Gemilerle gelen yıkım PANDEMi

Asırlar önce küresel çaptaki ilk pandemi gemiler vasıtasıyla Akdeniz’e ve hemen ardından İstanbul’a ulaştı. Gemilerle gelen bu yıkım tarihin seyrinde önemli kırılmalara yol açtı.

Deniz, tarih boyunca çevresinde kurulan medeniyetler için birleştirici bir unsur olmuştur. İnsan, dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zaman dilimlerinde başlamakla birlikte aynı eylemi gerçekleştirmiş ve yeni kıyılara kürek çekmiştir. Keşfetme içgüdüsü şüphesiz insanı insan yapan en önemli özelliklerin başında gelir. Örneğin, Ege Denizi’nin dağınık ada dağılımının da yardımıyla Mezololitik Çağ’da, başka bir şekilde dile getirirsek, günümüzden 10 bin yıl önce insanlar adalar arasında kürek çekerek obsidyen (volkan camı) kaynaklarına ulaşıyorlardı. İnsanlık o dönemden başlayarak tarihin her dönemi deniz aşırı faaliyetlerde bulunmuş ve bu çağdan itibaren yavaş fakat emin adımlarla kıyı yerleşimleri arasında günümüzdeki internet ağına benzer görünmeyen ama çalışır bir ağ örmeye başarmıştır. Bu ağ son 100 yıldır arkeoloji ile aydınlatılarak daha görünür hale getirilmiş ve böylece insanın tarih yolculuğu daha net şekilde resmedilmeye başlanmıştır.

YELKEN AÇAN İLK UYGARLIKLAR

Tüm çalışmaların ardından rahatlıkla şunu söyleyebiliriz ki, deniz taşıtları olmadan bugünkü medeniyet inşa edilemezdi. En azından bu kadar kısa sürede. Yelken açan ilk uygarlıklar önce ürünleri sonrasında da bu ürünleri şekillendiren kültürlerini yeni kıyılara ulaştırdılar. Bunu inanç ve düşünce biçimleri takip etti. Dünyanın çeşitli noktalarında yelken açan kâşifler, denizciler ve tüccarlar bir kıyıdan diğerine ulaşarak bugünkü ortak kültürümüzü inşa ettiler. Bu nedenle dünyanın birçok bölgesi özellikle aynı denizi paylaşan ülkeler ortak kültürler oluşturdular. Bugün dünya haritasında iç denizlere bakıldığında, bu ortak kültür net şekilde görülebilir. Kadim Akdeniz bunun en iyi örneklerden biridir. 

İnsanın tarih sahnesindeki yürüyüşünde elde ettiği tecrübe ve bilgi birikimi ile zaman içinde deniz taşıtları da gelişti. Önceleri hayvan postları, sallar ve saz kayıklar üzerinde taşınan insan ve yükler zaman içinde yerini önce 10 metre üzeri ahşaptan yapılmış yelkenli ticaret teknelerine, ardından da daha büyük ve dayanıklı gemilere bıraktı. Büyüyen ve gelişen gemi teknolojisiyle ticaret arttı. Artan ticaret ile adım adım daha küçük bir dünyaya yelken açtık. Mesafeler kısaldı, daha uzak bir noktaya daha çok ürünü daha kısa zamanda ulaştırdık. Deniz ulaşımının kara ticaretiyle kıyaslanmayacak kadar hızlı ve etkin bir yol olduğu artık keşfedilmişti. 

DAHA BÜYÜK OLMAK?

Bu keşifle birlikte gemiler, Antik Çağ’da egemen olmayı ve gücü elinde bulundurmayı isteyen kralların, yüzyıllar sonra ise içinde bulunduğumuz ekonomik sistemin mimarlarının, en önemli silahına dönüştü. Her iki zaman diliminde de gücün istediği yegâne şey büyümek ve ardından daha çok büyümekti. Antik Çağ ile birlikte modern insanın başındaki en büyük sorunun yani tüketim sorunsalının temelleri atılmaya başlanmıştı. Yöneticiler ve tüccarlar her geçen gün büyüyen şehirleri beslemek için daha fazla deniz aşırı etkileşim kurulmak zorundaydı. Bu sorunu çözmek için daha büyük gemilerle daha çok sefer düzenlendi ve özellikle nüfusu beslemek için tahıl ithal edildi. Roma, büyüyen nüfusu ile bu sorunu ilk yaşayan kentlerden biri oldu ve sorunu çözmek için birçok önlem aldı. Başta Mısır olmak üzere çeşitli bölgelerden tahıl ithal ediyordu. Bu ihtiyaç öylesine büyüdü ki, zaman içinde Akdeniz’in doğusu ile batısı arasında her gün katlanarak büyüyen ticari bir deniz ağı oluştu. Akdeniz’in her köşesinden Roma’ya temel ihtiyaç ve lüks tüketim ürünleri getiriliyordu. Bu ağ o kadar önemli bir hale geldi ki; Roma ağın kontrolü ve güvenliği için ciddi ölçüde emek, zaman ve güç harcamaya başladı. Zira iyi organize edilmiş bu taşıma ağı Roma’yı besleyen hatta ayakta tutan can damarına dönüşmüştü.  

TRUVA ATININ YERİNE AHŞAP GEMİLER

Roma ve imparatorluğun diğer büyük şehirleri için uygulanan sistem yüzyıllar sonra da değişmedi, hatta katlanarak devam etti. Altıncı yüzyıla gelindiğinde Konstantinopolis 500 bin nüfusu ile oldukça büyük bir çekim merkeziydi. Dolaysıyla da bu muazzam kentin en büyük problemlerinden biri yeterli gıda maddesinin temin edilmesiydi. Bu denli büyük nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak için başta Mısır olmak üzere birçok noktadan gemilerle tahıl taşındı. Fakat pervasızca büyüyen ve hızlanan ticaret bilinmeyen bir düşmanı şehrin içine kadar taşıyacaktı. Bu düşman güçlü silahları ve ordusu olan bir devlet değil; dünya tarihinin gördüğü ilk küresel pandemi olan vebadır. 

JUSTINIANUS VEBA SALGINI

Bu öylesine bir davetti ki, bu defa düşman silahlara ya da ahşaptan yapılmış bir ata ihtiyacı olmadan şehrin surlarını rahatça aştı. Ahşap bir at yerine ahşap gemilerle kolayca şehri ele geçirmişti. Karadan yapılan ticaretin hacmi göz önüne alındığında hastalıkları taşıma ihtimali oldukça zayıftır. Bu nedenle küresel çaptaki ilk pandemi gemiler vasıtasıyla taşındı. Veba ilk olarak Çin’de ortaya çıktı ve bir süre sonra da Mısır’a ulaştı. Tarihler M.S. 541’i gösterdiğinde İskenderiye’deki salgın büyüdü ve bir yıl sonra 542’de tahıl yüklü gemilerle Konstantinopolis’e ulaştı. Tarihe “Justinianus Veba Salgını” olarak geçen pandemi, Bizans İmparatorluğu’nu ve Akdeniz’deki neredeyse tüm liman şehirlerini ciddi ölçüde etkiledi. Sosyal yapıyı, ekonomiyi, siyasi kararları değiştirdi ve tarihin seyrinde önemli kırılmalara neden oldu.  

Farelerin üzerinde bir böcekle taşınan salgın tahıl ve çeşitli ürünlerin yüklü olduğu gemilerle bir sonraki durağa ulaşıyor; bir limandan diğerine taşınıyordu. İnsanı ısırarak veba mikrobunu bulaştıran böcekler çok kısa bir sürede salgının Konstantinopolis’te yayılmasına neden oldu. Bu korkunç hastalık üç asır boyunca dalgalı bir seyir göstermiş, Akdeniz kıyılarını ve Avrupa’yı tehdit etmeye devam etmiştir. Tarihçiler farklı bilgiler verse de, ciddi kayıpların yaşandığı biliniyor. Bazı tarihçiler İstanbul’da 200 bin civarında insanın bu salgında öldüğünü belirtiyor.

Her sistemin ayakta kalması, devamlılığını sağlaması için büyümeye muhtaç olduğunu düşüncesi yüzyıllardır insanlığa empoze edilen hap düşüncelerden en çok satanıdır. Alıcısı hazır olan bu düşüncenin savunucuları sistemlerin, şirketlerin ve şehirlerin hep daha da büyümesi gerektiği anlatır. Bugün sayıları onları geçen mega şehirler dünyanın birçok ülkesinden daha büyük. Dolayısıyla en büyük tüketici guruplar bu şehirlerde yaşıyor. Bugün sağlıklı veri aldığımız birçok mega şehrin bu pandemide ne durumda olduğunu görüyoruz. Tarih boyunca bazı şehirlerin beslenme sorunu hep olmuştur. Bu üretimin yetersizliğinden değil; pervasız büyümenin sonucu ortaya çıkmış bir sorundur. Bugünlerde yaşadığımız zor süreç “Belki de o kadar büyümemize ve doyumsuz olmamıza gerek yok” düşüncesini daha çok akıllara getirecek, belki de bundan dersler çıkaracağız.  

TÜM İNSANLAR

Günlerdir duyduğumuz daha da ötesinde yaşadığımız pandemi, Eski Yunancada “tüm” anlamına gelen “pan” ile “insanlar, halk” anlamına gelen “demos” kelimelerinden türetilmiştir. Kelime, anlam itibarıyla açıkça bizlere sesleniyor. “Tüm insanlar”, artık uyanın! Şu açık ki, bu salgın tüm insanlığı etkiledi ve etkilemeye devam edecek. Dilerim bu süreçte aslında tek bir sıfatımız olduğunu, onun da “insan” olduğunu hatırlarız. Daha güzel günlere yelken açmak dileğiyle. Kaptanın da dediği gibi, “elbet yeniden açılacağız maviliklere”… ☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.