Anadolulu korsan “ZENIKETES”

Kadim Anadolu binlerce yıllık eşsiz kültürlerin yanı sıra özel hikâyelere ve bu hikâyelerin kahramanlarına da yurt olmuştur. Her kahramanın kendi hikâyesini yazabilmek için ihtiyacı olan yegâne şey bir düşmandır. Aynı sikkenin iki yüzü gibi… Farkı çoğu zaman ince bir çizgi belirler. İşte bu, çizginin üzerinde yaşayan, Roma İmparatorluğu’na başkaldıran; Anadolulu bir korsanın,  Zeniketes’in hikâyesi. Kahraman mı, yoksa bir hain mi? 

Korsanlık deniz ticareti kadar eski bir olgu. Binlerce yıldır Akdeniz’de yelken açan gemilerin ve ticaret yapan şehirlerin yüzleşmek zorunda kaldığı bu gerçek, elbette Anadolu kıyıları olmadan yazılamaz. Özellikle ülkemizin güney kıyıları Antik Çağ boyunca korsanlık için hem kara hem de deniz şartları açısından oldukça uygun bir bölgeydi. Korsanların hem denizde hem de karada saklanmasına imkân veren coğrafi şartlar, gemi yapımı için uygun ağaçların bulunması, oldukça stratejik olan Doğu-Batı deniz rotalarına hâkimiyet, Kıbrıs ve diğer adalara yakın konumu yapılacak saldırılar için elverişli bir iklim yaratmıştı. Bu iklime Roma İmparatorluğu’nun politikaları da eklenince kahramanlar ve düşmanlarının çağı günümüzden 2000 yıl önce Anadolu kıyılarında başladı.

Anadolu kıyılarındaki ilk organize korsan hareketini MÖ 140 yılında görüyoruz. Bugünkü Alanya’yı üst yapan “Diodotos Tryphon” ona katılanlarla birlikte Doğu Akdeniz sahillerini yağmaladı. Bu sırada dönemin süper gücü olan Roma İmparatorluğu ise korsanları bastırmak ve ticaret rotalarının güvenliğini sağlamak için bir şey yapmadı. Çünkü Roma beslendikçe büyüyen ve büyüdükçe daha fazlasını isteyen canavarın ilk modelidir. İmparatorluğun, bilinen dünyanın dört bir tarafından getirilen temel gıda maddelerine ve lüks eşyalara karşı bitmeyen bir talebi vardı. Köleler de ne yazık ki bu talebin vazgeçilmeyen bir parçasıydı ve bu talebin bir şekilde karşılanması gerekiyordu. Kilikya’daki korsanlığın gelişimindeki anahtar kelime bu nedenle köle ticaretiydi. Roma, köle ticaretine destek veriyordu. Fakat bunu gayriresmi olarak yapıyordu. Ama görünüşte temiz kalmayı başarıyor, kirli işler yapılırken başını başka bir noktaya çeviriyordu. Diodotos’un yaptıkları ise Anadolu’nun güney sahillerindeki korsanlar için bir işaret fişeği görevi yapmıştı. Zamanla bu korsan şefi, yanındakiler ve ardılları Anadolu’nun güney sahillerinde ciddi bir tehdit oluşturdu.

  

ALTIN DENİZ

Doğu Akdeniz’de oynanan oyun, otoritenin kaybolmasına neden oldu. Korsanlar faaliyet alanlarını giderek genişlettiler ve baskınlardan elde ettikleri bu kârlı durumu tanımlamak için yelken açtıkları sulara bir isim verdiler: “Mare Aureum”, yani “Altın Deniz”.  Fakat durum öyle bir noktaya geldi ki, çıkarları için korsanlığa göz yuman Roma’da huzursuzluk başladı. Etik değerler ya da doğruyu yapma kaygısından çok uzakta yeşeren bu düşüncenin temelinde tüccarların para kaybı yatıyordu. Baskınlar nedeniyle tüccarları zarara uğrayan Roma, bölgedeki çıkarları için harekete geçti ve MÖ 102 yılında Marcus Antonius’u Kilikya’ya korsanlarla savaşmaya gönderdi. Antonius, yüzlerce savaş gemisine ilave olarak kara birlikleri ile korsanların üzerine gitti ve onları yendi. Fakat denge politikasının ana sahnesi olan bu coğrafyada son söz söylenmemişti. Pontos Krallığı daha geniş topraklara sahip olmayı hedefliyordu. Kral Mithridates, bu amaçla hem Roma yönetiminde memnun olmayan halkları kendi yanına çekmeye çalışıyor hem de stratejik bir hamle ile korsanları ordusuna dahil ediyordu. Korsanlara imkân veren Kral, bu sayede denizlerde üstünlüğü ele geçirmeyi amaçlıyordu. Diğer yandan Mithridates’in de korsanların yardımına ihtiyacı vardı. Nitekim MÖ 89-85 arasındaki savaşta korsan saldırıları oldukça etkili olmuş, Kral bir anlamda istediğini almıştı.

ZENIKETES

Kral Mithridates’in bu stratejisi birçok korsan gibi Zeniketes’in de istediği ortamı sağlar. Kim olduğu bilinmeyen bu gizemli adam hakkında çalışan araştırmacılar onun olasılıkla bir demir işçisi olarak hayatını belli bir yaşa kadar Kilikya bölgesinde geçirdiğini düşünmektedir. (Kökeni için farklı fikirler de vardır.) Daha sonra Anadolu’nun güney sahillerinde bugün de birçok kişinin rotasında bulunan Phaselis’e gittiği düşünülüyor. Bu önemli şehre ulaşan Zeniketes, burada korsanlığa başlar. Kısa bir süre içinde sıradan, kimsenin tanımadığı bu adam, oldukça geniş bir bölgede (Doğu Lykia ve Pamphylia’da) hakimiyetini ilan edecektir. Peki ama bunu nasıl başardı? Aslında her kahramanlık hikâyesinde olduğu gibi Zeniketes için de iklim oldukça uygundur. Önce Roma’ya karşı meydan okuyan Kral Mithridates’in ordusunda paralı asker olarak göreve başlar. Mithridates ordusuna çok sayıda korsan almış, hatta onları önemli noktalarda görevlendirmiştir. Oldukça yetenekli olan Zeniketes ise bu kaos ortamında generalliğe kadar yükselir. Yükseldikçe gücünün farkına varmaya başlar. Ele geçirdiği ganimetlerle de her geçen gün etki alanını artırır. Ve Gelidonya Körfezi’nden Attaleia antik kentine dek uzanan alanda kendi krallığını kurar. Önce Roma’ya meydan okuyan Mithridates için çarpışan bu adam, ardından Roma’nın baskısı altında olan halk ile birlik haline gelmiş olmalı. Neden mi? Hep birlikte bakalım.

DİRENİŞ VE ACIMASIZ KARAR

Korsanlık için ideal bir coğrafyaya sahip Olympos antik kenti MÖ I. yüzyılın başından itibaren Zeniketes’in hâkimiyetine girmiştir (Araştırmacıların bu tarih için farklı görüşleri vardır). Hatta zamanla bölgenin diğer önemli şehirlerini de egemenliği altına alır. Korykos ve Phaselis bunlardan sadece ikisidir. Bu durumda çıkarları çatışan şehirler devreye girer. Özellikle MÖ 82’de Ksanthoslu Amiral Aikhmon önderliğinde bir donanma denizlere açılır. Gelidonya açıklarındaki deniz savaşında ve hemen ardından karada yapılan birçok savaşta korsanlara karşı galibiyetler alır. Fakat Roma gelecek adına Kilikya’nın stratejik önemini ve Mithridates ile yapılan savaşta korsanların oynadığı önemli rolü fark eder. Bu noktada Roma’nın planı devreye girer. Satranç tahtasındaki hep kazanan ve bundan sonra da kazanacak hamlesini uygulamaya başlar. Roma, halk için korsanlığı bastırmaya karar vermiştir. Başka bir deyişle, Roma’nın Anadolu’ya demokrasi getirmeye karar verdiğini de söyleyebiliriz. Bunun için öncelikle müttefiklerini korsan karşıtı büyük bir mücadele ile bu korkunç düşmanı yenebileceklerine inandırır. Bu hamle ile hem İmparatorluk topraklarını genişletecek hem de Anadolu’nun içlerine girmek için oldukça önemli bir noktayı kazanmış olacaktı. Bu, oldukça detaylı bir savaş oyunuydu ve sonunda sadece Roma kazanacaktı. MÖ 78’de Roma, Servilius Vatia’yı korsanlığı bitirmesi için görevlendirir. Ciddi bir güç ile gelen Servilius Vatia adım adım ilerler. Deniz de ve karada yaptığı önemli hamlelerle en sonunda korsan şefi Zeniketes’i gözbebeği olan kalesinde sıkıştırır. Bu noktada Zeniketes avucunun içi gibi bildiği bu coğrafyadan kaçabilirdi. Zira denizlere olduğu kadar, karadaki geçitlere ve yollara da hâkimdir. Ama kaçmaz. Bu noktada sözü antik yazar Strabon’un kalemine bırakalım. “Toros Dağları yakınında Korsan Zeniketes’in kalesi bulunur. Olympos’u kastediyorum hem dağ hem de kale olarak. Ama dağ Isauricus (Servilius Vatia) tarafından ele geçirildiğinde Zeniketes kendisini bütün evi ile beraber ateşe verdi.”  Zeniketes, son ana kadar çarpışır ama kaybetmiştir. Buna rağmen kaçmayı tercih etmez. Ele geçirildiği zaman kendisi ve ailesi için verilecek kararın farkındadır. Ailesinin Servilius’un eline geçmemesi için kendisini ve ailesini eviyle birlikte ateşe verir. Bölgeyi herkesten, özellikle de düşmanından daha iyi bilen Zeniketes neden direnir? Bir halk düşmanı neden son ana kadar şehri terk etmez? Bunlar cevaplanması gereken sorular. Belki de son ana kadar şehrini savunmak istedi ve bunun için her şeyi göze almıştı. Strabon ve diğer kaynaklara göre bu sefer sırasında Lykialılar Romalılara yardım etmemiştir. Bu oldukça dikkat çekicidir. Zira bölgedeki halka eziyet eden, acımasız bir korsanı yakalamak için halkın yardım etmesi gerekirdi. Bunun tek bir açıklaması olabilir. Bu topraklarda Zeniketes halk düşmanı olarak görülmüyordu. Bu düşünceyi destekleyen bir diğer önemli kanıt ise Olympos ve Phaselis antik kentlerinde döneme ait bulunmuş bazı mezarlarda Zeniketes adına rastlanılması. Zira bölge halkı Zeniketes’ten nefret etse, onu bir halk düşmanı olarak görse olasılıkla isminin yaşamasına, sonraki nesillerde devam etmesine izin vermezdi. Bu durum Zeniketes’i kahramanlaştırmış olduklarının bir göstergesidir. Diğer taraftan, başta Olympos ve Phaselis olmak üzere bazı kentler Zeniketes yönetimini zorla kabul etseydi, halkı baskıyla yıldırsaydı Roma bu şehirleri ağır şekilde cezalandırmazdı. Olympos’un düşmesinden hemen sonra Zeniketes’in krallığı deyim yerindeyse çöker. Roma, korsanlara yardım ettiğini düşündüğü yerleşimleri cezalandırarak topraklarını devlet malı olarak kendisine katar; Olympos, Phaselis, Korykos cezalandırılmıştır. Servilius Vatia ise seferin sonunda Kilikya’da donanma için bir üs kurmuş, ayrıca Anadolu’nun iç bölgelerine doğru yapılacak seferler için de yollar inşa ettirmiştir. Böylece Roma hedefe giden yolda önemli bir adım atmıştır. Korsanlığın bitirilmesi içinse biraz daha beklemesi gerekecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.