Karadeniz’deki kurt sürüsü U-BOTLAR

Dünya tarihinin gördüğü en yıkıcı savaşta, durdurulamaz denilen Nazi savaş makinesinin en sinsi parçası, suyun altındaki sessiz düşman U-Botlar…

Kelimelerin şüphesiz bir ruhu ve dönemlere göre daha derin anlamları vardır. “Unterseeboot” da bu kelimelerden bir tanesi. Günümüzde Almanca biliyorsanız anlamlı gelecek olan bu kelime, 1940 yılında Atlantik’te seyreden bir ticaret ya da savaş gemisi mürettebatı olsaydınız çok daha fazla anlam ifade edecek, duyduğunuz an iliklerinize kadar korkmanıza neden olacaktı. Winston Churchill hatıralarında savaş boyu en korktuğu şeylerin başında Alman denizaltılarının geldiğini yazmıştı. Almanca denizaltı anlamına gelen “Unterseeboot” kelimesi İkinci Dünya Savaşı boyunca “U-Bot” olarak kısaltılacak ölüm makinesinin adıydı. İkinci Dünya Savaşı tarihi incelendiğinde birçok başlıkla karşılaşılır. Bunların başında deniz savaşları ve U-Botlar en üstlerde yer alır. Zira 60 milyon insanın hayatını kaybettiği, dünyanın gördüğü en büyük ve yıkıcı savaşın tek sahnesi kara değildi. Oldukça ürkütücü Nazi savaş makinesi savaş başlar başlamaz bunun aynı zamanda bir deniz savaşı olacağını göstermişti. İngiltere İkinci Dünya Savaşı’na dahil olur olmaz 3 Eylül 1939’da Alman VIIA tipi U-30 denizaltısı “Athenia” isimli İngiliz yolcu gemisini Atlantik’te batırdı. Geminin 1100 yolcusu vardı. Ne yazık ki yüzden fazlası bu saldırıda hayatını kaybetti. Hitler beklendiği üzere bu olayı üstlenmedi. Hatta İngiltere’yi kendi gemisini batırmak suçladı. Tüm bu kargaşa içinde savaşın kaderini değiştirecek U-Botların ilk kurbanı “Athenia” olmuştu fakat bu sadece bir başlangıçtı.

Kraliyet Donanması güçlü ve büyük gemileriyle bu sorunun üstesinden geleceğini düşünse de, U-Botlar bu olaydan sadece iki hafta sonra bir İngiliz uçak gemisini batırdı. Uçak gemisine karşın oldukça küçük bir denizaltının Kraliyet Donanması’nın en görkemli gemilerinden birini batırması oldukça sarsıcı bir olaydı. O güne kadar büyüklükle orantılı olarak düşünülen kazanma algısı bir anda sarsılmıştı. Sonar henüz geliştirilme aşamasında olduğu için suyun altındaki bu sinsi düşman ile savaşma şansları neredeyse yoktu. Nazi savaş makinesinin bir sonraki hedefi Kraliyet Donanması’nın bir diğer önemli gemisi “HMS Royal Oak” oldu. Scapa Flow’da gerçekleşen baskının ardından tüm İngiltere U-Bot kelimesinin anlamını öğrenmiş ve korkuyu ilklerine kadar hissetmişti. Hitlerin ana hedefi ise İngiltere’nin ABD ve Kanada ile bağlantısını baltalamaktı. Başarılı da oldu. Savaş öncesi İngiltere yaklaşık 60 milyon ton yiyecek ve hammadde ithal ederken U-Bot saldırılarından sonra bu rakam yarı yarıya düştü. Gözü dönmüş Hitler askeri gemiler dışında ticaret gemilerine, hatta yolcu gemilerine saldırıyordu. “SS City of Benares” gibi çocukları taşıyan gemilerin batırılması ile Hitler denizlerde de savaş suçu işlemeye başlamıştı.

KURT SÜRÜSÜ

Çeşitli tipteki U-Botlar, Nazi savaş makinesinin önemli bir kozu haline gelmişti. Kraliyet Donanması ise bu makineyi durdurmak için hem farklı teknikler deniyor hem de yeni teknolojiler üretmeye çabalıyordu. Savaşın başında Almanlar, I. Dünya Savaşı’ndan kalma bir taktik ile savaşıyor, her denizaltı bireysel hareket ediyordu. Bir süre sonra Atlantik’teki ticaret filoları İngiliz askeri gemileri tarafından korunmaya başlandı. Birden fazla askeri gemi tarafından korunan filolara tek bir denizaltının saldırması çok tehlikeliydi. Hitler’in kurmayları bunun için yeni bir planı devreye soktular. “Kurt sürüsü” adını verdikleri strateji ile birden fazla U-Botun tek bir merkezden hareket etmesini sağladılar. Bu planda her denizaltının noktasal olarak yerini bilen merkez saldırı stratejisini kendi belirliyordu. Eşsiz bir plandı. Bu sayede kalabalık ticaret filolarına aynı anda, farklı noktalardan saldırabiliyorlar ve bunun sonucunda büyük zayiat verilmesine yol açıyorlardı. Bu saldırılardan bir tanesinde beş denizaltından oluşan kurt sürüsü, 35 gemilik bir ticaret filosuna saldırmış ve 20 gemiyi batırmıştı. Sayıları savaş sırasında bir ara 300’e yükselen U-Botlar geceleri, görüş mesafesinin en az olduğu sırada saldırarak yıkımı her geçen gün artırıyorlardı.

Bu saldırılar sırasında denizaltılar özel bir sistem olan enigma sayesinde merkez ve birbirleriyle iletişim kuruyorlardı. Kusursuz işleyen plan ancak 1941 yılında çözülebildi. Bir çarpışma sırasında ağır hasar alan Alman denizaltısından iletişim için kullanılan ekipmanlar ele geçirildi. Bu savaşın kaderinin değiştiren olaylardan biriydi. Merkez ile kurt sürülerinin iletişimini sağlayan cihazın bir örneği İngilizlerin eline geçmiş, İngilizler bu şifreleme sistemini zor olsa da çözmüşlerdi. Birçok tarihçiye göre bu olay savaşın kaderini değiştirdi ve savaşın daha erken bitmesine neden oldu. Bu olayın ardından U-Bot kayıpları hızla arttı. Almanlar ise iletişim ağlarının deşifre edildiğinden habersiz kurt sürülerini yönetmeye devam etti. Sonarın zaman içinde geliştirilmesiyle birlikte kör dövüşü son bulmuş, Kraliyet Donanması bir adım öne geçmişti.

BARBAROSSA HAREKÂTI

Batıda İngiltere ile mücadele eden Hitler, 22 Haziran 1941’de yeni fakat oldukça riskli bir hamle yaptı ve Sovyetler Birliği’ne savaş açtı. Birçok tarihçiye göre hatalı olan bu hamlenin altında Nazi savaş makinesinin bitmek bilmeyen açlığı yatıyordu. Petrol rezervleri açısından Sovyet toprakları Hitler’in savaş makinesini doyurabilirdi. Barbarossa Harekâtı başlarda ciddi bir başarı kazandı. Güçlü Alman ordusu oldukça hızlı ilerliyordu. Hitler tüm gücüyle karadan saldırıyordu.

Hatta U-Bot yapımına aktarılacak çeliğin kara birlikleri için harcanması gerektiği görüşünü savunuyordu. Kurmaylarından farklı olarak o deniz kuvvetlerine pek önem vermiyordu. Atlantik’te yapılan savaşı doğru okuyamadığı bir gerçekti. Başlarda oldukça hızlı ilerleyen harekât bir noktada durdu. Oyun kilitlenmişti. Hitler, yardım gelmezse Rusların direncini kıracağına inanıyordu. Bu nedenle Rusların tüm sevkiyat noktalarını kesmek için yeni bir hamle yaptı.

KARADENİZ’DE BÜYÜK OPERASYON

U-Botlar sayesinde Atlantik’te İngilizlere oldukça sorun çıkarmış; uzun bir süre boyunca denizaşırı yardımları kesintiye uğratmıştı. Bunu Karadeniz’de de başarabilirdi. Fakat önünde bir sorun vardı. Karadeniz’e tek giriş yolu Boğazlar’dı. Türkiye’nin dirayetli ve tarafsız politikası bu seçeneği ortadan kaldırıyordu. Zira Montrö Sözleşmesi sayesinde Boğazlar askeri gemilere kapatılmıştı. Boğazlar’dan geçme talebi Türkiye tarafından reddedilen Almanlar bu defa Alman üretimi olan ve Türk Deniz Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan denizaltıları satın almak istedi. Sonuç değişmedi. Türkiye’yi tarihin gördüğü en büyük ve yıkıcı savaşa sokmak istemeyen İsmet İnönü teklifi reddetti. Bu, Hitler için aşılması gereken bir sorundur. Yeni ve oldukça çılgın bir fikir gündeme gelir. Donanma üssü olan Kuzey Denizi’ndeki Kiel’den Karadeniz’e bir sevkiyat planlanır. Yaklaşık 3500 km’lik bu sevkiyatta nehirler ve kara yolu kullanılacaktır. Nihai hedef, Karadeniz kıyısındaki Köstence Limanı’dır. Bu operasyon için U-Botların en küçüğü olan tip 2B tercih edilir. 42 metre uzunluğunda yalnızca 4 metre genişliğindeki bu denizaltılarda 24 personel görev yapabiliyordu. Sadece beş torpidonun bulunduğu bu modeller Atlantik’te savaşan denizaltılarla kıyaslanmayacak ölçüde küçüktü. Sık sık ikmal yapmaları gerektiği için Almanya tarafında yer alan Romanya limanlarını kullanacaklardı. Bu görev için seçilen altı denizaltı (U 9, 18, 19, 20, 23, 24) Kiel’den yola çıkmadan önce en küçük parçasına dek söküldü. Nehir ve kara yoluyla yaklaşık olarak bir yıl gibi bir sürede büyük bir operasyonla Köstence’ye taşındılar. Romanya kıyılarına ulaşan denizaltılar yeniden birleştirilerek göreve hazır hale getirildi. Bu inanılmaz operasyon sonucunda altı denizaltından oluşan kurt sürüsü Ekim 1942’de Karadeniz’de göreve başladı ve kısa sürede önemli başarılar elde etti. Karadeniz’deki görev sürelerinde 26 gemiyi batırmayı başardılar. Buna karşın üç denizaltı kaybedildi. Ama diğer üç U-Bot Ruslara ciddi zarar vermeye devam ediyordu. İlerleyen süreçte Hitler’in çok güvendiği kara ordusu önce durdu ardından da tüm itirazlarına rağmen çekilmeye başladı.

Hitler kaybediyordu. Üçüncü Reich’ın düşüşü doğuda başlamıştı. Ruslar Romanya’ya girdikten kısa süre sonra kalan üç U-Botun tek ikmal seçeneği ortadan kalktı. Tip IIB sınıfı olan U-Botlar yakıt ve mühimmatı açısından sınırlı modellerdi. Karadeniz’den çıkmanın bir yolunu bulmak zorundaydılar. Denizaltıların Boğazlar’dan geçmesine Türkiye izin vermiyordu. Geriye tek bir seçenek kalmıştı. Denizaltıların Rusların eline geçmesine izin verilemeyeceği için kurt sürüsünün kalan kısmı batırılacaktı. Atlantik’te başlayan U-Bot macerası tam beş yıl sonra Türkiye’nin kuzey kıyılarında son buluyordu. Üç denizaltı 9 Eylül 1944’te kaptanları tarafından batırıldı. U-19 Karadeniz Ereğli’de, U-20 Sakarya’nın Karasu açıklarında (1994 yılında Türk Deniz Kuvvetleri tarafından 26 metrede bulundu), U-23 ise Ağva açıklarında (yakın dönemde Türk Deniz Kuvvetleri ve Selçuk Kolay’ın yaptığı çalışmalar ile yeri tespit edildi) batırıldı. Karadeniz sahillerine çıkan Alman denizciler kısa sürede yakalandı. Almanların acımasızlığına benzer şekilde yanıt vermeye başlayan Ruslar yerine Türkiye kıyılarında karaya çıktıkları için oldukça şanslılardı. Mürettebat savaşın bitmesinin ardından yaklaşık bir yıl sonra evlerine dönmeyi başardı.

U-Botlar, denizcilik tarihinin en özel kilometre taşlarından biri. Karadeniz’deki kurt sürüsü ise şüphesiz en özel hikâyelerden. Türkiye sadece karada değil, kıyılarında da tarihin koridorlarında gezebildiğiniz eşsiz bir coğrafya. Dünyanın en eski batıklarından başlayarak 4000 yıllık somut denizcilik tarihi sularımızda aydınlatılıyor. MÖ 2 bin yıldan başlayarak 1940’lara dek eşsiz bir tarih… Denizlerimizi tanıdıkça kültür dünyamızın zenginleştiğini görecek, sahip olduğumuz kültürel emanetlere daha sıkı sarılacağız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.