YANGINLAR Doğa bize benzemiyor

Afet öncesinde ve esnasında yapılacaklar hakkında tartışacak çok şey olduğu aşikâr. Fakat belki daha önemlisi, her afetin bir de sonrası var. Doğa, kendi akışında yaşayan birçok canlı gibi. Bize hiç benzemiyor işin doğrusu.

Söz konusu doğal afetler olduğunda belki de en önemlisi diyebileceğimiz şey, “bilinçli olmak”. Tedbir alma, hızlı müdahale etme gibi eylemlerin yanı sıra afet sonrasında yapılacaklar listesinde de olması/olmaması gereken şeyleri bilmek önemli. Yangını ele alalım. Maalesef çok boğuştuk, malum. Afet öncesinde ve esnasında yapılacaklar hakkında tartışacak çok şey olduğu aşikâr. Fakat belki daha önemlisi, her afetin bir de sonrası var.

YAŞAMINI YİTİRENLER HAYAT KATIYOR

Doğa, kendi akışında yaşayan birçok canlı gibi. Bize hiç benzemiyor işin doğrusu. Ne duygusal ne sosyal anlamda ne de yaşamak konusunda. Bizim ona müdahalelerimizden çok etkileniyor, bu doğru. Ancak aynı zamanda buna takılmıyor da; kendini yenilemeye, iyileştirmeye devam ediyor. Şimdi hava, kara, su yaşamı birbiriyle sürekli iletişim halinde; hiçbir şey birbirinden bağımsız değil, bunu hepimiz biliyoruz. Toprak altında metrelerce uzanan ağaç kökleriyle uzak kıtalarda yaşayan deniz canlısına kadar hepsinin tek hedefi, döngüyü verimli bir şekilde tamamlamak. Tüm canlılar birbirinden faydalanıyor. Hatta bir tık ileri gidiyorum, cansızlar bile. Yaşamını yitiren canlılar gübre olup, besin olup, hava olup diğer canlılara hayat katıyor. Kapris yok, aşırılık yok, huzursuzluk yok. Bize benzemiyor demiştim, demiş miydim? Tüm bunları neye bağlayacağımı soruyor musunuz? Geldim şimdi oraya. Bakın, yangın sonrası diyorduk.

DOĞA KENDİ KENDİNİ YENİLER

Yanan bölgeye ağaç dikmek her zaman daha iyi olmayabiliyor. Çünkü bunun için alanın sürülmesi gerekiyor. Ve bu alanda sadece ağaçlar yaşamıyor, birçok canlı türü var, koca bir ekosistemden bahsediyoruz. Burayı sürüp yalnızca çam ağacı dikersek buradaki biyoçeşitlilik kayboluyor ve yalnızca çam ağaçlarından oluşan bir alan elde etmiş oluyoruz. Daha da sıfırdan başlamasına yani gerilemesine neden oluyoruz. Bu bir örnek. Dolayısıyla sert, aşırı müdahaleler kötü olan durumu daha da kötü hale getirebiliyor. Ormanın kendini toparlamasına izin vermek lazım. Elbette bu sürece yardım etmeli, ancak oranını iyi ayarlanmalı. Neler yapabiliriz? Mesela bir miktar tohum desteği verilebilir, yanan ağaçların dalları kesilerek toprağa serilebilir ve erozyon önlenebilir. Bu gibi ufak müdahaleler, bilinçli yardımlar gerekli. Zira ormanlar, doğa, biyoçeşitlilik kendi kendine yenilenebilen ortamlar. Akdeniz ormanları yıllardır ufak da olsa yangınlar yaşıyor, ama şimdi bu yangınların sıklığı ve şiddeti arttı, biraz sonra bu meseleden de bahsedeceğim ama diyeceğim şey bu ormanların kendini belli oranda yenileyebildiği. Kızılçam türü, tohumlarını yangından korumak adına kozalaklarını yıllarca kapalı tutabiliyor. Yangından sonra ise birkaç hafta içinde kozalakları açılıyor ve içi adeta besin dolu, mineral dolu tohumlar yanmış toprağa ulaşıyor. Bir seneye kalmadan bu tohumlar genç fideler olarak yerini alıyor. Bu da Akdeniz ormanlarının kendisini yenileyebilmesinin güzel bir örneği oluyor. Dolayısıyla aslolan, doğanın akışına her müdahalenin düşünülerek yapılması veya yapılmaması. Yani önce doğaya müdahale etme kısmını doğru belirlemek lazım, herhangi bir durumda yapılacak müdahalenin düşünülerek yapılması gerekiyor.

YOĞUNLAŞAN TURİZMDEN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE SEBEPLER ÇEŞİTLİ

Şimdi gelelim yangınların neden giderek arttığı meselesine. İnsan faktörü yine birinci sırada fakat bunun da dalları var. Örneğin; nüfusun artması, bölgedeki turizmin yoğunlaşması en küçük yanlışta bile büyük yangınlara sebebiyet verebiliyor. Yangındaki insan faktörü oranı aynı olsa da, dönemsel nüfus artışı dolayısıyla yangın sayısını da artırıyor. Kötü niyetli sebepler olsa da yalnızca bu bile yangın artışına yeterli neden. Daha iklim değişikliği, ağaçların kuruması, haşeratın ağaçları daha kırılgan hale getirmesi gibi konulara gelmedik bile. İnsandan devam ediyoruz. Tedbir almamak da yine insan faktörü sayılabilir. Bu benzeri durumlar dışında da yangın mevsimlerinde karşılaştığımız sıcak hava dalgası sayısının küresel iklim değişikliği ile beraber artıyor olması.

DÜNYADAKİ TABLO

Bu sene Sicilya’da Avrupa’da şimdiye kadar görülen en yüksek sıcaklık rekoru kırıldı. Sicilya’nın Siraküza kentinde sıcaklık 48,8 dereceye ulaştı. Bu gibi sıcak hava dalgaları küresel ısınmayla birlikte her yıl daha da artıyor. Bizde yaşanan o yangınlarda sıcak dalga 13-14 günü buldu, ayın yarısı aşırı sıcağa rezerveydi. Kuru, sıcak havalar da orman yangını riskini tepeye çıkarıyor tabiatıyla. Yine bu yıl Sibirya’da rekor düzeyde orman yangını yaşandı. Son veriler, Rusya’nın Yakutistan bölgesindeki orman yangınlarının bu yıl 208 megaton karbon salarak geçen yılın rekorunu neredeyse ikiye katladığını söylüyor. İşin bir de bu yanı var. Zaten iklim değişiminin katkısıyla daha fazla gördüğümüz yangınlar yine havaya salınan karbon miktarını artırarak iklim değişimini daha da artırıyor işte. Böylelikle yine başa dönüyor ve en önemlisinin bilinçli yaşamak olduğu konusuna geliyoruz. İnsan fütursuz yaşantısıyla önce makroyu, sonra mikroyu bozuyor. Kendi yaşantısını düzeltse büyük resim de düzelecek, bir hamleyle makroyu da mikroyu da düzeltecek. Sağlıcakla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.