DOĞUDAN BATIYA BİTMEYEN YOLCULUK -2- SERÇE LİMANI

Bin yıl önce Anadolu kıyılarında batan bir gemi ve bu geminin derin mavideki bilimsel araştırmasına adanan ömürler…

Geçen sayıda günümüzden yaklaşık 1000 yıl önce Akdeniz’in doğu kıyısından yelken açarak kuzeye, olasılıkla Konstantinopolis’e daha sonra da Karadeniz’deki bir limana gidecek Serçe Limanı Cam Batığı’nın hikâyesine yelken açmıştık. Kargosu büyük oranda kırık camlardan oluşan batık, birçok yeni bilgiyi öğrenmemizi sağlarken bunların içinde en dikkat çeken bilgileri batıktan çıkartılan satranç ve tavla taşları vermişti. Yaklaşık 1000 yıl önce Anadolu kıyılarında batan gemiden çıkartılan bu taşlar sayesinde gemicilerin ve kaptanın uzun yolculuklar sırasında bu oyunları oynadıklarını ve suyun 35 metre altında çıkartılan başarılı rölöve sayesinde gemideki objelerin bulunduğu noktalara göre gemideki sosyal sınıfları nasıl keşfedildiğini aktarmıştım. Bu bilgilere ulaşabilmemizi sağlayan ise şüphesiz ki arkeolojiye adanan ömürler. Serçe Limanı kazısının üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen arkeologlar halen bu özel geminin hikâyesini aydınlatmaya devam ediyorlar. Sualtı arkeolojisinin öncüsü George F. Bass bir sohbetimiz sırasında Serçe Limanı Cam Batığı’nın rekonstrüksiyonu ve büyük miktardaki İslami cam kargosu bakımından dünyanın en eski batıklarından biri olan Gelidonya kadar önemli bir batık olduğunu söylemişti. Gelidonya Batığı’nın sualtı arkeolojinin başlaması açısından dolayısıyla da sualtı arkeolojisinin öncüsü George Bass açısından bir milat olduğunu düşündüğümüzde Serçe Limanı’nın önemi çok daha net anlaşılır. Bu sayımızda sualtı arkeolojisinin öncüsü tarafından bu kadar önemsenen Serçe Limanı Cam Batığı’nın 40 yıllık araştırma öyküsüne devam ediyoruz.

1000 YAŞINDAKİ GEMİDEN GERİYE KALANLAR

1977-1979 yılları arasında, üç kazı sezonunun ardından batığa dair birçok bilgiye ulaşıldı. Bunlar arasında öncelikle geminin boyutları vardı. Gemi 15 metreden biraz daha uzun ve yaklaşık olarak 5,2 metre eninde 35 ton taşıyabilecek kapasitedeydi ve çam ağacından yapılmıştı. Omurgası içinse karaağaç tercih edilmişti. Antik Çağ’dan kalan batıkları suyun altında araştıran ekipler açısından en büyük problemlerden biri ahşapların zaman içinde yok olmasıdır. Bunun nedeni Akdeniz’de yaşayan Ternodo Navalis ismindeki bir kurtçuktur. Bu nedenle antik çağa ait birçok geminin ahşap gövdesine dair ya hiç veri olmaz ya da çok az ahşaba ulaşılır. Örneğin dünyanın en eski batıklarından biri olan Uluburun Batığı’nda ulaşılabilen ahşap oranı yüzde 3’tür. Arkeolojik kazılar sırasında geminin ahşap bölümlerinin ancak kargo altında kalan kısımları kurtarılabilir. Serçe Limanı Cam Batığı 1000 yıl önce iskelesinin üzerine yattığı tespit edilmiş, bu nedenle sancak kısmı tamamen yok olmuştur. İskele kısmından kurtarılan ahşap bölümler ise oldukça değerli bilgiler sunuyor. Örneğin geminin inşa yöntemini, kullanılan ağaç ve çivi türlerini buradan öğreniyoruz. Geminin ahşaplarını birleştirmek için ahşap ve bakır çiviler kullanılmış. İki direkli ve Latin yelkenli olduğu düşünülen gemi için özel bir çalışma Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde yapılmış. Bu çalışma için geminin gerçek boyutlarında metalden bir iskelet kurulmuş ve bu iskelet üzerine suyun derinliklerinden çıkartılan ahşap parçalar yerleştirilmiştir. Bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret ettiğinizde bu eşsiz çalışmayı görebilir, yaklaşık bin sene önce bir geminin nasıl bir şekli olduğunu, nasıl bir ambara sahip olduğunu ve bu ambarın nasıl yerleştirildiğini inceleyebilirsiniz.

MODERN GEMİ YAPIMININ BAŞLANGICI

Tarih boyunca Akdeniz’de iki temel gemi yapım yöntemi vardır. Bunlardan ilki, önce gemi kabuğunun oluşturulduğu yöntem. Diğeri ise önce iskeletin, ardından dış kabuğun örüldüğü modern yöntem. Sheila Matthews kazının bitmesini izleyen yıllarda yaptığı çalışmasıyla Serçe Limanı Cam Batığı’nın modern gemi yapım tekniği ile yapılmış en eski örnek olduğunu belirtmiştir. Batık kazısından tam 25 yıl sonra bu kez karada, İstanbul’un atar damarlarından biri olan Yenikapı’da, muhteşem bir gemi topluluğunun kazısına başlandı. Bu eşsiz arkeolojik alandan elde edilen bilgiler Bizans Dönemi’ne ait gemilere dair oldukça fazla bilgi sundu. Bu alandan gelen bilgiler gemilerin evrimsel süreçlerine ve kabuk temelli yöntemden iskelet temelli yönteme geçiş çalışmalarını çok daha iyi şekilde anlaşılmasına imkân verdi. Buna göre gemilerin evrimsel sürecinin Akdeniz çanağının her noktasında eş zamanlı başlamadığı anlaşıldı. Farklı gemiler incelenerek gemilerin hangi ahşapları önce birleştirilmiş ve kabuk temelli yapılmış; nereden sonra iskelet temelliye dönülmüş, bunlar detaylarıyla ortaya çıktı. Bizim adımıza önemli olan nokta ise tüm bu detaylara Anadolu’daki kazı çalışmalarında ulaşılması.

ARKEOLOJİYE ADANAN ÖMÜRLER

Bu özel geminin üzerinde çalışan bir diğer kişi de arkeolog Fred V. Doorninck. Kendisi 1977-1979 yıllarında kazısı yapılan MS 11. yüzyıl Serçe Limanı Cam Batığı’nın amforalarını son dönemde yeniden incelemeye başladı. Zira söz konusu amforalar üzerinde bazı harfler bulunmaktadır. Kazı sırasında bunların Grek harfleri olduğu düşünülse de Doorninck bu konudaki çalışmasını sürdürmüş ve bunların bazılarının Balkan isimlerinin kısaltmaları olduğunu fark etmiş. Elbette bu çalışma yazıldığı kadar kolay olmamış. Araştırmayı hakkıyla yapabilmek için Yunanca yanında Rusça, Romence, Bulgarca, Sırpça ve Arapça okumayı öğrenmiş. Çünkü bu grafitoların en iyi örnekleri Balkanlarda ortaya çıkarılmış. Peki bu kapsamlı çalışma bize ne sunuyor? Doorninck uzun yıllar süren çalışmasının ardından bu örneklerin hepsinin standart Grek harfleri olmadığını, bunların Kiril harfi olduğunu, hatta bir kısmının Türkik resimli harfler olduğunu kanıtladı. Bu nedenle gemideki bu amforaların sahiplerinin Bulgaristan’dan Marmara’nın kuzey sahiline göç eden Türki Bulgarlar olduğunu kanıtladı. George Bass’in tabiri ile “Doorninck olmasaydı Serçe Limanı Cam Batığı’ndaki bildiklerimizin onda birini bile bilemezdik.” Bu batık ile yolları kesişen bir diğer önemli bilim insanı ise Berta Lledo. Onun hikâyesi ise George Bass’in bir makalesi ile başlıyor. Bass 1993 yılında Serçe Limanı Cam Batığı’ndaki İslami cam eserler üzerine yazdığı bir makalede dünyanın dört bir tarafından gönülleri Bodrum’a davet eder. Bu eşsiz geminin eserleri genç arkeolog Lledo’yu Bodrum’a çeker. O ve diğer ekip üyeleri Serçe Limanı Cam Batığı’ndaki kazıdan çıkartılan yaklaşık 3 ton civarındaki, 1 milyon kırık cam parça üzerine çalışmaya başlar. Lledo, çalışmayı şu şekilde anlatıyor: “Cam batığı koleksiyonundaki çalışma muhteşemdi. Kimse 70’lerde başlayan kazı süreciyle 1993 yılında başlayan cam kataloglama arasında sarf edilen olağanüstü çabayı bilemez. Tam 15 yıl boyunca bir sürü kişiden oluşan bir ekip cam parçacıklarını tamir etti, aynı renkteki parçacıklar, aynı kalınlıktaki parçalar, aynı dokudaki parçalar bir araya getirildi ve her şeye rağmen binlerce eşleştirme yaparak bir çok eseri yeniden bir araya getirildi.” Lledo şöyle devam ediyor: “George F. Bass’in beni en derinden etkileyen yorumlardan biri aşağı yukarı şu şekildeydi: Evdeki su bardaklarından birinin kırıldığını düşün, sonra bunlardan bir tane daha kırılıyor, sonra bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha… Bunların hepsi aynı renkte, şekilleri aynı; bu şekilde 20 tane kırılmış ve parçaları da birbirine karışmış. Sonra sen bunları bir araya getirmeye çalışıyorsun. Bunu çok daha büyük, muazzam bir ölçekte yaptığını düşün, işte sana Serçe Limanı Koleksiyonu.”

Bu yorumu aktaran arkeolog Berta Lledo’yu ne yazık ki bu satırları kaleme aldığım günlerde kaybettik. “Derinlerdeki Portreler” kitabı için bir araya geldiğimiz günlerde tanıştığım bu özel insanı saygıyla anıyorum. Bu satırları okuyan herkesi Lledo ve yukarıda ismi geçen kişilerin emeklerini görmek için Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret etmeye davet ediyorum. Bu sular ve bu özel insanlar olmadan denizcilik tarihi asla yazılamazdı. Onların emekleri ise Bodrum’da canlı bir belleğe dönüşmüş olarak sizleri bekliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.