Bir müzeden çok daha fazlası: Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi BODRUM KALESİ -II-

Şubat sayımızda yıkılmış, eski bir kalenin emek ve tutkuyla müzeye dönüşme macerasına yelken açmış, Bodrum ve arkeolojiye âşık bir grup tutkulu insanın hikâyesini anlatmaya başlamıştık. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

u sadece tarihi bir kalenin müzeye dönüşmesinin değil, aynı zamanda Peter Throckmorton, George F. Bass, Haluk Elbe ve Bodrum’un güzel insanlarının da hikâyesi. Başını bu üç insanın ve Bodrumlu süngercilerin çektiği bir grup insan yıkılmış Bodrum Kalesi’ni ortaya koydukları özveriyle hayata döndürürler. 1959’da amatörce ve kişisel girişimlerle başlayan süreç 1964 yılında Kale’nin şapelinde açılan ilk sergiyle ete kemiğe bürünür. O artık Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız Dubleks zırhlısı tarafından bombalanan yıkık, harabe kale değildir. Bodrum Kalesi bir müzeden çok daha fazlasına dönüşmek üzeredir.  1960’ların başında başlayan, sonlarına doğru ise iyice hızlanan sualtı arkeoloji çalışmalarının merkezi Bodrum oldu. Bodrum’un bir merkeze dönüşmesinde hiç şüphesiz baş aktör sualtı arkeolojinin öncüsü George F. Bass ve onun çevresinde oluşan ekip. Kalenin ilk müdürü Haluk Elbe ise bu çalışmaların daha görünür hale geleceği müzecilik çalışmalarını başlatmıştı. Sualtı arkeoloji çalışmalarının artması sonucunda batıklardan çıkartılan objelere, süngercilerin buldukları amforalar, çapalar ve denizin derinliklerinden çıkartılan heykeller de eklendi. Böylece dünyanın önde gelen müzelerini bile kıskandıracak eşsiz koleksiyon bir araya gelmeye başladı. 

ESKİ TESTİ DOKTORUNUN SEVDASI 

Bodrum Kalesi’nin hayata döndüren kişilerden biri hiç şüphesiz ilk müze müdürü Haluk Elbe’dir. Bir diğer isim ise Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni bir dünya müzesi haline getiren “eski testi doktoru” Oğuz Alpözen. Alpözen, Bodrum Kalesi’nde çalışmaya başladığı ilk yıllardan itibaren yeni sergi salonları açmış ve çevre düzenlemesine önem vermiş bu sayede de müzeyi dünya çapında tanıtmayı başarmıştı. Uzun yıllar müzenin amfora koleksiyonu üzerine çalışan Alpözen, günü geldiğinde çalıştığı amforaların doktoru olarak tanıtılacaktı. Bu naif ve bir o kadar da  komik bir hikâyedir. Alpözen, Bodrum Kalesi’nde ilk çalışmaya başladığı yıllarda sevdiği kızı ailesinden birkaç kez istetir. Bunun için de Bodrumlu kaptanlara ricada bulunur. Kız istemeye giden kaptanlar müspet sonuç alamaz. Neden hayır yanıtı aldıklarını da anlayamazlar. Bunun üzerine bir kez de Müdürü Haluk Elbe’den yardım ister. Elbe, birkaç saat sonra müjdeli haberle gelir. Hayır cevabının nedeni de anlaşılmıştır. O yıllarda Bodrum’da en çok korkulan şeylerden biri vurgun tehlikesidir. Zira birçok süngerci vurgun sonucu hayatını kaybetmiş ya da sakatlanmıştır. Sualtı arkeolojisi üzerine çalışan Alpözen’e de vurgun yeme tehlikesi nedeniyle kız verilmediğini anlayan Elbe, arkeolog desem anlamayacakları için “oğlumuz eski testi doktoru” dedim. “Doktor denince akan sular durdu, sorun kalmadı” der. Alpözen de sevdiğine böylece kavuşur. Yıllar sonra yayınladığı kitabına da “Eski Testi Doktorunun Anıları” ismini verir. Alpözen’in bir diğer sevdası ise şüphesiz Bodrum Kalesi’dir. Müdürlüğü sırasında müzeyi dünyanın önde gelen müzelerinden biri haline getirdi. 

KALEDEN MÜZEYE

Birçok önemli batık kazısında çalışmış ve sualtı arkeolojisine dair ilk Türkçe kitabın yazarı olan Alpözen, ilk olarak Bodrum Müzesi ismini Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak değiştirir. Ardından Kale’de birçok sergi salonu ardı ardına açılır. Önce Kale’nin kuleleri birer sergi salonuna dönüştürülür. Daha sonra Serçe Limanı batığı ve dünyanın en eski üç batığı için özel bir salon yapılır. Kale’ye gelenler hem çevre düzenlemesi, hem sergileme hem de eşsiz koleksiyonu ile çok özel bir müzeyi gezme imkânına sahip olurlar. Blue Guide Turkey, Kale’yi şöyle tarif eder: “Kalede ve kulelerde dolaşırken gökyüzü gül kokuyor. Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi ilham veren bir müzedir.”

AKDENİZ’İN EN ESKİ DENİZCİLERİ

Zamanla Sualtı Arkeoloji Enstitüsü (INA) ve Bodrum Müzesi uzmanları tarafından gerçekleştirilen çalışmalarda birçok önemli batık bulunur. Bulunan birbirinden farklı dönemlere ait batıkların en özelleri seçilerek arkeolojik araştırmaları gerçekleştirilir. Söz konusu batık kazılarıyla da Akdeniz’de yelken açan gemilere ve denizcilere ait çok önemli bilgilere ulaşılır. Dünya denizcilik tarihi Anadolu kıyılarında aydınlatılmaya başladı. Bu tarihin en önemli noktalarından biri de şüphesiz günümüzden binlerce yıl önce Akdeniz’de ticaret yapan, krallar arasında hediyeler taşıyan ilk gemiler ve denizcilerdir. Akdeniz’in bir ucundan diğerine yelken açan bu gemiler ne yazık ki birçok kez nihai limanlarına ulaşamadı. Anadolu kıyılarının barındırdığı birçok sığlık bu gemilerin sonunu hazırladı. Dönemi için önemli kayıplar, binlerce yıl sonra dünya tarihini aydınlatmak isteyen arkeologlar için tarihe açılan birer kapı olacaktır.

DÜNYANIN EN ESKİ ÜÇ GEMİSİ VE 3300 YIL ÖNCEKİ DENİZCİLER 

Denizcilik tarihi açısından ne şanslıyız ki dünyanın en eski gemisi olarak adlandırılan birden fazla batık bu karasularında bulundu ve araştırıldı. Bu batıklar sayesinde 3300 yıl önce gemici ustasının ahşaba nasıl hayat verdiğini, hangi ağaçları seçtiğini, geminin gövdesini nasıl ördüğünü, denizcilerin bu gemilerde nasıl seyahat ettiklerini biliyoruz. İşte bu ve bunun gibi daha birçok bilgiye ulaştığımız gemilerle birbirinden özel objeler Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde tüm dünyadan gelen ziyaretçilerle buluştu. 1960 yılında kazılan Gelidonya, 1975 yılında kazılan Şeytan Deresi Batığı ve 1984 yılında kazı çalışmalarına başlanan ve 11 yıl süren Uluburun batıkları dünyanın en eski üç batığı olarak tarihe geçerek tüm buluntuları ve edinilen bilgileriyle tek müzede ziyaretçilerini karşıladı.

KAPTANIN SEYİR DEFTERİ

Bu objeler arasında bir tanesi var ki, belki de binlerce yıldır her teknenin, her seyyahın ve kâşifin vazgeçilmezi olmuştur. İlk olarak dünyanın en önemli destanlarından birinde rastlanıldı. “Gönderdi onu Likya’ya, eline uğursuz işaretler verdi, üst üste katlanan bir levhaya yazdı bir sürü ölüm yazıları.” İlyada Destanı’nda geçen üst üste katlanan levha belki birçok araştırmacı için karanlıkta kalan bir noktaydı. Yazıldıktan binlerce yıl sonra ise suyun 45 metre altında gerçekleşen bir kazıdan çıkan parçalanmış bir obje ile aydınlatıldı. Bu obje bir yazı tahtasıydı. Şimşirden yapılmış bu yazı tahtasında balmumu üzerine yazılan yazılar günümüze kadar ulaşsaydı belki de kaptanın seyir defterinde neler yazdığını da öğrenebilecektik. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi 2000’li yılların başından beri sık sık ziyaret ettiğim, çalıştığım ve her daim içinde olmaktan keyif aldığım dünyanın en özel ve romantik müzelerinden biri. Yapılar yaşanmışlıkları ve hikâyeleri ile özeldir. Bodrum Kalesi de hem dünü hem bugünü hem de sahip olduğu eserleri ile her zaman dünyanın en özel yapılarından biri olacak. Homeros’un, Kavafis’in Barbaros’un, Piri Reis’in, Balıkçı’nın, sularından yelken açan teknelerin de onlara selam veren kalelerin de bir ruhu vardır.  Selam olsun…☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.