.

ANCAK BU KADAR KALABALIK OLABİLİRDİ

Sorun, bu yarışa aşırı ilgi gösterildiğinden şehre arabayla gitmenin ve park yeri bulmanın çok zor olmasıydı. Bu yüzden motosikletle gideceğimizi söylediklerinde karnıma küçük bir ağrı girdi. Tekne üzerinde türlü zorluklarla karşılaşmama ve hiçbirinde ciddi bir korkuya kapılmamama rağmen karada, özellikle de motosiklet konusunda durum benim için tam tersi. Motosiklet benim ender korkularımdan biri. “Bir yelken yarışı yüzünden koca bir şehir ne kadar kalabalık olabilir ki?” diye sorup tekrar araba şansımı denediğimde bana sadece güldüler. Mecburen ekip arkadaşım Stephane’ın arkasına bindim ve üç motosikletle İzola’dan Trieste’ye doğru yola koyulduk. Şehre vardığımızda gözlerime inanamadım. Her yer tekne ve insan doluydu! Doğruymuş, arabayla buraya ulaşmak gerçekten de mümkün olamazmış. Düşünün ki, bu yıl 1650 tekne kayıt vermişti. Zaten bu yarış 2019’da 2 bin 600 teknenin katılımıyla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi başarmıştı. Şehirde adeta bir karnaval havası yaşanıyordu. Her yerde afişler, stantlar, çadırlar, müzik, sahne gösterileri, yiyecek-içecek çadırları…  

ÇOCUKLUĞUMUN EFSANELERİ 

Yarışa katılacak en ünlü ve devasa tekneler şehrin ana limanına bağlanmıştı. Çocukluğumun efsane America’s Cup ve Whitbread tekneleri sanki ilk günleriymişçesine pırıl pırıl, oldukça havalı şekilde suyun üzerinde duruyorlardı. Efsane Il Moro Di Venezia, Galicia 93 ve çift direkli New Zealand Endevour bunlardan bazılarıydı. Yanlarında ise günümüzün modern canavarları 90-100 feet’lik yarış makineleri duruyordu tabii. Biraz ilerlediğimizde liman içinde bir yarış olduğunu fark ettik. Sert rüzgâra rağmen İtalyan ulusal sınıflarından 5.5 metrelik Meteor Class yarışları yapılıyordu. Yüzlerce insan da büyük heyecanla yarışı takip ediyordu. Lüks ve mütevazılığın bir aradaki bu dansı, İtalyan yelken kültürünün ne kadar geniş bir yelpazeye sahip olduğunu gösteriyordu sanki bize. Öte yandan tüm bunları ancak küçük küçük adımlarla ilerlerken seyredebiliyorduk çünkü tekrar söylemek istiyorum, inanılmaz bir kalabalık, kocaman bir yelken coşkusuyla sahil şeridini doldurmuştu. Hem karada hem denizde binlerce insan, Barcolana Regatta ve yelken heyecanını taşıyordu; bence müthiş bir duyguydu ve orada bulunduğum tüm süre boyunca şaşkınlığım, heyecanım, hayranlığım katlanarak arttı. O akşamı ise İzola’nın bir dağ köyünde yöresel Sloven yemekleri yiyerek bitirdik. Ertesi sabah havanın biraz daha düşük olması bekleniyordu.

YARIŞ GÜNÜ 

10 Ekim Pazar. Güne oldukça erken başladık ve sabah 07.30’da teknemizle marinadan ayrıldık. Bizi start alanına varmak için yaklaşık bir buçuk saatlik bir seyir bekliyordu. Denizde rüzgârın pek de düşmediğini gördük. Starta ulaşmak için tam kafadan 30-35 knot şiddetinde rüzgâr esiyordu. Bu şartlarda motorla seyir neredeyse imkânsızdı. Ana yelkene bir camadan vurup 5 numara cenovamızla (yanlış duymadınız, 5 numara cenova! Fırtına flokundan hallice bir ön saha yelkeni) Triste’ye doğru seyre başladık. Hava 8-9 derece. Kafadan gelen sert rüzgâr ve dalgalarla daha beşinci dakikada sırılsıklam olduk. Günün kalanı sert geçecek gibi görünüyordu, bir yandan da bu hafif hava teknesini sert havada idare etmeye çalışıyordum. Yaklaşık bir saatlik sert ve sıkı bir orsa seyrinden sonra start hattına 3 mil kala rüzgâr tükendi. Motorumuzu bastık, cenovamızı indirip paketledik, cenova olarak ne kullanmalıyız ve ana yelkendeki camadanı açmalı mıyız diye konuşuyorduk. Rüzgârın aniden kesilmesi ilginç bir durumdu ama Urosh öğlen 12.00’den sonra hava raporunun 40 knot rüzgâr bildirdiğini iletti. Yarışın start’ı saat 10.30’daydı, saat 12.00 ise yarışın tam ortasına denk geliyordu. Konservatif davransak çok geri kalabilir, yelkenleri büyütsek yarışın ortasında çok zor bir durumda kalabilirdik. Saat 10.00 gibi start hattının ilk ucuna vardık. Böyle diyorum çünkü hattın diğer ucu gözükmeyecek kadar uzaktaydı ve her yer tekne doluydu.

1650 TEKNELİK TOPLU START

Bu esnada hava tekrar gelmeye ve küçük bölgelerde ani 40-50 knot’lık hamleler yapmaya başladı. Her sağanakta su üzerinden su uçuyordu ve içinde bulunan tekneler çok zor anlar yaşıyordu; hatta yanı başımızda bir anda küçük bir hortum belirdi. Şans eseri birkaç ani rüzgâr hamlesinden kaçmayı başardık. Bir yandan da her yer irili ufaklı tekne dolu olduğu için riskli bir durumdan da uzak durmaya çalışıyorduk. Start öncesi rüzgârın bu ikinci dalgasını görüp ana yelkendeki camadanı açmamaya ve ön tarafa Code 3 cenova hazır etmeye karar verdik. Rota 17 mil uzunluğunda, pupa startla güney yönlü seyir, devamında apaz ve orsa kollarıyla sahile ulaşıp en son bir apaz koluyla ana liman önünde finiş verecek şekilde planlanmıştı. Start öncesi hattın yakınında bulunduğumuz en rüzgâraltı bölümden çıkmaya karar verdik. Böylece hem devasa start hattında kerteriz alma zorluğuna düşmeyecek hem de 1 no’lu şamandıraya daha dar bir açıyla yüksek süratte gidebilecektik. Starta az bir süre kala hem yerimizi korumaya hem de ani bir sağanakla zor bir duruma düşmemek için sürekli gözlerimizi açık tutmaya çalışıyorduk. Ön sahaya asimetrik balonumuzu da hazır ettik. Start düdüğüyle birlikte tam hattan ve istediğimiz noktadan çıkmayı başardık. 1650 teknelik toplu start yapılan bir filoda iyi bir start yarışın kaderinde büyük rol oynuyor.

3 NUMARA CENOVAYLA UÇUYORUZ

Tam yanımızda seyreden devasa bir tekne, start düdüğüyle balonunu bastı. Biz de tam hazır konumdayken arkama bakma gereği duydum ve yaklaşık 8-10 tekne boyu arkadan korkunç bir sağanağın yaklaştığını gördüm. Bizi pas da geçebilirdi, direkt üzerimizde de patlayabilirdi. Urosh ile kısa bir konuşma yapıp ihtiyatlı davranalım dedik, balon basmayı erteledik. 30-40 saniye sonra bunun yarışın en doğru kararı olduğunu anlayacaktık. Zira bu süre sonunda 45 knot’lık bir hava bizi vurdu ve teknemiz bir camadan ve 3 numara cenovayla bir anda suyun üzerinde uçmaya başladı. Bir yandan tekneyi ayakta tutmaya çalışırken göz ucuyla da çevreme bakıyordum. Etrafta çoğu tekne adeta bomba düşmüş gibi yan yatmış ve darmadağın durumdaydı. Bu esnada yanı başımızda balon basan tekne ilk rüzgâr hamlesiyle önce ileri fırladı ve çok geçmeden gözümüzün önünde direği kırıldı. Böyle bir duruma canlı şahit olmak oldukça ürkütücüydü, insan ister istemez aynı şeyin başına gelmesinden endişe ediyor.

19. SIRAYA YERLEŞTİK

Neyse ki havanın ilk büyük hamlesini iyi bir şekilde karşıladık, devamında 37-38 knot’lara oturan havayla harika bir seyir yapar konuma geldik. İlk şamandıraya vardığımızda çevremizde sadece 60-70 feet ve üzeri tekneler vardı, bu da yarışta iyi bir konumda olduğumuzu hissettiriyordu. Fakat bu defa da kısa bir apaz kolundan sonra 2 no’lu şamandırayı dönüp bu hırçın rüzgâra karşı süper hafif teknemizle orsa gitmek başka bir mücadeleydi. Orsaya döndüğümüzde biraz geride okyanus ve sert havalar için biçilmiş kaftan olan ve rakibimiz olduğunu düşündüğüm Class 40 tipi bir teknenin bize yakın bir şekilde seyrettiğini fark ettim. Bu kadar büyük kalabalıkta ve sert rüzgârda rakiplerinizi bile seçmek zor oluyor. Finiş öncesi son şamandıraya Class 40 teknesiyle kafa kafaya geldik. Onlar iç tekne, biz ise dışarıdan dönüş yaptık ki birkaç saniye sonra telsizden rotanın kısaltıldığı söylendi. Bu şamandıra dönüşünün Class Maxi, Class 0 ve bizim bulunduğumuz Class 1 tekneleri için finiş olduğu, diğer sınıfların yarışlarının sert hava nedeniyle abandone edildiği bilgisini aldık. Biraz sert havada hayatta kalma içgüdüsü, biraz da coğrafyayı ve rakipleri tanımamanın verdiği yabancılıkla çekinerek yarışı nasıl bir yerde tamamladığımızı sordum çünkü önümüzde epey tekne vardı. Bana, “Arkana bak istersen” dediler ve gülmeye başladılar. Kafamı çevirdiğimde denizin görünmesine engel olacak kalabalık bir tekne filosunun bize doğru geldiğini gördüm. Önümüzdeki teknelerin sayısı yanında bu görüntü tarif bile edilemezdi. Finiş sonrası İzola’ya geri dönerken online sistem üzerinden 1650 tekne arasında genel klasmanda 19. olduğumuzu öğrendik. Ayrıca bizim de dahil olduğumuz 135 teknelik Class 1 filosunda burun farkıyla da olsa 2. olmuştuk. Sonuç hepimizi çok mutlu etti.

ÖLMEDEN ÖNCE DENENMESİ GEREK

Sonuçları öğrenirken o esnada kırılan direkler, batan tekneler, türlü zorlu anların videoları telefonlarımıza düşmeye başladı. İzledikçe sadece sorunsuz bir şekilde yarışı bitirmenin bile ne kadar büyük bir ödül olduğunu fark ettik. Göl için tasarlanmış hafif hava teknemizle bu sert havada böyle bir derecenin olağanüstü olduğunu söyleyen ev sahibi ekip arkadaşlarımızın keyfi de ayrıca bizim açımızdan pastada çilek oldu. Şunu söylemeliyim ki; hem karada hem denizde, Barcolana bir yelkencinin ölmeden önce mutlaka yaşaması gereken bir deneyim. Buna vesile olduğu için başta Maribor Yat Kulübü’ne ve tüm takım arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.