Yıkık bir kaleden Bodrum Müzesi’ne uzanan bir hikâye BODRUM KALESİ -I-

Bu ay bir müzeden daha fazlası olan Bodrum Kalesi’ne ve onun dünyanın en güzel müzelerinden bir tanesine dönüşmesinin hikâyesine yelken açıyoruz.

Bodrum, 1960’lı yılların başında nüfusu 5 binin altında bir kasabaydı. İstanbul’dan otobüse binince Bodrum’a ulaşmak mümkün değildi. Önce İstanbul’dan İzmir’e bir yolculuk yapmak zorundaydınız. Ardından İzmir’den başka bir otobüsle Bodrum’a gidiliyordu. Bu yolculuk için sadece iki otobüs firması arasından tercih yapma şansınız vardı. Tercihinizi yaptıktan sonra İzmir’den Bodrum’a yedi saat süren yeni bir yolculuk daha… Ulaştığınız Bodrum ise bugünkünden oldukça farklı bir yerdi. Ekonomisi oldukça zayıf bu kasabada insanlar yazın yaylalara çıkıyor ve Bodrum boşalıyordu. Bodrum’un en geçerli mesleklerinden biri terzilik, diğeri berberlikti. Birkaç zengin ailenin de bakkal dükkânı vardı. O yıllarda bir gezgin olsanız muhtemelen dükkânlarda incir ayıklayan kadınları ve sakince ağlarını temizleyen balıkçıları fotoğraflayabilirdiniz. Turist ise henüz yok denecek kadar azdı. Denizde balığın çok, karada restoranın az olduğu günler. İki lokantası olan Bodrum’un toplam masa sayısı yirmi bile değil. Tratalar balıktan dönüp, limana vardığında balıkçıların göz hakkı olarak kasa kasa balık dağıttıkları; açık sinemaların kapalı sinemadan sayıca fazla olduğu yıllar. O yıllarda Bodrum’da iki otel var. Biri Emel, diğeri Sefa Otel. Bu iki otelin toplam yatak kapasitesi de yirmiyi geçmiyordu. Devamı Şubat 2020 sayımızda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.