Transquadra’nın ilk etabının yarış günlüğü

Transquadra’nın Fransa-Portekiz arasında gerçekleştirilen ilk etap macerasını OMM Alize Ocean Racing takımından Sinan Sümer yazdı. İşte Sümer ve takım arkadaşı Tolga Pamir’in paylaştığı bu heyecan dolu serüvenin günbegün seyri…

Sinan Sümer ve Tolga Pamir’den oluşan Alize Ocean Racing’in Transquadra ilk etap macerasını soluklarımızı tutarak takip ettik. Önce zorlu bir transatlantik yat yarışına ilk kez tamamı Türk vatandaşlarından meydana gelen bir takım girdiğinde, sonra da bu takım 80 tekne arasından ikinci olduğunda gururlandık. Yaşananları Sinan Sümer’den öğrenirken adeta bir roman okur gibi keyif alacaksınız. Şimdi kalemi başarılı yelkenciye devredelim.

GÖZ TEMASI İLE ANLAŞABİLDİĞİMİZİ GÖRDÜK

Bu projeye adım attığımız andan yarışa girene kadarki süreç, şartlara uyum sağlamakla geçti. Mesleği yelkencilik olan biriyim; uyum sağlama konusuna alışık ve bununla barışığım ama pandemi de eklenince zorluklar en üst seviyelere taşındı. Antrenmanları yapıp yarışa gireceğimiz teknemiz Covid yüzünden Fransa’dan İstanbul’a ocak yerine şubatta ulaşabildi. Kurulum ve teknik hazırlıklar derken kaybettiğimiz zamanı bir daha geri alamadık tabii. Tam antrenmanlara başladık, hafta sonu ve gece sokağa çıkma kısıtlamaları geldi. Hâliyle günlük antrenmanlara ek planladığımız gece seyri de içeren 300 millik antrenman parkurlarını gerçekleştiremedik. Ayrıca tekne sürat ve açılarını test etmek için İstanbul’da katılacağımız üç yat yarışı da hafta sonu kısıtlamalarına takıldı, iptal edildi. Elimizde sadece günlük antrenmanlar kaldı. Bütün olumsuzluklara rağmen bu antrenmanlar esnasında Tolga’yla çok iyi bir kimya yakaladık. Hazırlıklar, manevralar ve seyirler esnasında çok az konuşarak daha çok göz teması ile anlaşabildiğimizi gördük. Bir takım için bu çok büyük bir şans! Birçok takımın uzun saatler, günler harcayarak erişebildiği bir noktaya biz daha başlangıçta doğal yolla vardık.

SAKİN AMA KAYGILI BEKLEYİŞ

Hazırlık günlerinde T.C. vatandaşları pandemi tedbirlerine takılıyordu, biz de start alacağımız Marsilya’ya gidemiyorduk. Yine de yazın vaka sayıları düşer, yasaklar biter diye moral bozmadan çalışıyorduk. Ülkemizde aşı konusu da belirsizdi ve her ne kadar soğukkanlı biri olsam da, zor bir psikolojiydi.  Sakin ama perde arkasında kaygılı bir bekleyişti ve yarışa yalnız bir buçuk ay kala netlik kazanabildik. Arada fazlasıyla evrak prosedürleri de tamamladık ama son aksiliğimiz şuydu: Tekneyi İstanbul’dan start hattına transfer edecek Fransız ekibe yolda Covid teşhisi kondu. Son dakika gelişmesiydi, hızlıca yeni bir organizasyon yapmak zorunda kaldık. Burada kaybettiğimiz vakit üzerine bir de kötü havayla karşılaşılsaydı, tekne yarışa yetişemeyebilirdi. Neyse ki Poseidon bize iyi davrandı ve starttan beş gün önce teknemiz Marsilya Limanı’na bağlandı. Geriye çabalarımızı suya düşürebilecek tek bir aşama kaldı, o da aşılı olsak da Fransa’ya uçmadan Covid testlerimizin pozitif çıkması. Her gün vaka sayıları 25 binlerdeyken üniversite sınav sonucu beklemek gibi stresliydi gerçekten. Neyse ki iki negatif sonuçla Fransa’ya uçtuk.

EN BÜYÜK HATAYI EN BAŞTA YAPMIŞIZ

Transquadra organizasyonu böylesi uzun mesafeli bir yarış konusunda hem çok tecrübeli hem de gereklilikler konusunda çok sertti. Teknenin yarışa hazırlanmasının yanı sıra özellikle güvenlik malzemeleri ve teknede bulunması gereken ilaç eksiklerimizi tamamlamamız da epey zamanımızı aldı. Hazırlıklarımızın son döneminde bizi mutlu eden ise ardı ardına projemize sponsor ve destekçiler bulmamızdı. OMM (Odunpazarı Modern Müze) ana sponsorluğumuzu; Columbia kıyafet ve macera, YACHT Türkiye Dergisi ise iletişim sponsorluğumuzu üstlendi. TÜDAV’la da (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) dünya denizlerinde mikroplastik araştırması konusunda işbirliği yaptık. Ayrıca onların sayesinde yurtdışı limanlarında elçilik düzeyinde destekle karşılandık. Elbette bir diğer destekçimiz de TAYK (Türkiye Açık Deniz Yarış Kulübü) oldu.

Ve ilk gün geldi çattı… 13 Ağustos… Marsilya Limanı çıkışının yaklaşık 2 mil iskele tarafına kurulan start hattına yaklaşık yarım saatlik motor seyriyle ulaştık. Hava 4-5 knot civarında ve çok hafif esiyordu. Starttan sonra 2 mil civarında bir pupa seyriyle limanın karşısındaki adayı iskelede bırakarak ilk hedefimiz olan İspanya kıyıları ve Baleira Adaları arasında, güneybatı yönlü bir rota bizi bekliyordu. Startta komite botu oldukça avantajlı görünüyordu ve tüm stratejimizi buradan çıkacak şekilde yaptık. Hava hafif olduğu için daha önce antrenmanlarda rahat ettiğimiz ve hızlı hissettiğimiz A3 asimetrik balonumuzla start etme kararı verdik. Oysa yarıştaki en hatalı kararımızı daha yarışın başında verdiğimizi nereden bilebilirdik! 

YALNIZ ANTRENMANIN BEDELİ 

Hazırlık dönemindeki hafif hava antrenmanlarımızın hepsinde, pupa seyrinde teknemiz asimetrik balonla çok iyi ve hızlı bir hissiyat vermişti. Ama eski yarışçıların alaycı deyimiyle “En hızlı tekne denizde tek başına olan teknedir” ve biz de yalnız başımıza yaptığımız antrenmanların bedelini ödedik. Startta en iyi yerden çıkmamıza rağmenneredeyse tamamı simetrik balon kullanan rakiplerimizle her karşılaşmada tüm rakiplerimize karşı bir bir yer kaybettik, 15 dakikada kendimizi filonun en arkasında bulduk. Üstelik ara gitgide daha fazla açılmaya başlıyordu. Balon değiştirmek iki kişilik bir ekipte kolay değil, zaman ve enerji maliyeti çok büyük, dolayısıyla mümkün mertebe diğer teknelerin altına girmeden, temiz rüzgârda, biraz da aykırı bir rotayla devam kararı aldık. Adayı bordaladığımızda orsaya dönecektik. Maalesef bu esnada lider grupla aramız iyice açıldı, moralimiz de düştü. 

NİHAYET OYUNA GİRİYORUZ

Tolga önümüzdeki mesafeyi gözeterek biraz daha rahattı, bir parkur yarışçısı olarak benim için ise kabul edilemez bir durumdaydık. Adaya yarım mil kala bulunduğumuz bölgeden küçük sağanaklar alarak beş tekneyi arkada bırakmayı başardık. Diğer beş tekneye de oldukça yaklaştık. Ada dibinde orsa seyrine geçtikten sonra 2 millik bir mesafede her açan çeken havayı kollayarak ve en küçük sağanak artışını kullanarak diğer filoya göre fazladan tramolalar attık; adeta kısa bir şamandıra yarışı gibi tekneye odaklandık.  Bu sekansta bir saatin sonunda beş tekne daha geçerek kendimizi ön grubun arkasına attık. Dört saatin sonunda bir günden fazla enerji tükettik ama oyunun içine girmek moralimizi yerine getirdi. Artık açık denizdeydik ve büyük resme odaklanacaktık. Ben ilk gün ve gece çok az uyudum ama sabaha karşı 2. sıraya kadar yükseldik. Tolga, enerjimi daha ekonomik kullanmam gerektiği konusunda beni uyardı. Kısa parkur yarışçılığından alışkanlığım; görüş seviyesindeki rakibi geçmeye çabalamadan rahat edemiyorum.

Yarış ikinci gün hafif havada ve değişken yönlerde devam ediyordu. Bir yandan da yorgunluk beni yavaş yavaş ele geçiriyordu. Gün boyu ilk üç tekne çok yakın mesafelerde seyrettik, yüksek tempo ve az dinlenme sayesinde liderliği ele aldık. Vardiyalarla, toplam dört saatlik gece uykusuyla ertesi gün daha enerjiktim. Hava üçüncü gün de hafifti. Hava raporları doğrultusunda hedefimiz, İspanya kıyılarına yakın kalmak oldu. Liderliğimizi sürdürüyorduk; internet çeken zamanlarda ise bizi aplikasyondan canlı takip eden dostlarımızın destek mesajlarını okuyup moral topluyorduk. Yarışın henüz başlarıydı ama kazanma konusunda ciddi bir şansımız olduğuna inanmaya başladık.

CAN ACITAN KAYNAR ESİNTİ

Gün batımının ardından sıcaklık çok arttı, sevmediğimiz o basıklık hali oluşmaya başladı. Barometreye baktık, hiçbir değişiklik yoktu. Gece 11 gibi kısa bir serinlik hissettik. Tolga’yla “Eyvah” dedik, “Tatsız bir hava geliyor.” Zaten gün boyu telsizden, bulunduğumuz bölgede bir sonraki gün için fırtına ihbarı yapılmıştı. Biz ertesi gün uzaklaşmış ve ihbar edilen fırtına bölgesinden çıkmış olmayı planlıyorduk. Derken ilkinden daha sıcak bir esinti geldi. Sanki fön makinesinden çıkmıştı. Ardından yine serin bir rüzgâr… Tedirgin olduk. Az sonra da ömrümde ilk defa şahit olduğum ısıda bir esinti geldi. 50-60 derecelerdeydi ve 200 derecede çalışan bir fırını açtığınızda yüzünüze çarpan şiddette bir sıcaktı o. Canımı acıttı; gözlerimi kapatıp, sırtımı rüzgâra dönmek zorunda kaldım. Anormal, hatta kaynar esinti 30-40 saniye kadar sürdü. Peşinden yine serin esinti gelince, hortum mu çıkacak diye düşünürken rüzgâr 30 knot’lık ani bir hamle yaptı. 

ŞEYTANIN ÜFÜRÜĞÜ

Hava zifiri karanlıktı ve deniz üzerini okumamız pek mümkün değildi. Genel hissiyatımız, bu kötü havanın daha çok kıyıya doğru gittiği yönündeydi. Böylece açığa tramola atıp sorunlu olduğunu düşündüğümüz alandan uzaklaşmaya çalıştık. Ama rüzgâr yüksek şiddette devam ediyordu ve yarışın ilk ve tek camadanını vurduk. Birkaç saat sonra rüzgar azalarak tükenmeye yüz tuttu. Sabah hem çok uykusuzduk hem de liderliği kaybettiğimizi öğrendik. Bazı tekneler kuvvetli rüzgârla yol almış, bazıları ise 40-42 knot mertebesinde rüzgârlarla karşılaşmış, neyse ki kimse büyük hasar görmemişti. Finişte öğrendiğimize göre hiçbir raporda görünmeyen ve filodaki tüm yarışçıların ilk kez deneyimlediği bu sıcak rüzgâra Fransız yarışçılar “Le Souffle de Diable” yani “Şeytanın Üfürüğü” adını takmışlar. Meteoroloji uzmanları ve yarış komitesi tüm yarışçılardan olay esnasındaki gözlemlerini ve ölçümlemelerini yazmalarını istediğinde ciddi bir varta atlattığımızı anladık.

BİRİNCİYE YOL VERMESEK LİDERDİK!

Hava gece boyunca en fazla 28 knot’a kadar çıktı. Büyük balonla sabaha kadar ciddi fiziksel bir tempo yaptık ve aldığımız risk karşılığını verdi ve tekrar kendimizi grubun önüne atmamızı sağladı! Gün ağardığında inanılmaz yorgunduk. Hem yorgunluk hem de kendimizi öne atmanın biraz rahatlığıyla gün içinde vardiyalarla ikişer saatlik uyku uyuduk. Cebelitarık hunisine girişi simgeleyen Punta Negra Burnu’na yaklaştığımızda hoş bir sürprizle karşılaştık. Beş günün sonunda yarışın başından beri liderlik için kıyasıya çekiştiğimiz Samrock teknesiyle koca denizde pupa seyrinde biz sancak onlar iskele kontra halde kafa kafaya geldik. Bu halde manevra yapmak çok zor olacağı için, rakibimiz önümüzden geçip geçemeyeceğini sorduğunda yol bizde olmasına rağmen biraz orsalayarak yol verdik. Bu karşılaşmadan iki gün geçtikten sonra fark edecektik ki, o an yarışı rakibe verdiğimiz ve kendisini son kez gözümüzle gördüğümüz anmış.

FAS’TA UYUŞTURUCU ÇETESİYLE KARŞILAŞMA

O an kuzey kıyıya yakındık ama uzun vadeli hava raporu ve akıntı haritaları sert bir hamleyle güneye, yani Afrika kıyısına yönelmemizi tavsiye ediyordu. Yolu uzatsa bile pupadan dar apaza dönerek süratli bir şekilde Afrika kıyısına doğru yöneldik. Gece çöktüğünde rüzgâr hızını düşürdü, gece yarısı ise iyice bitti. Hava altıncı güne ağardığında biz havasız alanda dururken filonun büyük kısmının ilerlemiş olduğunu görmek, sıralamada tekrar yer kaybettiğimizi görmek morallerimizi alaşağı etti. Geçen gece yaptığımız tempo ve üzerimizdeki yorgunluk boşa gitmişti. Afrika kıyılarına yaklaştığımızdan hava da iyice sıcaklaştı. Görüş epey düşük, denize sis ve pus hâkimdi. Bir an Fas Sahil Güvenliği tarafından üzerinde dört kişinin olduğu bir botun arandığı anonsu geldi. Mülteci taşıyan küçük bir bottan bahsettiklerini düşündük. Karşılaşırsak ne yaparız diye aramızda konuştuk ama yarış konsantrasyonuyla konu kapandı. Aradan birkaç saat geçmişti, benim güverte vardiyam esnasında bir karartı gördüm. Birkaç dakika geçince karartı netleşti. Çok yakınımızda oldukça lüks, 10-12 metre boyunda, arkasında muhtemelen 350 beygir gücünde iki adet motoru, dev bir uydu iletişim cihazı olan bir şişme bot belirdi. Üzerinde asker üniformasına benzer giyimli, silahlı dört iri yarı adam vardı. Hızla tekneyi otopilota alıp içeri girdim, Tolga’yı uyandırdım ve dürbünü kapıp kamara içinden gizemli tekneye baktım. Aynı anda teknedekilerden birinin de dürbünle bize baktığını gördüm. Bunlar aranan tekne ve kişilerdi ama mülteci değillerdi. Fas-İspanya arasında uyuşturucu ticareti yapan bir çeteydi. Ne yapmamız gerektiğini düşündük, bu kişilere istemeden tanıklık etmiş olmanın verdiği tedirginliği ve yanımıza gelip gelmeyecekleri korkusunu da yaşıyorduk. Bu karşılaşmadan itibaren bir saat bizim için son derece stresli geçti. Neyse ki hayat hiçbir şey olmamış gibi devam etti ve ne mutlu ki bizi ciddiye almadılar. Tabii tehlike geçtikten sonra anılarımızda çok komik bir hâl aldı.  

RAKİPLER GERİ DÜŞÜYOR

Akşama doğru gelen güzel bir havayla kavança atarak güney sahilinden Cebelitarık’ın güney ucuna doğru rota tutmaya başladık. Akıntı lehimizeydi, açıktan direkt rota giden ve önümüze çıkacak gibi görünen teknelerin büyük çoğunluğu ciddi gerimize düştü. Bu gruptan ancak iki tekne yakınımıza gelmeyi başardı. Gece hafif havada sürekli akıntı haritasını okuyarak ve en küçük rüzgâr kırıntısını değerlendirmeye çalışarak yine uykusuz bir gece geçirdik. Gözümüzden uyku akarken sabaha karşı diğer iki tekne ile girdiğimiz bu yakın mücadeleden galip ayrılarak Cebelitarık Boğazı girişinin güney köşesine doğru ilerledik. O sabah saatlerinde yarışın en kritik bölgesinde olduğumuzun farkındaydık ve start öncesi yaptığımız planlar doğrultusunda tam olarak istediğimiz yerdeydik. 

Kuzey kıyısı akıntı yönünden çok tersti ve de girilmesi yasak bölgeleri göz önüne aldığımızda yolu çok uzattığı için çok kötü bir tercihti. Gece bizi takip eden iki tekne daha boğaza gelmeden orta suya çıkmış ve akıntının kuvvetli olduğu bölgeye düşmüştü. Yarışın lideri bizimle aynı rotada sadece 6 deniz mili önümüzde boğazın girişini bordalamış, stabil ve 3-4 knot’lık süratle ilerliyordu. Bu senaryoda biz de aynı rotada peşinden giderken, kuzeydeki rakiplerimiz hem akıntı hem de uzun rota yüzünden geri düştüler. Grubun kalanı zaten çok çok gerideydi. 

KÂBUS DAKİKALAR

Punta Almina Burnu’na ilerlerken kâbusun ilk dakikaları başladı ve rüzgâr gitgide tükendi. Kanala girmek için kafamızı burnun dışına çıkardığımızda kuvvetli akıntıya kapılıp geri sürüklenmeye başladık. Bizim Boğaz yarışlarımızda benzer senaryolarla sık karşılaştığım için fazla ısrar etmeden kaybı göze alıp bir an evvel cenovaya geçip, gerisin geri güneye rota tuttuk. Bu bölgedeki cebe saklanarak akıntısız bölümden bir-iki saat içinde tekrar aynı buruna yaklaştık. Hava hâlâ yok denecek kadar azdı. Önce iyice kıyıya girip demir atma planı yaptık, sonra demiri geri alamama riskine karşı serbest şekilde o bölgede saatlerce durduk, zaman zaman sürüklendik. Güncellenen rakip konumlarında arkamızdaki dört teknenin kuzeye yöneldiğini, akıntının en güçlü olduğu yere rağmen iki-üç knot’la ilerlediklerini gördük. Moralimiz bozuldu yine. Rüzgârsız bekleyişin yaklaşık altıncı saatinde hafif de olsa bir esinti yakaladık. Rüzgâr tam arkadan geldiği için balon basmamız durumunda tam iğnecikte şişmeyecek ve bu sebeple açılı gitmemiz gerekecekti. Bu durum bizi yine hızlıca akıntıya çıkaracak ve aynı sürüklenme senaryosu baştan yaşanacaktı. Aklımızda bir ışık yandı ve hafif havada kıyıyı adeta elleyerek ve akıntıdan uzak kalmaya çalışarak ayı bacağı seyriyle tam iğnecik seyrinde milim milim ilerlemeye başladık. İki-üç saatlik bir mücadelenin ardından ilk burnu aştık ve kendimizi resmen kanalın içine attık. Akıntı devam etse de en güçlü kısmı atlatmış olduk. Saatlerce süren umutsuz mücadele sonunda, kendimizi Atlantik sularına doğru attık. 

DALGALAR HAVUZLUKTA PATLIYOR

Sekizinci gün… Beklediğimiz yerde beklediğimiz kuzey rüzgârını yakaladık ve 15 knot’lık güzel bir havayla rotamızı finiş yapacağımız Madeira Adası’na çevirdik. Rüzgârı diğer gruptan önce almak keyfimizi yerine getirdi. Akşama doğru hava şiddetini artırmaya başladı, hafif kafaya doğru döndü, denizler büyüdü. Cenova apazı diyebileceğimiz seyirde hızlı şekilde yol alıyorduk. Fakat gece rüzgâr daha da arttı, dalgalar daha da büyüdü. Süratimiz iyiydi ama sallantı da çok fazla olmaya başlamıştı. Bu da içeri girip vardiyalı uyumamızı zorlaştırdı. Güvertede uyuyalım dedik; ilk vardiyaya başladık ancak büyüyen dalgalar teknenin üzerini aşmaya ve havuzlukta patlamaya başladı. Hava da giderek soğuyordu. Tulumlarımızı ve su geçirmez ceketlerimizi, hatta berelerimizi giymemize rağmen çok ıslandık ve çok fazla üşüdük. Bu şartlarda ne güvertede duruluyor ne içeri girip uyunabiliyordu. Kısa sürede o kadar bitap düştük ki, 45’er dakikalık vardiyalar halinde içeri girip mide bulantısı pahasına sürekli yana yatık teknede kısa uykular uyumaya çalışarak sabahı zor ettik.

KEYİF ÇIĞLIKLARI, FİNİŞE GERİ SAYIM

Güneşin doğmasıyla hava biraz yumuşadı ve dalgalar biraz küçüldü. Hâlâ sörf şartlarında gitsek de, dalgalar havuzluğa kadar ulaşmıyordu artık. Bu güzel günü ben sıcak bir çayla, Tolga sıcak bir çorbayla karşıladık. Güncel konum bilgilerini aldığımızda ise gece boyunca verdiğimiz mücadelenin bizi tekrar 2.’liğe taşıdığını gördük. Neşemiz yükseldi. Güneş kendini gösterince ıslak kıyafetlerimizi güvertede uygun yerlere astık. Bir-iki saate yine bir karar anına geldik. Rakiplerin çoğu rüzgâraltımızda ve cenovayla ilerliyordu. Biz en üstteydik. 15-20 derece kafayı açmamız durumunda asimetrik balon basabilecek ama bir o kadar da rotadan aşağı seyredecektik. Ancak hava raporu ilerleyen saatlerde rüzgârın arkalayacağını ve hafifleyeceğini öngörüyordu. Buna göre biraz düşük ve hızlı seyir yapmak bize ilerisi için avantajlı konum potansiyeli veriyordu; bu, aynı zamanda bizi rakiplerle aynı hizaya getirecek ve tam olarak önlerine düşmemizi sağlayacaktı. Asimetrik balonumuzu bastık ve dokuz günün sonunda kendi adımıza yarışın en süratli ve keyifli sekansını gittik. Yarış başından beri tekneyi sürerken ilk defa keyif çığlıkları attım. Hatta Tolga uyurken birkaç kere uyanıp güvertede aksi giden bir şeyler olduğunu sandı. Rakipler cenovayla 8-9 knot süratte giderken biz düzenli 15-16 knot süratleri yakaladık. Gün batımı yaklaştığında arka grupla farkı 20 deniz milinin üzerine çıkardık, lider tekneyle farkı da 60 deniz mili altına indirdik. Gece hava beklendiği gibi yumuşadı ve arkaladı böylece biz de gece yarısı simetrik balona geçtik. Kazançlı bir günü geride bıraktık.

Finişe artık son 200 deniz mili kaldı. Sabit orta şiddet rüzgârda seyir yapıyorduk. Gün batımına doğru ufukta Madeira Adası göründü. Finiş sonrası ne yeriz ne içeriz şakalaşmaları başladı. Gün batımında harika bir doğa olayıyla karşılaştık. Pruvamızda ufuk çizgisinde güneş batarken, pupamızda ufuk çizgisinde ay doğmuştu bile. Müthiş bir görsel şölene tanıklık ettik. Sabaha karşı 03.42’de ikinci tekne olarak finişe ulaştık. En yakın rakibimiz 30 milden fazla mesafede arkamızdaydı. Finiş sonrası yanaşacağımız 12 deniz mili mesafedeki Funchal Limanı’na doğru dümen tuttuk.

TEKNELERDEN ÇIKIŞ YASAK

11. gün, sabaha karşı 06.00’da limana yanaştık. Son gece hiç uyumamıştık, kısa bir uyku molası verdik. Birkaç saate diğer teknelerin de limana ulaşmasından çıkan gürültüyle uyandık. Yarış komitesinden Covid testi olacağımız ve üç-dört saate sonuç alınacağı, sonrasında teknelerden çıkacağımız bilgisi geldi. Nispeten makul bir plandı ama sıcak bir yiyecek olmaması ve almak için de tekneden çıkmaya izin verilmemesi tatsızdı. Serzenişlerle her tekneye sıcak kruvasan ve kahve ikram edildi. 10 gündür denizdeydik, yetmedi tabii.

Yarış öncesi son işlemimiz; depolama alanı kısıtlı, soğutucusu bulunmayan 33 feet bir yarış teknesine, 1300 deniz mili süresince yüksek tempo yapacak iki kişiye yetecek gıda alışverişiydi. İlk günler taze kalabilecek gıdalara öncelik verip, devamında bozulması daha güç hazır yiyecekler tüketecektik. Su da önemli karardı. Az olursa susuz kalma riski, fazla olursa gereksiz ağırlık. 12 gün üzerinden kişi başı günlük 3 litre su hesabı yapmıştık. Tekneyi, malzemeleri toparladık, TÜDAV’ın mikroplastik araştırmaları için su örneği aldık derken test sonuçları hâlâ ortada yoktu. Akşama veya bir sonraki güne çıkabileceğini söylediler. Sabrım taştı gerçekten. 3. gelen ekibin desteğiyle ve biraz da risk alarak limandan firar etmeye karar verdik. Gittik, limanın karşısındaki otele yerleştik. O an tam içimize sinmemişti ama iki gün sonra hâla test sonuçları çıkmayınca bu da bizim yarışta aldığımız en doğru kararlardan biriydi dedik. 

Denizde 10 günden sonra taze pişmiş akşam yemeği, serin içecekler ve sallanmayan geniş, kuru bir yatak harikaydı. Ertesi gün teknemizi Funchal Havalimanı altındaki üzeri kapalı doğal çekek yerine aldık ve bir sonraki etap için her şey hazır konumda Funchal’daki son günümüzü geçirdik. Ocak-Şubat 2022’deki ikinci etabın ardından görüşmek üzere…

30 KNOT OLURSA SARPA SARAR…

Dördüncü gün… Sabaha kadar rüzgârsızlık ve rüzgâr bulma çabaları… Sıralamadaki yerimizi kaybetmemiz, daha da kötüsü arka grubun tazeleyen rüzgâr sayesinde dibimize kadar girmesi… Dördüncü günün başında moralimiz aşağı çekiliyordu. Fiziksel olarak da çok yorgunduk. Fakat öğlen saatlerinde bu arkadan tazeleyen rüzgâr bize de ulaşınca 15-20 knot firişka bir rüzgârla yarışın ilk pupasını gitmeye başladık. Neredeyse 8-10 teknelik bir grup halinde seyir yapıyorduk. 

Gün batımına yakın artan rüzgârla çevremizdeki tekneler küçük sert hava balonlarına geçmeye başladılar. Hava raporu gece 20 knot, sağanaklarda 25 knot hava öngörüyordu. Büyük balonla bu şartları göğüsleyebilirdik biz. Ancak sağanaklarda 30 knot olursa işler sarpa sarabilirdi. Tolga, gün batmadan bizim de küçük balona geçmemizi tercih ettiğini söyledi. Ben bu durumun yakalandığımız grupla arayı açmak için bir fırsat olacağını düşündüğüm için devam etme taraftarı olduğumu söyledim. Büyük balonda kalmaya karar verdik. Genellikle uzun vadeli ve rotayla ilgili kararlarda Tolga, kısa vadeli ve rakibe göre pozisyon alma gerektiren kararlarda ben daha çok işin içine girdim. İkimiz de uzman olduğumuz konularda kararları verdik. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.