ERTUĞRUL & BERTA

Bir bilim insanı ile bir geminin, bizim kıyılarımızdan çok uzakta, başka bir denizdeki hikâyesi. Ertuğrul ve Berta.

İspanyol bilim insanı Berta Lledo 1990’ların başında kendi topraklarından oldukça uzağa, Akdeniz’in diğer kıyısına doğru yelken açarak Bodrum’a geldi. Ertuğrul Fırkateyni ise 132 sene önce Berta gibi başka denizlere, başka kıyılara varmak için İstanbul’dan demir aldı ve Japonya’ya gitti. Kader bu ikiliyi 2007 yılında Japonya kıyılarında buluşturacaktı. Fakat her ikisinin de bundan haberi yoktu. Bu buluşma her ikisinin hikâyesi için de önemli bir kilometre taşı oldu. Bizim denizlerimizden çok uzakta bize ait bir hikâyenin iki yarısı. Bu Ertuğrul ile Berta’nın, bir gemi ile bir bilim insanının hikâyesi.

MİLYONLARCA KIRIK CAM PARÇASIYLA GEÇEN YILLAR

Tarihler 1993 yılını gösterdiğinde genç bir İspanyol arkeolog evinden oldukça uzak, başka bir ülkeye doğru yola çıktı. Amacı, dünyanın en büyük İslami cam koleksiyonunu içeren batığının çalışmalarında yer almaktı. O ve diğer ekip üyeleri Serçe Limanı Cam Batığı ismindeki kazıdan çıkartılan yaklaşık 3 ton civarındaki, 1 milyon kırık cam parça üzerine çalışmaya başladılar. Bu öylesine zorlu süreçti ki, milyonlarca parçadan oluşan kırılmış cam kargonun birleştirilmesi yıllar sürdü. Bir sohbetimiz sırasında Berta, Bodrum Kalesi’nde sürdürülen bu meşakkatli çalışmanın her anından büyük keyif aldığını ve çok fazla şey öğrendiğini söylemişti. Ardından denizcilik tarihinin aydınlatılması için sayısız sualtı arkeolojisi projesinde çalıştı. Ve zamanı geldiğinde onu bu kıyılara getiren kaderi, yeni bir yolculuğa çıkma zamanın geldiğini kulağına fısıldadı. Takvimler 2007 yılını gösterdiğinde bu kıyılara ait bir hikâye için çok uzaklara yelken açtı.

FELAKETLER ZİNCİRİ

Hikâyenin diğer kahramanı ise aynı limana varmak için 132 yıl önce yola çıkmıştı. Ama tarihimizdeki en önemli gemilerden biri olan Ertuğrul’un hikâyesi biraz daha öncesine dayanıyor. Osmanlı Devleti ile Japonya arasında ilk resmi görüşmeler 1887 senesinde başlar. Japon Prensi Komatsu, Avrupa’ya düzenlenen bir seyahat sırasında planlı bir ziyaretle İstanbul’a gelir. Bu ziyaret iki ülke arasındaki ilişkiler adına önemli bir adımdır. Bu ziyaretin ardından Sultan II. Abdülhamid tarafından bir heyetin Japonya’ya gönderilmesi gündeme gelir ve Ertuğrul isimli fırkateyn bu görev için seçilir. 79 metre boyunda ve 15,5 metre genişliğindeki Ertuğrul, Ekim 1863’te denize indirilmişti. Okyanus koşullarına ve bu denli uzun bir yolculuğa dayanıklı olup olmadığı tartışılsa, hatta bir rapor hazırlanması istense de sonunda bu görev için seçilir ve 14 Temmuz 1889 tarihinde İstanbul’dan yola çıkar. Fakat bu uzun yolculuğun sorunlu geçeceği henüz ilk etapta kendini belli eder. Süveyş Kanalı’nda kaza geçiren gemi ancak 12 gün süren bir çalışmayla onarılır. Yeniden yola çıktıktan sonra aralarında Cidde, Aden, Bombay, Singapur, Saygon, Hong Kong, Nagasaki, Kobe gibi birçok limanın bulunduğu rotasını takip ederek 7 Haziran 1890’da Yokohama Limanı’na ulaşır. Kafilenin başındaki Osman Paşa, Japon İmparatoru Meiji’ye Padişah II. Abdülhamid’in gönderdiği mektup ve imtiyaz nişanını takdim eder. Bu görevin ardından bir süre daha Japonya’da kalan Ertuğrul burada çeşitli etkinliklere katılarak ülkesini başarıyla temsil eder. Dönüş emri geldikten sonra hazırlıklara başlansa da yola çıktığı andaki kaderi onu takip etmeye devam eder. Bölgedeki kolera salgını gemi personelinden 13 kişinin vefat etmesine sebep olur. Kayıpların artması endişesiyle Ertuğrul Fırkateyni 15 Eylül 1890 tarihinde Yokohama Limanı’ndan ayrılır. Ayrılmak için doğru bir zamanlama değildir. Dönüş yolculuğunun ikinci gününde şiddetli rüzgâr, tayfuna döner. Yokohama’dan Kobe’ye ilerlerken Oshima Burnu yakınında, 16 Eylül günü kayalıklara çarparak batar. 526 askerimiz Japon sularında şehit olur. Felaketin ardından bölgedeki köylüler askerimizin yardımına koşar ancak sadece 69 askerimiz kurtarılabilir.

İLKLER

Japon hükümetinin kazazedeleri gönderdiği gemiler, Ertuğrul yola çıktıktan 18 ay sonra, Ocak 1891’de İstanbul ulaşır. Japonya’da da aynı Türkiye’de olduğu gibi büyük felaketlerde yardım kampanyası başlatma geleneği vardır. Bu kapsamda ülkedeki bazı gazeteler kazada şehit olan askerlerimizin aileleri için yardım kampanyası başlatır. Daha da ilginç ve önemli olan husus ise şu: Japonya’da Ertuğrul faciasıyla birlikte ilk kez yabancılar için yardım kampanyası organize edilmiştir. Diğer taraftan Ertuğrul’dan önemli eşya ve aletlerin çıkarılması konusu da gündeme gelir. Zira batan gemilerdeki değerli eşyaların özellikle silahların çıkarılması çok eski dönemlerden beri uygulanan bir yöntemdir. Japonya, Osmanlı Devleti’nden aldığı izinle çalışmalara başlar. Böylece enkaz alanına ilk dalışlar gerçekleşir ve sualtından çıkartılan malzemeler İstanbul’a getirilir. Çıkarılan toplar donanmanın bir başka önemli gemisi Osmaniye firkateynine aktarılır. Facianın olduğu alanda arkeolojik bir çalışma yapılması ve hikâyenin karanlıkta kalan bir kısmı varsa aydınlatılması için 118 sene geçmesi gerekecektir. 2007 yılında yaklaşık 25 yıldır Türkiye’de çalışan İspanyol arkeolog Berta Lledo Ertuğrul’u incelemek için Japonya’ya gider.

ÇALIŞMALAR BAŞLAR

Berta Lledo başkanlığında 2007 yılında ilk yüzey araştırmasını yapan uluslararası ekip, 2008, 2009, 2010 ve 2015 yıllarında da enkaz üzerinde titiz bir sualtı çalışması yürütür. Tüm bu süreç 500 saatin üzerinde bir sualtı çalışmasına karşılık gelirken, karada harcanan zaman bunun kat ve kat fazlasıdır. Sualtında çıkarılan eserler üzerinde 2016 yılına dek laboratuvar çalışmaları devam ederken, yaklaşık 8 bin 300 buluntu için uluslararası bir ekip Japonya’daki ve Bodrum’daki merkezlerde çalışır. Söz konusu buluntular arasında gemi personeline ait kişisel eşyalar, porselen tabaklar, gemiye ait ahşap ve metal parçalar, toplar ve top mermileri bulunmaktadır. Berta, yaptığımız söyleşi de şunları aktarmıştı: “2016 yılında Kushimoto’da bir laboratuvar çalışmamız oldu ve konservasyon işini büyük oranda tamamladık. Bu arada Bodrum’da laboratuvar çalışmalarımız yıl boyunca devam etmektedir. Konservasyonun bir bölümü devam ediyor. Yazı işlerimiz ve araştırmalarımız da aynı şekilde. Japonya’daki saha çalışmamızda Kushimoto Belediyesi ile işbirliği halinde bir ‘açık laboratuvar’ politikası izliyoruz. Bu, herkesin katılabileceği anlamına geliyor. Yerli veya çok uzaklardan gelerek laboratuvarda bir gün çalışabilecek birçok ziyaretçimiz oluyor. Birçok okulun, lisenin, yerel kültürel derneklerin ve grupların ziyaretlerine ev sahipliği yapıyoruz. Geliyor ve kendi tarihlerinden bir parçaya dokunmanın keyfini yaşıyorlar. Arkeolojik çalışma düzenine paralel olarak 2010 yılında gezici sergimizi başlattık. Ertuğrul Projesi: Japonya’da Bir Osmanlı Gemisi. Bu sergi birkaç farklı yerde açıldı: Kushimoto, Alanya, Bodrum, Osaka, Wakayama, Tokyo, Osaka, İstanbul ve Mersin Deniz Müzesi…” Bu sözlerin sahibi Berta Lledo, Ertuğrul’un Türk ve Japon halkları için anlamını anlamış dahası onun hikâyesini aydınlatmak için yaklaşık 10 sene çalıştı.

TÜRK-JAPON DOSTLUĞUNUN KİLOMETRE TAŞI

Berta, Ertuğrul ile o kadar bütün oldu ki, sualtı ve üstünde yaptığı araştırmalarla ömrünün yaklaşık 10 senesini adadığı Ertuğrul’u doktora tezi olarak çalıştı. Türk-Japon dostluğunun önemli bir kilometre taşı olan Ertuğrul için kazanın yaşandığı Kuşimoto’da her yıl anma törenleri yapılıyor. Bunun için iki önemli nokta yer alıyor. Kuşimoto’da 1891’de dikilen şehitler anıtı ve 1974 yılında inşa edilen Türk Müzesi. Ama hikâyenin özellikle son kısmını yazan Berta da kendi çalışmalarıyla Ertuğrul için bir anıt daha dikti ve doktora tezinden oluşan “Ertuğrul Fırkateyni-Japonya’da Bir Osmanlı Batığı” isimli kitabı İspanya’da İspanyolca olarak yayınladı. Bu ona son saygı duruşu olarak kayıtlara geçti. Artık ayrılmaz bir bütün olan bu ikiliden Berta Lledo’yu ne yazık ki bu yıl, 27 Temmuz 2021’de kaybettik. Deniz tarihini, bizim tarihimizi araştıran bu kıymetli meslektaşımı saygıyla anıyorum. Berta ve Ertuğrul derin mavide sonsuza dek buluştu. Bu onların, bizim, bu kıyıların çok uzaklardaki hikâyesi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.