Kunduz barajları Geri dönüşümsüz hayatlar

Geri dönüşümsüz hayatlar… Bir dizi ismi gibi oldu değil mi? Ama bizim hayatlarımız desek yanlış olmaz. Genellikle burada buluştuğumuzda bilinçsiz tüketimden, israfa yol açacak satın alımlardan, fazla plastik kullanımından vs. söz ediyoruz. Peki tamam bir şekilde aldık, kullandık veya kullanmadık, attık. Hatta geri dönüşüme gidecek şekilde de ayırdık diyelim. Burada bitiyor mu? Maalesef bitmiyor. 

Geri dönüşümün doğru yapılması öyle büyük önem taşıyor ki. Doğru yapılmadığında adeta zehir saçıyor. Size ülkemizle ilgili üzücü bir haber vereyim. Greenpeace’in bir Akdeniz araştırmasında incelenen beş farklı çöp döküm alanı, Adana’nın verimli tarım, hayvancılık ve sulama arazileri içinde yer alıyor. Yani çöp döküm alanının tam da “olmaması gereken” bir yerde. Uygun koşullarda geri dönüştürülmede yasalara uymak çok önemli. Bakın örneğin yasa dışı yakılırsa ortaya çıkan ağır metal, dioksin, furan ve kalıcı organik kirleticiler toprağa, suya, havaya, besin zincirine karışarak kansere ve daha birçok hastalığa neden olabiliyor. İnsanın yaydığı karbon ayak izi yetmiyormuş gibi bir de toprak zehir izi çıktı. İşte bu nedenle en başta satın almayı reddet üzerine vurgu yapıyoruz zaten. Alıp kullanıp geri dönüşüme dahi ayırsak sorun bitmiyor çünkü. Baştan reddetmek gerekiyor. Sıfır atığın birinci prensibi, gereksiz satın almazsan atık da çıkmaz, sıfır atık için de uğraşmazsın. 

2018 yılının başlarıydı. Çin plastik atık ithalatı ile ilgili yasaklar getirmişti. Bu, onlar için iyiydi ama bizde ithalat arttı. Hepimiz nefes almak için doğaya kaçarken onu kendimizden uzaklaştırıyoruz?

EKOSİSTEM MÜHENDİSİ KUNDUZLAR

Diğer canlılara baktığımızda, mesela hayvanlar, yaşadıkları yerlere ya adapte oluyorlar ya da iyileştiriyorlar. Size çok güzel örnekler vereyim. Kunduz barajlarını duymuş muydunuz? Kendilerini yırtıcı hayvanlardan korumak, besin depolamak veya kaçış yolu olarak kullanmak için nehir, göl gibi su kaynaklarına bariyerler inşa ediyorlar. Bu bariyerleri kullanarak baraj derinliğini artıracak havuzlar yapıyorlar. Yani kısacası doğayı kullanarak doğaya katkı sağlıyorlar, tabii hem de kendilerine. 

Öyle ki, 500 metre genişliğinde kunduz barajları var. Geceleri çalışıp ön pençeleriyle çamur ve taşlar, dişlerinin arasında da kereste taşıyor bu minikler. Kurdukları bu barajlarla çevreye adeta yeni bir düzen katıyorlar ve oradaki tüm ekosistem bu düzen üzerinden ilerliyor. Ekosistem mühendisi kunduzlar, bu sayede kuraklıkla mücadelede ve biyoçeşitlilik kaybın önlenmesinde resmen yaratıcı bir kahramanlık örneği sergiliyorlar. 

İnsan olarak bizim imkânımız, düşünmemiz. Becerimiz daha fazlayken neden tam tersini yapmaya eğilimliyiz? Aslında önce bunu kavrasak, belki temelden çözebiliriz sorunlarımızı. Soru sorarak, fark ederek başlamalı zaten. Çöpümüzü atmadan önce veya ürünü satın almadan önce şöyle bir geri adım atıp sormak, düşünmek iyileştirecek belki de. Sürdürülebilirliği yalnızca bir başlık olarak görmeyip hayatımıza entegre etmeyi başardığımızda bir şeyler olumlu yönde değişecek. Hem bireysel hem global çabalarla. Hava kirliliği, plastik atıklar, pandemi, orman yangınları derken çok yorulmadık mı? Daha az eforla daha kaliteli bir yaşam sürmek mümkün.☸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.